"TEKTÜRK ve 11 KASIM"; TEK BAYRAK ALTINDA, ÜNİTER VE BAĞIMSIZ TÜRK VATANINDA ÖZGÜRCE YAŞAMAK İSTEYEN VATANSEVER TÜRK MİLLETİNİN KURDUĞU, GERÇEK ATATÜRK ÖĞRETİSİ'NİN AYDINLATTIĞI YOLDA YÜRÜYEN, DAYANIŞMA, YARDIMLAŞMA VE BİRLİKTELİĞİ AMAÇLAYAN GÖNÜLLÜ KURULUŞLARDIR.
"TEKTÜRK ve 11 KASIM"; SAĞCI, SOLCU, ULUSALCI SİYASİ KURULUŞLAR DEĞİLDİR.

Güncel

11 Kasım Derneği 
ATATÜRK'ÜN KALDIĞI YERDEN DEVAM ETMEK,
YENİDEN TÜRK ÜLKESİNDE TÜRK GİBİ YAŞAMAK İÇİN...

NE MUTLU TÜRK'ÜM DİYENE...
www.11kasim.com

ÇOK YAKINDA....

1978 yılında Nobel Barış Ödülü, İsrail’in Siyonist Başbakanı Menahem Begin’e verildi.Peki, Menahem Begin’in barışa ne tür katkıları olmuştu?
29 yaşındayken, 1942 yılında Siyonist terör örgütü İrgun Çetesi’ne katıldı.
Başında Menahem Begin’in bulunduğu İrgun Çetesi, 1946’da Kudüs’te King David Hotel’i bombaladı, 91 kişi öldürüldü. 
Filistin’deki İngiliz Manda yönetimi, aranan en azılı teröristlerin başına Menahem Begin’in de fotoğrafını koyduğu ‘Wanted’, yani ‘Aranıyor’ posterlerini Tel Aviv’in her yanına astı. Menahem Begin’in yakalanmasını sağlayacak bilgiyi verecek olana 10 bin sterlin ödül vereceğini duyurdu.
Başında Menahem Begin’in bulunduğu İrgun Çetesi, 9 Nisan 1948 günü Deyr Yasin’de çoğu çocuk ve kadın olan 250 Filistinli Müslüman sivili katletti. Albert Einstein, 4 Aralık 1948 günü Menahem Begin’i, ‘terörist’, ‘faşist’, gangster’ sözcükleriyle tanımladı.


 

Ülkemizde çeşitli siyasal «açılımlar» yaşanırken, medya dünyasında bir bir «kapanımlar» yaşanıyor.
AKP İktidarına muhalif televizyon kanalları ve gazeteler reklam alamamak, yayın yapamamak, malî ve siyasi baskılara direnebilmek durumu ile karşı karşıyalar.
Şimdi «son durumu» sizlere aktarmak ve paylaşmak istiyorum. Ana başlık şu: «ART'de neler oluyor?»
Dışişleri Bakanlığı'ndan dün akşam yapılan açıklamada, ABD yönetiminin PKK'yı uyuşturucu kaçakçıları listesine dâhil ettiği duyuruldu.
ABD Hazine Bakanlığı bünyesindeki Yabancı Varlıkların Kontrolü Ofisi tarafından yapılan duyuruya dikkat çekilen Bakanlık açıklamasında, «PKK'nın lider kadrosunda yer alan Murat Karayılan, Ali Rıza Altun ve Zübeyir Aydar'ın Özel Olarak Belirlenmiş Uyuşturucu Kaçakçısı (Specially Designated Narcotics Trafficker) olarak ilan edildiği, söz konusu üç şahsın ABD'de bulunan malvarlıklarının dondurulmasına ve ABD vatandaşlarının bu şahıslarla ekonomik veya ticari nitelikli bir işlem yürütmesinin yasaklanmasına karar verildiği» belirtildi. (Radikal, 15.10.2009)

Oysa PKK liderlerinden Murat Karayılan, 7 Ekim 2006 tarihinde Newsweek dergisinde yayınlanan bir söyleşisinde (Michael Hastings, «Into the Blacksnake's Lair», Newsweek, 7.10.2006 ) ABD'ye çağrı yapıyordu:

«ABD'nin müttefiki olabiliriz, düşmanlarımız aynı... ABD bizi hep düşmanlarımızın gözüyle gördü. Oysa biz, dost olarak algılanmak istiyoruz. Aksine, Kürtler fazlasıyla ABD sempatizanıdır. Eğilimleri, Amerikancılık yönündedir.»
cetin-sumer-290909-ic1.jpgAmerika'nın Sesi Radyosu'nda yayımlanan bir programa telefon bağlantısı ile katılan ve Kürtçe konuşan Diyarbakırspor Başkanı Çetin Sümer, Bursa'da oynanan Bursaspor - Diyarbakırspor maçında kendilerine büyük hakaretler yapıldığını belirterek, "Bizim Kürt olduğumuzu biliyorlar. Siyasi ve kötü sloganlar attılar. Diyarbakır'dan gelen seyircilerimizi taşladılar. Kimse bize bu zulmü yapamaz. Bizde çıkıp takımı ligden çekeceğimizi federasyona söyledik. Bundan dolayı Türk basını da olaya çok fazla yer verdi. Çünkü, gördüğümüz zulüm ve mağduriyet ortadaydı" diye konuştu.
Diyarbakırspor Kulübü Başkanı Sümer, Bursa'ya gittiklerinde
maç öncesi sporun kardeşlik olduğunu, sporda siyasetin yerinin olmadığı yönünde beyanlar ve açıklamalar yaptıklarını ifade ederek, "Fakat, onlar organizeli bir şekilde üzerimize geldiler. Türk bayrağını açtılar. Sanki biz başka bir milletten ve başka bir ülkeden gelmişiz. Bize büyük bir zulüm yaptılar" şeklinde konuştu.Maçtan sonra AKP'nin üst düzey yöneticilerinin kendilerini aradığını da söyleyen Sümer, "AKP'li yetkililer, meydana gelen olayı tasvip etmediklerini, yanımızda ve Diyarbakırsporlu olduklarını söylediler" dedi.
Başkan Sümer ayrıca, Kürtlerden, Süper Lig'de bulunan Diyarbakırspor'a destek vermelerini isteyerek, "Alt yapı ve parasal anlamda büyük sıkıntılarımız var. Kimse bize sahip çıkmıyor. Bugün Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir'i ziyaret ettik. Bazılarının Diyarbakırspor üzerinden oyunlar oynadığını, kısıtlı imkanlarla bugünlere geldiğimizi söyledim. Baydemir bize destek olacağını söyledi. Ama bugüne kadar bir desteğini görmedik. Biz devletten yardım isteyemiyoruz, istesek 'Devletin takımıdır' diyorlar. Biz Diyarbakır'ın takımıyız. Biz Kürt milletinin takımıyız" dedi.
Başkan Sümer sözlerini şöyle tamamladı:
"20 milyon insanımız var. İnsanlarımızın kulüplerine destek çıkmasını istiyoruz. Bu destek ile kulubümüzün dünyada tanınmasını istiyoruz."

1-Kasım 1938 yılında Milli Şef İsmet İnönü ile başlatılan karşı devrim süreci AKP ile tamamlanıyor. Türk Halkı ise “aydın ihaneti” ile yıllardır kandırılıyor.
İlk sömürge anlaşmalarını İsmet İnönü yaptı. İsmet İnönü anti-emperyalist bilince sahip değildi. 1919 yılında Atatürk’e yazdığı mektupta “bütün memleketi parçalamadan ülkeyi bir ABD denetimine bırakmak, yaşayabilmek için tek çare gibidir…(!)” diyordu.
Atatürk’ün vefatından sadece 6 ay sonra “bağımsız dış politika” anlayışından vazgeçilerek, İngiltere ve Fransa ile iki ayrı deklarasyon imzalandı. Dışişlerine getirilen Şükrü Saraçoğlu İngiltere Büyükelçisine “Türkiye’nin bütün nüfuzunu batı ülkelerinin hizmetine verdiğini” söylemişti..! Antlaşma yapılan İngiltere 1930 yılına kadar süren bütün Kürt ayaklanmalarını kışkırtıyordu.
Bağımsız dış politikadan vazgeçerek üçlü ittifak imzalayan Türkiye; Almanya, Rusya ve Balkan devletlerinden tepki aldı. Rusya ve Türkiye birbirine öncelikli tehdit oluşturan 2 ülke oldu. Atatürk’ün “yurtta sulh, cihanda sulh” ilkesi ve komşularımız ile iyi ilişkiler sürdürme dış politikası terk edildi. Hani şimdi diyorlar ya: “Komşularımız ile hep sorunluyuz” diye… Sorunlu olmanın temelleri o yıllarda atıldı.
Atatürk’ün ölmesinden önce projeleri hazırlanan Demir Çelik, Genel Makina ve Elektrolit Bakır gibi yatırımlar programdan çıkarıldı. ABD ile gizli "sanayileşmeme" antlaşmaları yapıldı. (Banu Avar) İMF, Dünya Bankası ile antlaşmalar yapıldı.(1947)
1945’de BM’e katılındı. 1947’de Truman Doktrini kabul edildi. 1948’de Marshall yardım planı kabul edildi.
Milli Şef döneminde ABD ile bir dizi ikili antlaşmalar imzalandı. Bu antlaşmaların içinde "sömürge devletlerin bile imzalamayacağı" antlaşmalar vardı. Bu antlaşmalar Türkiye’yi ağır sorumluluklar altına soktu. Bu maddelerden birinde:” T.C. Hükümeti sağlamakla görevli olduğu hizmetleri, kolaylıkları ya da bilgileri ABD’ne sağlayacaktı.” Bu antlaşmanın sınırı da belirsizdi…
Tam bir ihanet antlaşması olan Eğitim Antlaşması 27-Aralık 1949 yılında imzalandı. İmzalanan antlaşmaya göre Türkiye’de Birleşik Devletler Eğitim Komisyonu kurulacak, parasını Türk Devleti verecekti. Komisyon üyeleri dördü ABD, dördü Türk olmak üzere 8 kişiden teşekkül edecek, oylar eşit olduğu takdirde kararı komisyon başkanı verecekti. Komisyon başkanı kim dersiniz? ABD’nin diplomatik misyon şefi..!!
Eğitimin dinselleştirilmesi de “yeni dünya düzeni” politikalarına uygun olarak Milli Şef dönemidir. Din dedi isek, ABD’leştirilmiş bir dini eğitimden bahsediyoruz. 2 Bakanlık bütçesine sahip bir Diyanete rağmen bu ülkede insanlar “dinini neden öğrenemedi, neden hurafeleri din sanıyor”un cevabını belki de buralarda aramak lazım.
Bebek-köpek davasından yargılanan Menderes ise NATO’ya girmek uğruna yer altı kaynaklarımızı 50 yıl çıkarmama antlaşması yapmıştır.
CHP vekili olan Menderes’in yolu CHP ile toprak reformu nedeni ile ayrılır. DP ve CHP aslında farklı iki parti değildir. Biri ABD’deki Demokratların, diğeri Cumhuriyetçilerin Türkiye uzantısıdır. Bebek-köpek kavgası yapanlar, idam sehpaları kuranlar bu gizli antlaşmaları asla deşifre etmediler. Tıpkı günümüzde olduğu gibi…
İlk devşirilen “aydın kesim” halkına ihanet ederek bu gerçekleri sakladı. Mason kadrolar bütün milli bünyeyi kanser hücreleri gibi sardı. ABD’de alınan bir karara göre ele geçirilmek istenilen ülkelerin ilk önce üniversite ve basını ele geçirilecekti. Banu Avar “gezdiğim 80 ülkenin hepsinde bu yapılmıştı” diyor. İşte bu yüzden ülkemizde çeviri ile doçent-profesör oldular. Bilimsel çalışmalar hep engellendi.
Ve son olarak “din” üzerinden proje tamamlanıyor. Halk aslında İsmet Paşa’da bir su kaçağı olduğunu bir şekilde anladı. DP, ANAP ve AKP gibi sağ tandanslı partilerde “din” hassasiyeti nedeni ile tuzağa düştü. Dinini doğru dürüst bilmediği için bunların yaptıklarının dindarlık değil dine ihanet olduğunu anlayamadı.
İsmet İnönü’nün yaptığı gizli antlaşmaları saklayarak halkına ihanet eden sözde aydınlardan sonra, AKP’nin gizli antlaşmalarını saklayarak hem Türk Halkına, hem İslama ihanet eden yeni mahalleli güruh, “muhafazakar” kılıfı ile halkı kandırıyor. AKP Milli Şef’in tarlasında yetişme iklimi bulmuş bir başbelasıdır.
Din ve demokrasi yalanı ile ülkeyi peşkeş çekenler Türk Halkı’na “maraba” olmayı layık görüyor.
AKP Suriye sınırını AKP’nin mecburiyetleri nedeni ile İsrail Firmalarına peşkeş çekmeye kalkarken Başbakan:” “Burada İzak çalışmayacak, Hasan, Ahmet, Mehmet çalışacak!” diyor. Yani kendi halkını İsrail Firmalarına maraba yapmakla övünüyor. Tıpkı "yeşil kart sayısı" ile övündüğü gibi. Yani, halkın fakirliği ile övündüğü gibi...
Kurulacak Yahudi Kürdistan’ına bir koridor açılırken İsrail’in Arz-ı Mev’ud hayaline giden yolların taşları döşenecek. O zaman mayın niye temizleniyor ki? Siz o bölgeyi bir İsrail Firmasına vererek zaten asıl mayını döşemiş oluyorsunuz.
Milli bir hükümet ne yapar? Toprağı olmayan, yıllardır “AĞA”ya maraba yapılan insanlara bu toprakları paylaştırır. Belli ki AKP’nin mecburiyetleri buna engel. Verilen sözler var. O nedenle Başbakan saçmalıyor.
Azınlıkları göndererek faşizan bir durum sergilemişiz…(!) Bu konuda bile tarihi gerçekleri saptırıyor. Sanki 2. Orhan Pamuk…
Sayın Başbakan; Bu toprakların çocukları hep mazlumun yanında oldu. Gürcü’yüm diyen sizin aileniz Türkiye’ye niye gelmişti? Faşizan duygulara sahip olduğumuz için mi? Neden başka ülke değil de Türkiye? Atalarınıza bir soruverin isterseniz.

Sürekli yazılarımda Türkiye’nin uçurumun dibine çekildiğini vurguladım. Bunda hem iç hem de dış etkenlerin varlığının önemini vurgularken önemli olan iç işbirliklilerinin tavsiyesine yönelik çalışmaların yapılmasının gerekliliğini yazdım durdum.
Bakıyorsunuz süreç üzülerekten de olsa bizi haklı çıkarıyor. Bir Şemdinli provokasyonunda ivme kazanan puslu ortam ,tüm hızıyla devam etmekte.İngiliz istihbaratının Şemdinli provokasyonundaki etkileri ve Türk istihbarat içinde yer alan kişileri tabircayiz ise tongaya düşürdükleri düşündürücü.

 

Geçen kısa süre içinde Deniz feneri davasının çıkışı ve bu davanın AKP ile bağlantısının çıkmasının ardından hemen bir Ergenekon operasyonu daha yapıldı.
Akşam bir arkadaşımla MSN de sohbet ederken bana son dönemde yaşanan olayların iç yüzünü kendince anlattığında inanın müthiş dehşete kapılıyorsunuz. Bu günü anlamak, geçmişi tahlil etmekten geçiyor. Bu günde AB-D güdümlü bir Kürt açılımı psikolojik harekatı yapılmakta. Ardından da Öcalan açılımı beklenilmekte. Bunun ardından da gene AB-D isteğiyle özellikle yargı mensuplarına yönelik bir Ergenekon operasyonu gelebilir.
Şimdi geçmişte Yeşil kod adlı Mahmut Yıldırımın mesajını hatırlatma ve hafızaları tazelemek adına bu yazıda kullanmam gerekiyordu.
Yeşil, yani Mahmut Yıldırm ın ilk mesajı şöyleydi: "Uzun bir zamandır suskundum ve suskunluğumu bozmayacağımı her defasında söylemiştim. Birileri yine bir şeylerin peşinde ve ben peşinde oldukları şeyi yakında vereceğim. Bazı salaklar zarar ettiklerinin farkında değil herhalde. Biri çıkıp beni taklit ederek ahkam kesiyor ve biri de Susurluk taki silahların nerede olduğunu söyleyip duruyor.

22. Erdoğan, tezkere geçse de geçmese de ABD'nin harekatta kararlı olduğunu belirterek, Türkiye'nin 2003 yılı içinde 73 milyar dolar borç ödemesi olduğunu söyledi ve tezkerenin çıkmaması halinde Türkiye'nin ekonomik olarak çok sıkıntıya gireceğini ifade etti.
(Hatta Erdoğan'ın "Tezkereye hayır diyen, bana hayır demiş olur"...
"Tezkere geçmezse memur maaşlarını ödeyemeyiz" dediği ifade edildi.)

<< Başa Dön < Önceki 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 Sonraki > Sona Git >>

Sonuçlar 25 - 32 Toplam: 402

Bilmediğimiz Tarihimiz

En büyük düşman, düşmanların düşmanı, ne falan ne de filan millettir; bilakis bu, adeta dünya çapında bir Yahudi  saltanatı halinde bütün dünyaya hakim olan "Kapitalizm" afeti ve onun çocuğu olan "Emperyalizm" dir. Artık bütün dünyanın anlamış olduğu bu hakikat bizde de tamamen idrak ediliyor.
Bugünlerde başımıza musallat edilen Yunan, bütün düşman aleminin parçasından başka birşey değildir. Daha doğrusu, kapitalizm saltanatının mazlum milletlere karşı gönderebileceği son kuvvet, son ordudur! Nitekim bundan evvel üzerimize ordular salmış olan düşmanlar, yine böyle kapitalizm saltanatının ordularından başka birşey değildi. Moskof orduları, İtalya orduları, Bulgar ve Yunan orduları, kısacası bütün düşmanlarımız tamamen kapitalizm tarafından ayaklandırılırlardı.
Bir zamanlar tarihin eski devirlerinde dünya birtakım despot hükümdarların istibdatları altında ezilirdi. Sonraları milletler  bu istibdatları yıktılar. Fakat bu defa da; onun yerine paranın, sermayenin zulmü geçti.
Sermaye, bugüne kadar dünyada yapılmış olan bütün febalıkların yegane etkeni, yegane mesulü idi. Bu gün de odur! Eğer bütün dünyayı süratle istila eden kapitalizm aleyhtarlığı olmasaydı; bu zulüm yarın da devam edecekti. Çok şükür, zulüm devrinin son günlerindeyiz.
Kapitalizm sadece falan ve filan milletin düşmanı değildir. Bilakis bütün dünyanın, bütün milletlerin müşterek düşmanıdır. Milletleri birbirine düşüren kuvvet odur. Kardeş kanları döktüren fesatlar ondan çıkıyor. Dünyayı kaplayan sefaletin müsebbibi ve özetle bütün insanlığı inleten zulmün yegane zalimi odur. Yani kapitalizm'dir.
Bu zulümde başarılı olabilmek için arada sırada müracaat ettiği muharebeler yegane kuvvetleri, yegane silahları değildir. Bankalar sendikalar onun en kuvvetli silahlarındandır. Ve bütün milletleri bu silahla mağlup eder.
Memleketimize bakınız, Rejiler, Duyun-Umumiye'le, Kapitülasyonlar, Şimendiferler, Limanlar, Gemiler, Bankalar, Ticaret evleri ve bütün bu müesseseler, Avrupa Kapitalizm'inin bizi mahvetmek için, senelerden beri kullandığı iblisane bir makinenin parçalarıdır
Sade bizim memleketimizde değil, yeryüzünde bu makine devam ettikçe; sadece biz değil bütün dünya zulüm altında ezilecek, sefalet arşa çıkacak, insanlar felaketten felakete yuvarlanacaklardır. Bize bugün, sınır itibarı ile dünyanın en güzel barış şartlarını verseler, kapitalizm, memlekette bu günkü şekliyle kaldığı takdirde mahvımız muhakkaktır. Hatta değil böyle, bu şeytan makinesinin dörtte biri bile mevcut olsa, bizim için hayat imkanı yine tasavvur edilemez. 
Zenginlerimizi dolandıran o, fukaramızı soyan o, mal ve mülkümüzü çalan, haysiyet ve namusumuzu mahveden, bizdeki faziletleri tıpkı bir şeytan gibi iknaya çalışan ve bizi birbirimize düşüren hep odur.
Şu halde kendimizi kurtarmak için evvela bizim, sonra da bütün dünyanın şu melun kapitalizm afetinden kurtulması lazım gelir. Bunda sade biz menfaatdar değiliz. Kapitalizm sade bizim gibi zayıf milletler arasında değil, bilakis bizzat kapitalist memleketlerde de aynı derecede tahripkar ve insanlık düşmanıdır. Hatta İngiltere'de, hatta Fransa'da ve Amerika'da da böyledir. Ve oralarda da kapitalizm usulünden istifade edenlere nispetle, bunun zulmü altında inleyenlerin miktarları, yüzbinlerce kere ziyadedir. Buna göre, kapitalizmin düşmanı yalnız biz değiliz. Bütün dünya onun düşmanıdır. O halde; bütün dünya bizimle beraber demektir.
Dünyayı tanıyanlar, dünya işlerini bilenler, bütün açıklık ve katiyetle görüyorlar ki; artık bu hakikat bütün dünyada anlaşılmıştır.
Kapitalizm, halkihazırda Lehistan'da ve Anadolu'da son kurşunu atmakla meşguldür. Bundan sonra kullanacak silahı kalmıyor. İş, bu kuvvetleri yenmektir. Türkler, hakikati anlayınız! Anlamayanlar varsa onlara da anlayanlar öğretsinler.
Bolşevikler Lehleri kati surette mağlup ederlerken; bizim vazifemiz de Yunanistan'ı Anadoludan süratle, şiddetle ve derhal kovmaktır!
Ondan sonrası ise ebedi kurtuluştur!
       
Mustafa Kemal Atatürk, Başyazı, Hakimiyeti Milliye Gazetesi, 20 Temmuz 1920. 

Atatürk Diyor ki

Biz doğrudan doğruya milliyetperveriz ve Türk milliyetçisiyiz. Ben her şeyden önce bir Türk milliyetçisiyim. Böyle doğdum, böyle öleceğim. Cumhuriyetimizin dayanağı Türk topluluğudur. Bu topluluğun fertleri ne kadar Türk kültürü ile dolu olursa, o topluluğa dayanan cumhuriyet o kadar kuvvetli olur. Yetişecek çocuklarımıza ve gençlerimize, görecekleri eğitim ne olursa olsun, en evvel, her şeyden evvel Türkiye'nin istikbaline, kendi benliğine, milli ananelerine düşman olan bütün unsurlarla mücadele etmek lüzumu öğretilmelidir. Türk çocuğu ecdadını tanıdıkça daha büyük işler yapmak için kendinde kuvvet bulacaktır. Türk çetin işler başarmak için yaratılmıştır.