"TEKTÜRK ve 11 KASIM"; TEK BAYRAK ALTINDA, ÜNİTER VE BAĞIMSIZ TÜRK VATANINDA ÖZGÜRCE YAŞAMAK İSTEYEN VATANSEVER TÜRK MİLLETİNİN KURDUĞU, GERÇEK ATATÜRK ÖĞRETİSİ'NİN AYDINLATTIĞI YOLDA YÜRÜYEN, DAYANIŞMA, YARDIMLAŞMA VE BİRLİKTELİĞİ AMAÇLAYAN GÖNÜLLÜ KURULUŞLARDIR.
"TEKTÜRK ve 11 KASIM"; SAĞCI, SOLCU, ULUSALCI SİYASİ KURULUŞLAR DEĞİLDİR.

Güncel

11 Kasım Derneği 
ATATÜRK'ÜN KALDIĞI YERDEN DEVAM ETMEK,
YENİDEN TÜRK ÜLKESİNDE TÜRK GİBİ YAŞAMAK İÇİN...

NE MUTLU TÜRK'ÜM DİYENE...
www.11kasim.com

ÇOK YAKINDA....

Bizim çocukluğumuzda annelerimiz çalışmazdı.Okuldan eve geldiğimde boynumdaki anahtarla kapıyı hiç açmadım.Hatta Babanım bile anahtarı yoktu. Annem evimizin bir parçası gibiydi, hep evdeydi.Her yere birlikte giderdik, zaten öyle çok da gidilecek bir yer yoktu ki.....

En büyük eğlencemiz sokaklarda oynamaktı.Sokakta oynamak diye bir kavram vardı yani.Cafelerde, alış veriş merkezlerinde buluşmazdık.Okula arkadaşlarımızla gider, birlikte çıkar, oynaya,zıplaya yürüyerek gelirdik.


Servis falan yoktu. Ayakkabılarımız eskirdi.Hatta öyle olurdu ki; çantalarımızı kaldırımlara koyar oyuna bile dalardık.Annelerimiz bu durumu bildiklerinden kardeşlerimizle bizlere ekmek arası bir şeyler hazırlar gönderirdi.Mahallemizdeki teyzeler Annemiz gibiydi. Susayınca girer evlerine su içerdik.Ya da pencereden bize bir sürahi bir bardak uzatırlar,hepimiz aynı bardaktan kana kana içerdik.Kısacacı evine gidip gelen (...ki;sadece çişi gelen giderdi evine)elinde mutlaka yiyecekle dönerdi.
Anneleri o arada çocuğuna verdiği şeyden bizlere de
gönderirdi.Bu bazen bir kurabiye, bazen bir meyve olurdu.

Cebimizde harçlığımız olduğunda düşmesin diye çıkarır çantamızın üstüne koyar oyun bitince geri alırdık.

Çok garip ama kimse almazdı. Sokaklarımız evimiz kadar güvenli idi.Düşünce kaldırırlar, kavga edince barıştırırlardı bizi...
Polisler gelmezdi kavgalarımıza, zabıtlar tutulmazdı.Sonra kavgalarımız da öyle ustura, falçata ile olmaz,onlar nedir bilmezdik bile, asla kanla falan da bitmezdi, en fazla saçlarımızdan çeker, hayvan adları sayar, tekme atar, yine oyuna dalardık.


Birbirimizin suyundan içer, elmasına diş atardık.Misket oynamaktan parmaklarımız kanar yine de mikrop kapmazdık.Azar işitip, acillere taşınmazdık. Düşerdik ekmek çiğner basarlardı alnımıza, oyuna devam ederdik. Röntgenlere, ultrasonlara girmezdik.

Ben bizim çocukluğumuzu çok özledim.Sokaklarımız ruhsuzlaştı sanki. Komşumu tanımıyorum ama evinin camında, temizliğe gelen kadını haftada bir görür kolay gelsin der konuşurum.Onun dışında orada kim oturur hiç bilmem.Evimizi kendimiz temizlerdik, kapı silmece; bilmem kaç kuruş hepimizin elinde bezler güle oynaya bitirirdik işleri.Evlerimiz var, içinde yaşayan yok. Parklarımız var, içinde oynayan çocuk yok.Ama her yıl sökülüp yenilenen kaldırımlar, lüks
binalar,
ışıl ışıl vitrinler, girip çıkan yapay insanlar...Ruh yok, buz gibi buz, bu biz değiliz...

Tahta iskemlelerimizde oturan yaşlılarımız, onlara dede, nene diye hatırını soran çocuklarımız yok oldu. Ben kapılarında ‘vale’lerin, ‘bady’lerin beklediği yerlerden hep korkmuş çekinmişimdir. Kapısını çarparak örtüyor diye çocuğuna kızıp, taksidini bitiremediği arabanın anahtarını, hiç tanımadığı birine vermek ters gelir bana.
Benim değildir bu kültür. Ne ruhuma, ne kültürüme ne de cüzdanıma hitap eder..
Nedir bunlar? Reklamlarla desteklenen beyni, ruhu ele geçirilmiş insanlar olduk.


Birbirimize yabancı, yalnızlıklarımızla yaşar olduk.İyi de neden böyle olduk ?  Biz mi istemiştik? Yoksa birileri mi böyle istedi?..’Her toplum hakettiği gibi yönetilir’derler ya, hakettiği gibi de yaşar diyelim mi?

Avrupa Birliği'nin Türkiye'de açtığı ihaleleri bir bir kazanarak adı "AB Zengini"ne çıkan Refik Çölaşan'ın sözde Atatürkçü ağabeyi Emin Çölaşan, Org. Başbuğ'a ikinci bir açık mektup yazmış. İlkinde olduğu gibi ikincisinde de, Org. Başbuğ'u yalamış yutmuş.
Türk milletine yaranmak için Avrupa Birliği'ni biraz biraz eleştiren, ama diğer taraftan da tam bir AB'ci olduğunu bildiğimiz Emin Çölaşan, AB'nin ve ABD'nin kendine yüklediği misyon gereği; her sahte Atatürkçünün yaptığı gibi,  Genel Kurmay Başkanlarını göklere çıkarmaktan geri kalmıyor.
Öncelikle, sıradan her Türk vatandaşının-vatanseverinin bilmesi gereken hayati bir gerçek var ki o da şu; Kenan Evren'den sonra yakasında "ABD Liyakat Madalyası" olmayan Genel Kurmay Başkanımız yoktur

son yıllarda TÜRK SİLAHLI KUVVETLERE  karşı başlatılan,

karalama, sindirme, ve halk karşısında küçük düşürme harekatı tüm hızıyla devam ediyor.
bunlar son olarak iki subayın bülent arınç' a sözde ,suikast girişimi adı altında devam ediyor.
düşünün, bu iki subay 11 gündür bu çevrede bülent arınç ın evini gözlediği söyleniyor, bu iki TSK nın güzide, ve özel yetiştirilmiş subayı 11 günde arınç'ın evini ezberleyemiyor, cebinde evin adresi yazılı belgeyle dolaşıyor??.
bu özel yetiştirilmiş, TÜRKİYE işgal olduğu zaman, halkı örgütleycek gerilla olarak savaştıracak kurumun iki subayından bahsediyoruz, bu insanlar gayri nizami harp konusunda uzman kişiler, yok ceplerinde adres yazan bir belge bulundurmak, yaptıkları gayri nizami hiçbir olayın belgesi ve bilgisi bulunmaz....
peki bu olayda ne olmuş olabilir..?
Genelkurmay Başkanlığı, Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın evinin bulunduğu sokakta gözaltına alınan ve daha sonra serbest bırakılan iki subayla ilgili dün bir açıklama yaptı. Açıklamada, bu subayların TSK’ya karşı asimetrik psikolojik harekât yürüten çevrelere bilgi sızdırdığı iddia edilen bir askeri personel hakkında bilgi toplamakla görevli oldukları belirtildi. Genelkurmay, subayların üstlerinde ve araçlarında yapılan aramada iddia edildiği gibi herhangi bir silaha ve teknik takip teçhizatına rastlanmadığını, konutlarındaki aramada da herhangi bir suç unsuru bulunmadığını vurguladı. Dahası, bu subaylar Savcılık tarafından da serbest bırakılmıştı.

“Yandaş medya” bu haberin üzerine “mal bulmuş Mağribi gibi” atladı tabii… Bu askerler Başbakan Yardımcısı Arınç’a suikast düzenlenmesi için bilgi topluyorlardı, Genelkurmay’ın açıklaması şaşırtıcı idi, o sokakta arı gibi çalışmışlardı, gizli bir yapılanma vardı vs…

Bu konuda James Bond filmlerine taş çıkartacak senaryolar hazırlamak için elde yeterli “veri” vardır, gerisi hayal gücünüze kalmıştır! Ama Genelkurmay’ın açıklamasında da belirtildiği gibi en sağlıklı tavır “iddiaların doğru olup olmadığının soruşturma sonucu ortaya çıkmasını” beklemektir.

“Yandaş medya”yı saymazsak, birçok gazete Genelkurmay’ın açıklamasını tarafsız bir tutum içinde verdi. İşte birkaç başlık:
Yer: TBMM… Genel Kurul Salonu…

Gündem: 2010 yılı bütçe görüşmeleri…

Kürsüde, CHP İstanbul Milletvekili İlhan Kesici…

Hükümeti eleştiren Kesici, Başbakan Erdoğan’ın 2002 seçimleri öncesinde çay ve simit hesabı yaptığını söylüyor ve o dönemde 5 kişilik ailenin günde 3 öğün çay ve simit yemesi durumunda, bunun (o günün parasıyla) ayda 180 milyon lira tuttuğunu, o günlerde asgari ücretin de 184 milyon lira olduğunu vurguluyor.

Bu rakamları veren İlhan Kesici, “öldürücü”(!) vuruşunu yapıyor: Aynı ailenin aynı hesapla bugünkü aylık harcaması 900 TL, ama bugün asgari ücret 546 TL



Muhalefet eleştirdi. Şimdi sıra hükümette… O da yanıt verecek! Bu sefer kürsüye Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek çıkıyor ve Kesici’yi yanıtlıyor:

Değerli genç, yaşlı, köylü, kasabalı, şehirli, üniversiteli, ilkokul mezunu, kadın, erkek, çalışan, çalışmayan, doğulu, batılı ülkemizin değerli insanları, kardeşlerimiz, arkadaşlarımız, dostlarımız…

 

Türkiye’nin   anaları ağlıyor.  Türkiye’nin dört bir yanından yükselen ses  7 kahramanını unutmayacaktır.  Ruhları şad olsun kahramanlarımızın.  Bu hain saldırıyı tüm Türk ulusu kınıyor ve sorumluların hesap vereceği günü bekliyor. Yarın Manavgat 7 şehidimiz için birlik beraberlik içerisinde şehirlerine selam duracaktır.  Şehitlerimize rahmet, Yaralılarımıza acil şifalar dileriz. Unutmayacağız unutturmayacağız.09.12.2009

Öncelikle vatandaşın sorunu olduğunda ilk başvuracağı, güvenilir bir kurum olmalıdır.Sivil toplum kuruluşları,  koltuk sevdalısı olamamalıdır.  Dernek olarak ATATÜRK devrimlerini vatandaşa anlatmayı başarmalıdır. Dini duyguları göz ardı etmeden din bilgisi derin olan kimselerle vatansı buluşturmalıdır. Bizler bu bilinçle vatandaşa ulaşırsak, ne yobaz, ne de bilgisizlik kalır.
Vatandaşlarımıza ulusal değerlerimizi hangi siyasi anlayış anlatıyor, hangi bürokrat vatandaşın yanına gidip derdini soruyor? İşte bu görevi bizler yapmalıyız.
ATATÜRK cumhuriyetinin hasar görmesinde en büyük etken Cumhuriyet severlerden kaynaklanmıştır. Bize bir şey olmaz ve bir Türk dünyaya bedel anlayışı her zaman hakim olmuş, kendi dünyamızda olumsuzlukları göz ardı ederek rahat - rahat yaşamışız! Hepimizin biraz durup düşünmesi gereken sorumluluğumuzu hatırlamanın zamanı gelmiş, geçiyor bile…
Eskisi gibi mangalda kül bırakmayan hararetli konuşmalara zaman ayırmadan sokağa çıkıp, vatandaşla birlikte fıkır birlikteliği oluşturma zarureti doğmuştur.
O bunu dedi, şu bunu dedi diyecek lüksümüz kalmamıştır.
ATATÜRK devrimlerinin yıkılmaya çalışıldığı günümüzde zaman bizim için çok önem arz etmektedir. Bir masa başında oturarak bu vatan kurtarılmaz, vatandaşın bilgisine ve sözlerine, fikirlerine ihtiyaç vardır.
Birileri gibi dernek kurarak, sadece milletten para toplama amacı bizleri bu günlere taşmıştır.
Köylümüzle, kentlimizle, kimsenin ulaşamadığı insanlarımızı bulup dayanımsa çabasına gidilmelidir.
Köylümüzün bir bardak ayranı her zaman vardır. Bunu esirgemeyeceğini hepimiz bilmekteyiz.  Yeter ki  vatandaşlarımıza gidip onların çok değerli olduklarını bilmelerini sağlanmalıdır.
Sivil toplum kuruluşları insanları para makinesi olarak göremez, görenler de vahim sonuçlarla karşılaşmıştır. Adı üstünde sivil toplumun sesidir bu kuruluşlar. Ne yazık ki bazı olumsuz kişiler, insanlarımızı maddi açıdan sömürmüştür.
Yeni kurulacak derneğimiz bu imacı kıracak ve asil dernek
unvanına kavuşacaktır.

<< Başa Dön < Önceki 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 Sonraki > Sona Git >>

Sonuçlar 1 - 8 Toplam: 402

Bilmediğimiz Tarihimiz

En büyük düşman, düşmanların düşmanı, ne falan ne de filan millettir; bilakis bu, adeta dünya çapında bir Yahudi  saltanatı halinde bütün dünyaya hakim olan "Kapitalizm" afeti ve onun çocuğu olan "Emperyalizm" dir. Artık bütün dünyanın anlamış olduğu bu hakikat bizde de tamamen idrak ediliyor.
Bugünlerde başımıza musallat edilen Yunan, bütün düşman aleminin parçasından başka birşey değildir. Daha doğrusu, kapitalizm saltanatının mazlum milletlere karşı gönderebileceği son kuvvet, son ordudur! Nitekim bundan evvel üzerimize ordular salmış olan düşmanlar, yine böyle kapitalizm saltanatının ordularından başka birşey değildi. Moskof orduları, İtalya orduları, Bulgar ve Yunan orduları, kısacası bütün düşmanlarımız tamamen kapitalizm tarafından ayaklandırılırlardı.
Bir zamanlar tarihin eski devirlerinde dünya birtakım despot hükümdarların istibdatları altında ezilirdi. Sonraları milletler  bu istibdatları yıktılar. Fakat bu defa da; onun yerine paranın, sermayenin zulmü geçti.
Sermaye, bugüne kadar dünyada yapılmış olan bütün febalıkların yegane etkeni, yegane mesulü idi. Bu gün de odur! Eğer bütün dünyayı süratle istila eden kapitalizm aleyhtarlığı olmasaydı; bu zulüm yarın da devam edecekti. Çok şükür, zulüm devrinin son günlerindeyiz.
Kapitalizm sadece falan ve filan milletin düşmanı değildir. Bilakis bütün dünyanın, bütün milletlerin müşterek düşmanıdır. Milletleri birbirine düşüren kuvvet odur. Kardeş kanları döktüren fesatlar ondan çıkıyor. Dünyayı kaplayan sefaletin müsebbibi ve özetle bütün insanlığı inleten zulmün yegane zalimi odur. Yani kapitalizm'dir.
Bu zulümde başarılı olabilmek için arada sırada müracaat ettiği muharebeler yegane kuvvetleri, yegane silahları değildir. Bankalar sendikalar onun en kuvvetli silahlarındandır. Ve bütün milletleri bu silahla mağlup eder.
Memleketimize bakınız, Rejiler, Duyun-Umumiye'le, Kapitülasyonlar, Şimendiferler, Limanlar, Gemiler, Bankalar, Ticaret evleri ve bütün bu müesseseler, Avrupa Kapitalizm'inin bizi mahvetmek için, senelerden beri kullandığı iblisane bir makinenin parçalarıdır
Sade bizim memleketimizde değil, yeryüzünde bu makine devam ettikçe; sadece biz değil bütün dünya zulüm altında ezilecek, sefalet arşa çıkacak, insanlar felaketten felakete yuvarlanacaklardır. Bize bugün, sınır itibarı ile dünyanın en güzel barış şartlarını verseler, kapitalizm, memlekette bu günkü şekliyle kaldığı takdirde mahvımız muhakkaktır. Hatta değil böyle, bu şeytan makinesinin dörtte biri bile mevcut olsa, bizim için hayat imkanı yine tasavvur edilemez. 
Zenginlerimizi dolandıran o, fukaramızı soyan o, mal ve mülkümüzü çalan, haysiyet ve namusumuzu mahveden, bizdeki faziletleri tıpkı bir şeytan gibi iknaya çalışan ve bizi birbirimize düşüren hep odur.
Şu halde kendimizi kurtarmak için evvela bizim, sonra da bütün dünyanın şu melun kapitalizm afetinden kurtulması lazım gelir. Bunda sade biz menfaatdar değiliz. Kapitalizm sade bizim gibi zayıf milletler arasında değil, bilakis bizzat kapitalist memleketlerde de aynı derecede tahripkar ve insanlık düşmanıdır. Hatta İngiltere'de, hatta Fransa'da ve Amerika'da da böyledir. Ve oralarda da kapitalizm usulünden istifade edenlere nispetle, bunun zulmü altında inleyenlerin miktarları, yüzbinlerce kere ziyadedir. Buna göre, kapitalizmin düşmanı yalnız biz değiliz. Bütün dünya onun düşmanıdır. O halde; bütün dünya bizimle beraber demektir.
Dünyayı tanıyanlar, dünya işlerini bilenler, bütün açıklık ve katiyetle görüyorlar ki; artık bu hakikat bütün dünyada anlaşılmıştır.
Kapitalizm, halkihazırda Lehistan'da ve Anadolu'da son kurşunu atmakla meşguldür. Bundan sonra kullanacak silahı kalmıyor. İş, bu kuvvetleri yenmektir. Türkler, hakikati anlayınız! Anlamayanlar varsa onlara da anlayanlar öğretsinler.
Bolşevikler Lehleri kati surette mağlup ederlerken; bizim vazifemiz de Yunanistan'ı Anadoludan süratle, şiddetle ve derhal kovmaktır!
Ondan sonrası ise ebedi kurtuluştur!
       
Mustafa Kemal Atatürk, Başyazı, Hakimiyeti Milliye Gazetesi, 20 Temmuz 1920. 

Atatürk Diyor ki

Biz doğrudan doğruya milliyetperveriz ve Türk milliyetçisiyiz. Ben her şeyden önce bir Türk milliyetçisiyim. Böyle doğdum, böyle öleceğim. Cumhuriyetimizin dayanağı Türk topluluğudur. Bu topluluğun fertleri ne kadar Türk kültürü ile dolu olursa, o topluluğa dayanan cumhuriyet o kadar kuvvetli olur. Yetişecek çocuklarımıza ve gençlerimize, görecekleri eğitim ne olursa olsun, en evvel, her şeyden evvel Türkiye'nin istikbaline, kendi benliğine, milli ananelerine düşman olan bütün unsurlarla mücadele etmek lüzumu öğretilmelidir. Türk çocuğu ecdadını tanıdıkça daha büyük işler yapmak için kendinde kuvvet bulacaktır. Türk çetin işler başarmak için yaratılmıştır.