"TEKTÜRK ve 11 KASIM"; TEK BAYRAK ALTINDA, ÜNİTER VE BAĞIMSIZ TÜRK VATANINDA ÖZGÜRCE YAŞAMAK İSTEYEN VATANSEVER TÜRK MİLLETİNİN KURDUĞU, GERÇEK ATATÜRK ÖĞRETİSİ'NİN AYDINLATTIĞI YOLDA YÜRÜYEN, DAYANIŞMA, YARDIMLAŞMA VE BİRLİKTELİĞİ AMAÇLAYAN GÖNÜLLÜ KURULUŞLARDIR.
"TEKTÜRK ve 11 KASIM"; SAĞCI, SOLCU, ULUSALCI SİYASİ KURULUŞLAR DEĞİLDİR.

Güncel

ATATÜRK'ÜN BIRAKTIĞI YERDEN....

11 KASIM DERNEĞİ
www.11kasim.com

ÇOK YAKINDA....

NE MUTLU TÜRK'ÜM DİYENE

Avrupa Birliği'nin Türkiye'de açtığı ihaleleri bir bir kazanarak adı "AB Zengini"ne çıkan Refik Çölaşan'ın sözde Atatürkçü ağabeyi Emin Çölaşan, Org. Başbuğ'a ikinci bir açık mektup yazmış. İlkinde olduğu gibi ikincisinde de, Org. Başbuğ'u yalamış yutmuş.
Türk milletine yaranmak için Avrupa Birliği'ni biraz biraz eleştiren, ama diğer taraftan da tam bir AB'ci olduğunu bildiğimiz Emin Çölaşan, AB'nin ve ABD'nin kendine yüklediği misyon gereği; her sahte Atatürkçünün yaptığı gibi,  Genel Kurmay Başkanlarını göklere çıkarmaktan geri kalmıyor.
Öncelikle, sıradan her Türk vatandaşının-vatanseverinin bilmesi gereken hayati bir gerçek var ki o da şu; Kenan Evren'den sonra yakasında "ABD Liyakat Madalyası" olmayan Genel Kurmay Başkanımız yoktur

son yıllarda TÜRK SİLAHLI KUVVETLERE  karşı başlatılan,

karalama, sindirme, ve halk karşısında küçük düşürme harekatı tüm hızıyla devam ediyor.
bunlar son olarak iki subayın bülent arınç' a sözde ,suikast girişimi adı altında devam ediyor.
düşünün, bu iki subay 11 gündür bu çevrede bülent arınç ın evini gözlediği söyleniyor, bu iki TSK nın güzide, ve özel yetiştirilmiş subayı 11 günde arınç'ın evini ezberleyemiyor, cebinde evin adresi yazılı belgeyle dolaşıyor??.
bu özel yetiştirilmiş, TÜRKİYE işgal olduğu zaman, halkı örgütleycek gerilla olarak savaştıracak kurumun iki subayından bahsediyoruz, bu insanlar gayri nizami harp konusunda uzman kişiler, yok ceplerinde adres yazan bir belge bulundurmak, yaptıkları gayri nizami hiçbir olayın belgesi ve bilgisi bulunmaz....
peki bu olayda ne olmuş olabilir..?
Genelkurmay Başkanlığı, Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın evinin bulunduğu sokakta gözaltına alınan ve daha sonra serbest bırakılan iki subayla ilgili dün bir açıklama yaptı. Açıklamada, bu subayların TSK’ya karşı asimetrik psikolojik harekât yürüten çevrelere bilgi sızdırdığı iddia edilen bir askeri personel hakkında bilgi toplamakla görevli oldukları belirtildi. Genelkurmay, subayların üstlerinde ve araçlarında yapılan aramada iddia edildiği gibi herhangi bir silaha ve teknik takip teçhizatına rastlanmadığını, konutlarındaki aramada da herhangi bir suç unsuru bulunmadığını vurguladı. Dahası, bu subaylar Savcılık tarafından da serbest bırakılmıştı.

“Yandaş medya” bu haberin üzerine “mal bulmuş Mağribi gibi” atladı tabii… Bu askerler Başbakan Yardımcısı Arınç’a suikast düzenlenmesi için bilgi topluyorlardı, Genelkurmay’ın açıklaması şaşırtıcı idi, o sokakta arı gibi çalışmışlardı, gizli bir yapılanma vardı vs…

Bu konuda James Bond filmlerine taş çıkartacak senaryolar hazırlamak için elde yeterli “veri” vardır, gerisi hayal gücünüze kalmıştır! Ama Genelkurmay’ın açıklamasında da belirtildiği gibi en sağlıklı tavır “iddiaların doğru olup olmadığının soruşturma sonucu ortaya çıkmasını” beklemektir.

“Yandaş medya”yı saymazsak, birçok gazete Genelkurmay’ın açıklamasını tarafsız bir tutum içinde verdi. İşte birkaç başlık:
Yer: TBMM… Genel Kurul Salonu…

Gündem: 2010 yılı bütçe görüşmeleri…

Kürsüde, CHP İstanbul Milletvekili İlhan Kesici…

Hükümeti eleştiren Kesici, Başbakan Erdoğan’ın 2002 seçimleri öncesinde çay ve simit hesabı yaptığını söylüyor ve o dönemde 5 kişilik ailenin günde 3 öğün çay ve simit yemesi durumunda, bunun (o günün parasıyla) ayda 180 milyon lira tuttuğunu, o günlerde asgari ücretin de 184 milyon lira olduğunu vurguluyor.

Bu rakamları veren İlhan Kesici, “öldürücü”(!) vuruşunu yapıyor: Aynı ailenin aynı hesapla bugünkü aylık harcaması 900 TL, ama bugün asgari ücret 546 TL



Muhalefet eleştirdi. Şimdi sıra hükümette… O da yanıt verecek! Bu sefer kürsüye Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek çıkıyor ve Kesici’yi yanıtlıyor:

Değerli genç, yaşlı, köylü, kasabalı, şehirli, üniversiteli, ilkokul mezunu, kadın, erkek, çalışan, çalışmayan, doğulu, batılı ülkemizin değerli insanları, kardeşlerimiz, arkadaşlarımız, dostlarımız…

 

Türkiye’nin   anaları ağlıyor.  Türkiye’nin dört bir yanından yükselen ses  7 kahramanını unutmayacaktır.  Ruhları şad olsun kahramanlarımızın.  Bu hain saldırıyı tüm Türk ulusu kınıyor ve sorumluların hesap vereceği günü bekliyor. Yarın Manavgat 7 şehidimiz için birlik beraberlik içerisinde şehirlerine selam duracaktır.  Şehitlerimize rahmet, Yaralılarımıza acil şifalar dileriz. Unutmayacağız unutturmayacağız.09.12.2009

Öncelikle vatandaşın sorunu olduğunda ilk başvuracağı, güvenilir bir kurum olmalıdır.Sivil toplum kuruluşları,  koltuk sevdalısı olamamalıdır.  Dernek olarak ATATÜRK devrimlerini vatandaşa anlatmayı başarmalıdır. Dini duyguları göz ardı etmeden din bilgisi derin olan kimselerle vatansı buluşturmalıdır. Bizler bu bilinçle vatandaşa ulaşırsak, ne yobaz, ne de bilgisizlik kalır.
Vatandaşlarımıza ulusal değerlerimizi hangi siyasi anlayış anlatıyor, hangi bürokrat vatandaşın yanına gidip derdini soruyor? İşte bu görevi bizler yapmalıyız.
ATATÜRK cumhuriyetinin hasar görmesinde en büyük etken Cumhuriyet severlerden kaynaklanmıştır. Bize bir şey olmaz ve bir Türk dünyaya bedel anlayışı her zaman hakim olmuş, kendi dünyamızda olumsuzlukları göz ardı ederek rahat - rahat yaşamışız! Hepimizin biraz durup düşünmesi gereken sorumluluğumuzu hatırlamanın zamanı gelmiş, geçiyor bile…
Eskisi gibi mangalda kül bırakmayan hararetli konuşmalara zaman ayırmadan sokağa çıkıp, vatandaşla birlikte fıkır birlikteliği oluşturma zarureti doğmuştur.
O bunu dedi, şu bunu dedi diyecek lüksümüz kalmamıştır.
ATATÜRK devrimlerinin yıkılmaya çalışıldığı günümüzde zaman bizim için çok önem arz etmektedir. Bir masa başında oturarak bu vatan kurtarılmaz, vatandaşın bilgisine ve sözlerine, fikirlerine ihtiyaç vardır.
Birileri gibi dernek kurarak, sadece milletten para toplama amacı bizleri bu günlere taşmıştır.
Köylümüzle, kentlimizle, kimsenin ulaşamadığı insanlarımızı bulup dayanımsa çabasına gidilmelidir.
Köylümüzün bir bardak ayranı her zaman vardır. Bunu esirgemeyeceğini hepimiz bilmekteyiz.  Yeter ki  vatandaşlarımıza gidip onların çok değerli olduklarını bilmelerini sağlanmalıdır.
Sivil toplum kuruluşları insanları para makinesi olarak göremez, görenler de vahim sonuçlarla karşılaşmıştır. Adı üstünde sivil toplumun sesidir bu kuruluşlar. Ne yazık ki bazı olumsuz kişiler, insanlarımızı maddi açıdan sömürmüştür.
Yeni kurulacak derneğimiz bu imacı kıracak ve asil dernek
unvanına kavuşacaktır.

Bizler vazgeçtik artık bayramlarımızdan,  çünkü  bize ait bir bayram anlamı kalmadı! Ne deve kesebiliriz’ ne dana, ne de bir tavuk. Eee, diyeceksiniz şimdi, kesmesen kesme… Artistlik yapma diyeceksiniz, vallahi kırılırım deme öyle başbakanım.

Emekliler ne yapar yoksa,zaten adamların  midesi kaburgasına yapışmış halde,işkembeden at biraz,  emekliler bol kepçe yesinler.

Bizim köylerin bayramları bir başka olurdu, şen kahkahalar ve tabaklar dolusu baklavalar. Bayram gereği kesilen kurbanlar. Misafirlerin biri gelir biri giderdi, şimdi öylemi ya başbakanım. Birkaç misafir gelecek diye ödümüz patlıyor!

Hele doğu da  bilirsiniz  misafirperverliği nasıl  kalabalık olur, sahi siz  barış ilan etmiştiniz, kimle barışacaktık biz, kimle  küsmüştük hatırlayamadım?

Eski Günlerin verdiği tat kalmadığı gibi kurban falan da kalmadı, dilenmez dilenci olduk maalesef başbakanım. Sokaklarda dilenmek zorunda kalan yası 80 ini aşmış yaşlı insanları gördükçe içim sızlıyor . Analar ağlamasın diyorsunuz ama analar öyle bir ağlıyor ki,bayram seyran dinlemiyor göz yaşı! Sizler gökyüzünde gezinti yaparken, ağlayan anaları görmek için aşağıya bakmanız gerekiyor.

Akşamları çöp bidonlarını karıştıran anaları görmemeniz mümkün değil, çünkü çaresiz dolaşan vatandaşlar belli olur. Korkmayın aşağıya bakarken düşmezsiniz başbakanım.

Son senelerde anaların nerdeyse tamamı ağlıyor sizler farkında değil misiniz, değilseniz biz analardan duyun! Bizler; sel olan gözyaşlarını artık dere yataklarına akıtıyoruz dikkatli olun!

Bayramları unutan, vatan uğruna şehit olan askerlerimizin anaları ağlıyor. Ve bizler de onlarla birlikte ağlıyoruz. Hem de şehitlerimizin ruhlarının önünde saygıyla eğilerek. İşte ağlayan bir Türkiye gerçeği anavatan dediğimiz Türkiye’nin anası ağlıyor.

Her şey den vazgeçtik, sadece  hassasiyetimiz laik demokratik Atatürk Türkiye sinin anası ağlamasın yeter bize… Analık, namus kavramıyla yanıp tutuşan ve ne anlattıklarını bilemediğimiz kalemşörler, birileri anavatanın namusuyla dalga geçerken, bizlere al bayrağın altında’ garip guraba dediğiniz vatandaşlarla, kurbanlık koyun gibi sizleri izleyerek bayram yapmak düşüyor!.

<< Başa Dön < Önceki 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 Sonraki > Sona Git >>

Sonuçlar 1 - 8 Toplam: 401

Bilmediğimiz Tarihimiz

image00147.jpg

Atatürkçülük, Türkiye’nin gerçeklerinden doğmuş bir düşünce sistemidir. Türk milletinin iradesiyle oluşmuş, tarihi bir gelişmenin ürünüdür.
Atatürkçülük
, her şeyden önce millete haklarını tanıma ve tanıtmadır; millet egemenliğinin ifadesidir.
Atatürkçülük,
bir kurtuluştur, milletçe bağımsızlığa kavuşmadır.
Atatürkçülük, çağdaş uygarlık seviyesine ulaşmadır; bir diğer anlamda da modernleşmedir.
Atatürkçülük
, hür düşünceyi temsil eder, hürriyet ve demokrasi anlayışıdır.
Atatürkçülük
, modern bir toplum hayatı yaşama demektir; laik bir düzen kurma, müspet bilim zihniyetiyle devleti yönetmedir.
Bu iki anlamıyla;
Atatürkçülük
, Türk toplumuna uygun sosyal ve siyasal kurumları kurma ve modern toplum olma demektir.

Atatürk Diyor ki

Türk, Türk olduğu için asildir. Çoğumuz büyük babamızın babasını hatırlamayız. Bütün soy gururumuzu Türk olmanın içinde buluruz. Ülkeniz sizindir, Türklerindir. Bu ülke, tarihte Türk'tü bugünde Türk'tür ve sonsuza kadar Türk olarak yaşayacaktır. Taş kırılır tunç erir ama Türklük ebedidir. Bir gün ressamlar Türk'ün simasını kaybederlerse yıldırımı alsınlar yapıversinler. Bir Türk cihana bedeldir. Mensup olduğum Türk milletinin şan ve şerefi varsa, benim de bir ferdi olmak sıfatıyla sanım ve şerefim vardır. Beni olağanüstü bir kişi olarak yorumlamayınız. Doğuşumdaki tek olağanüstülük Türk olarak dünyaya gelmemdir. Efendiler bende bazı fevkaladelikler görüyor, buluyorsanız, bunları sadece Türk olmama, Türklüğüme bağlayınız.