"TEKTÜRK ve 11 KASIM"; TEK BAYRAK ALTINDA, ÜNİTER VE BAĞIMSIZ TÜRK VATANINDA ÖZGÜRCE YAŞAMAK İSTEYEN VATANSEVER TÜRK MİLLETİNİN KURDUĞU, GERÇEK ATATÜRK ÖĞRETİSİ'NİN AYDINLATTIĞI YOLDA YÜRÜYEN, DAYANIŞMA, YARDIMLAŞMA VE BİRLİKTELİĞİ AMAÇLAYAN GÖNÜLLÜ KURULUŞLARDIR.
"TEKTÜRK ve 11 KASIM"; SAĞCI, SOLCU, ULUSALCI SİYASİ KURULUŞLAR DEĞİLDİR.

Güncel

11 Kasım Derneği 
ATATÜRK'ÜN KALDIĞI YERDEN DEVAM ETMEK,
YENİDEN TÜRK ÜLKESİNDE TÜRK GİBİ YAŞAMAK İÇİN...

NE MUTLU TÜRK'ÜM DİYENE...
www.11kasim.com

ÇOK YAKINDA....

Davos'ta Şimon Peres'i "paramparça" ettiği için Erdoğan'a, "Helal Olsun" diyor. Milletimiz, "sünepe olmadığımızı gösterdiği" için Erdoğan'a minnettar kalıp, yollarına karanfiller döküyor… Ortadoğu ve İslam alemi ayağa kalkıp, Erdoğan'a "cengaver" unvanı veriyor.

Milletimize bu kadarcık sevinci çok görmekle suçlanma pahasına, zarfa değil, mazrufa bakacağım. Davos, Ergenekon, Deniz Feneri ve bilumum yolsuzluklar, CHP ve Saadet Partisi atakları ile IMF'den köşeye sıkışan Erdoğan'ın, Türk Milleti'nin ayranını kabartmak üzere mahalli seçimler için yaptığı "altın vuruş"tur… Ne kadar çabalasa da, e-muhtıra verecek kimse kalmadığından, yarattığı d-Muhtıra'dır!..

Kimbilir belki bu senaryoda, "Ahmedinejad'dan daha iyi bir sözcüyü hak eden İslam dünyası" için emperyalist yapımı yeni bir "Sünni Lider" hazırlama da vardır!...

Erdoğan'ın ifadesi ile "sallamıyor", işte iddialarımın altını dolduruyorum;

Ergenekon Soruşturması içerisine pek çok yeni ismi alarak genişliyor. Özellikle 10. dalgada geçmiş dönemde yüksek rütbelerde görev almış emekli askerlerin gözaltına alınmasının ardından "benim de kapımı çalabilirler" diyen çok önemli bir isim var: "Emekli Orgeneral Hüseyin Kıvrıkoğlu". 11. dalgası da gerçekleşen operasyonda Ergenekon'un 1 numarası olduğu söylenen isme hala ulaşılamadı. Ancak bazı medya kuruluşları 1 numaranın eski bir genelkurmay başkanı olduğu konusunda birleşmiş görünüyor. Kıvrıkoğlu'nun ismi bu noktada önem kazanıyor.

Kıvrıkoğlu'nun Genelkurmay Başkanlığı'ndaki icraatları bu açıklamalar ile beraber yeniden değerlendirilmeye başlandı. Bu dönemi değerlendiren önemli bir kaynak var. Kentucky Üniversitesi'nin ünlü Ortadoğu uzmanı Robert Olson "Turkey's Relations with Iran, Syria, Israel and Russia, 1991-2000" isimli çalışmasının 138-143 sayfalarında Kıvrıkoğlu'nun Genelkurmay Başkanlığı döneminde yaşanan tartışmaları anlattı. Robert Olson, Çağdaş Ortadoğu Politikası, Osmanlı Tarihi, İslam Tarihi, Kürtler'in Etnik ve Siyasal Tarihi konusunda uzmanlığa sahip.
89 yıl önce bugün, ilerde Gençlik ve Spor Bayramı olarak kutlanacak olan 19 Mayıs 1919'da, insanlık tarihinin kaydettiği en büyük kahramanlık yolculuğuna çıkan Mustafa Kemâl, "Güneş ufuktan şimdi doğar, Yürüyelim arkadaşlar!" diyordu.

Bu yolculuk için 16 Mayıs 1919 günü, Bandırma Vapuru ile İstanbul Boğazı'ndan Karadeniz'e açılmak üzere düşman zırhlı gemilerinin arasından geçerken, arkadaşlarına şunları söylüyordu:

"Bunlar, yalnız demire, çeliğe, silah gücüne dayanırlar. Bildikleri şey, yalnız madde. Bunlar, özgürlük uğruna ölmeğe karar verenlerin gücünü anlayamazlar. Biz, Anadolu'ya ne silah, ne cephane götürüyoruz; biz ülkü ve inanç götürüyoruz."


Ermenistan Dışişleri Bakanı Edward Nalbandyan, Ankara ile ilişkileri normalleştirmek amacıyla "fedakarlıklar" yapmayacaklarını vurgularken, "Türkiye ilişkilerimizi normalleştirerek bize bir iyilik yapmıyor" dedi. Nalbaldyan, "Ermenistan, soykırımın tanınmasını amaçlayan politikadan hiç bir zaman vazgeçmeyecek" şeklinde konuştu.

Edward Nalbandyan, düzenlediği basın toplantısında Ermenistan'ın hükümetler arası bir komisyonun kurulmasını, ancak Türkiye'nin sınırı açması ve ön koşulSuz olarak Ermenistan ile diplomatik ilişkileri kurması halinde kabul edeceğini bildirdi.

Ermeni basınına göre, Nalbandyan, "Türkiye, ilişkileri normalleştirerek Ermenistan'a bir iyilik yapmıyor" ifadesini kullandığı basın toplantısında "Yerivan, Ankara ile ilişkileri normalleştirmek için fedakarlıkları yapmayacak" dedi. Nalbandyan şöyle konuştu:

"Ermenistan, Ermeni Soykırımı'nın uluslar arası toplum tarafından tanınması amaçlayan politikadan hiçbir zaman vazgeçmeyecek. Tarihin kara sayfalarının çevrilmesi gerekir ancak geçmişin dersleri hiçbir zaman unutulmamalı. Ermenistan hiçbir zaman Ermeni Soykırımı gerçeğini sorgulamayacak."

 

"BABACAN İLE MUTABIKIM"
Ermenistan Dışişleri Bakanı, mevkidaşı Ali Babacan'ın iki ülkenin barışmaya yakın olduğu yolundaki değerlendirmesi ile mutabık olduğunu da söyledi. Ancak Nalbandyan

"Sorunlar, sadece Türkiye, koşulsuz olarak Ermenistan ile diplomatik ilişkileri kurmayı kabul ederse çözülür"

dedi.

Bu arada, Nalbandyan, Türkiye'nin önerisi olan Kasfas İstikrar ve İşbirliği Platformu'nun planlanan toplantısına katılacağını da bildirdi.

Terörle Mücadelede uzun yıllar emek vermiş Gazi Albay'ımız Abdülkerim KIRCA'yı ne yazık ki kendi iradesi ve kararı ile bu fani dünyadan uğurladık.
Güneydoğu'da uğraştığı terör yetmiyormuş gibi,1998'de Antalya'daki görevi sırasında da PKK'lı teröristlerle çatışmaya girmiş ve öyle başarılı bir sonuç almıştı ki, bir daha bu bölgeye başka bir grup terörist gelmeye cesaret dahi edememişti.

Ne yazık ki,o çatışmada kendisi de yaralanarak Gazi olmuş ve tekerlekli sandalyeye de mahküm kalmıştı.

Bugün sözüm ona huzurdan,barıştan yana gözüken PKK savunucusu rolünde ahkam kesen bazı entel takımına hatırlatmak isterim ki:

Gazi Albay'ın çatışıp tesirsiz hale getirdiği o teröristler, o gün için Antalya'yı kana bulamaya ve böylece ülkemizde turizmi baltalamaya çalışan teröristler idi.

Tarikatçı ve Yandaş soysuz basına sesleniyorum:
Ergenekon üzerinden herkes kendi hesabını görmeye başladı, iktidar "muhaliflerini" susturdu, Fethullah Gülen cemaati "kinini" kustu, emperyalistler TSK'ya "haddini" bildirdi. Yetmedi, "taammüden cinayet"lerle, Ergenekon'dan yeni bir post çıkarma harekatı başlatıldı. Hayır, onurlu asker Albay Abdülkerim Kırca intihar etmedi, bu harekatı planlayanlar tarafından öldürdü. Ama utanmadan, "şüpheli ölüm" deyip, "evine polislerin alınmadığından" şikayet ediyorlar. Niyetleri belli, "Ergenekoncular öldürmüştür" şüphesini yaratacaklar. Öyle ya, Levent Ersöz'ün kızını kafasına silah dayayıp, intihara zorlayan, Kuddusi Okkır'ı öldüren, Şener Paşa'yı komaya sokan, Hurşit Tolon'u aç-susuz bırakıp 22 kilo verdiren de Ergenekonculardı!..Yuh olsun size; Bu nasıl Müslümanlık, bu nasıl insanlıktır?!..Kırca'nın evine polisler alınmamış… İktidarın "alternatif ordusu" haline getirilen Polise güvenilecek hal mi bıraktınız?..

Yüreğimden hissediyorum, Albay Kırca şahsi onurunu kurtarmak için intihar etmedi. Ömrünü verdiği TSK'nın başına değil, gövdesine geçirilmek istenen yeni çuvalın ayak seslerini duydu, gelen felaketi gördü. İleride "Bu günleri göreceğime, keşke ölseydim" dememek için bugünden öldü.

Susurluk denilince ne anlıyorsunuz?.. “Devleti çeteler sarmıştı ve iyi adamlar bu çeteleşmeye karşı ayağa kalktılar ve ortalığa Susurluk hadisesi çıktı!..” Özetle, Susurluk denilince akla gelen budur değil mi?..
Peki “işin aslı aslında bu değildir” desem!..

Tehlikeli Cehalet...

Ayin dünyadan uzakligini bilmemek 'tehlikesiz cehalet'tir. Bunu bilmezseniz 'tehlikesi yoktur'. Ama önünüzdeki çukuru göremezseniz, bu 'TEHLIKELI CEHALET' olur. Çukura düser ve kurtarilmayi bekleyerek
debelenirsiniz. Belki birisi sesinizi duyar ve sizi kurtarir. Ama artik siz kendinizi 'onun sizi kurtardigi duygusu'ndan kurtaramazsiniz. Eger o çukurdan kendi gücünüzle çikabilirseniz özgüveniniz artar.

Bagimlilikla bagimsizlik arasindaki fark kisaca budur. Durumunuzu bilirseniz bir belki kendinize yardim edebilirsiniz. Ama baskasinin kolunda yürürken kendinizi bagimsiz sanarsaniz, iste bu 'TEHLIKELI CEHALET'tir.

Bugün Türkiye'yi bagimsiz sanmak, bu nedenle 'tehlikeli cehalet'tir.
Gönlü Arap ülkelerinde, beyni Amerika'ya ipotekli, cebi uluslararasi sermayeye çengelli bir siyasal iktidarla Türkiye bagimsiz olamaz
<< Başa Dön < Önceki 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 Sonraki > Sona Git >>

Sonuçlar 257 - 264 Toplam: 402

Bilmediğimiz Tarihimiz

En büyük düşman, düşmanların düşmanı, ne falan ne de filan millettir; bilakis bu, adeta dünya çapında bir Yahudi  saltanatı halinde bütün dünyaya hakim olan "Kapitalizm" afeti ve onun çocuğu olan "Emperyalizm" dir. Artık bütün dünyanın anlamış olduğu bu hakikat bizde de tamamen idrak ediliyor.
Bugünlerde başımıza musallat edilen Yunan, bütün düşman aleminin parçasından başka birşey değildir. Daha doğrusu, kapitalizm saltanatının mazlum milletlere karşı gönderebileceği son kuvvet, son ordudur! Nitekim bundan evvel üzerimize ordular salmış olan düşmanlar, yine böyle kapitalizm saltanatının ordularından başka birşey değildi. Moskof orduları, İtalya orduları, Bulgar ve Yunan orduları, kısacası bütün düşmanlarımız tamamen kapitalizm tarafından ayaklandırılırlardı.
Bir zamanlar tarihin eski devirlerinde dünya birtakım despot hükümdarların istibdatları altında ezilirdi. Sonraları milletler  bu istibdatları yıktılar. Fakat bu defa da; onun yerine paranın, sermayenin zulmü geçti.
Sermaye, bugüne kadar dünyada yapılmış olan bütün febalıkların yegane etkeni, yegane mesulü idi. Bu gün de odur! Eğer bütün dünyayı süratle istila eden kapitalizm aleyhtarlığı olmasaydı; bu zulüm yarın da devam edecekti. Çok şükür, zulüm devrinin son günlerindeyiz.
Kapitalizm sadece falan ve filan milletin düşmanı değildir. Bilakis bütün dünyanın, bütün milletlerin müşterek düşmanıdır. Milletleri birbirine düşüren kuvvet odur. Kardeş kanları döktüren fesatlar ondan çıkıyor. Dünyayı kaplayan sefaletin müsebbibi ve özetle bütün insanlığı inleten zulmün yegane zalimi odur. Yani kapitalizm'dir.
Bu zulümde başarılı olabilmek için arada sırada müracaat ettiği muharebeler yegane kuvvetleri, yegane silahları değildir. Bankalar sendikalar onun en kuvvetli silahlarındandır. Ve bütün milletleri bu silahla mağlup eder.
Memleketimize bakınız, Rejiler, Duyun-Umumiye'le, Kapitülasyonlar, Şimendiferler, Limanlar, Gemiler, Bankalar, Ticaret evleri ve bütün bu müesseseler, Avrupa Kapitalizm'inin bizi mahvetmek için, senelerden beri kullandığı iblisane bir makinenin parçalarıdır
Sade bizim memleketimizde değil, yeryüzünde bu makine devam ettikçe; sadece biz değil bütün dünya zulüm altında ezilecek, sefalet arşa çıkacak, insanlar felaketten felakete yuvarlanacaklardır. Bize bugün, sınır itibarı ile dünyanın en güzel barış şartlarını verseler, kapitalizm, memlekette bu günkü şekliyle kaldığı takdirde mahvımız muhakkaktır. Hatta değil böyle, bu şeytan makinesinin dörtte biri bile mevcut olsa, bizim için hayat imkanı yine tasavvur edilemez. 
Zenginlerimizi dolandıran o, fukaramızı soyan o, mal ve mülkümüzü çalan, haysiyet ve namusumuzu mahveden, bizdeki faziletleri tıpkı bir şeytan gibi iknaya çalışan ve bizi birbirimize düşüren hep odur.
Şu halde kendimizi kurtarmak için evvela bizim, sonra da bütün dünyanın şu melun kapitalizm afetinden kurtulması lazım gelir. Bunda sade biz menfaatdar değiliz. Kapitalizm sade bizim gibi zayıf milletler arasında değil, bilakis bizzat kapitalist memleketlerde de aynı derecede tahripkar ve insanlık düşmanıdır. Hatta İngiltere'de, hatta Fransa'da ve Amerika'da da böyledir. Ve oralarda da kapitalizm usulünden istifade edenlere nispetle, bunun zulmü altında inleyenlerin miktarları, yüzbinlerce kere ziyadedir. Buna göre, kapitalizmin düşmanı yalnız biz değiliz. Bütün dünya onun düşmanıdır. O halde; bütün dünya bizimle beraber demektir.
Dünyayı tanıyanlar, dünya işlerini bilenler, bütün açıklık ve katiyetle görüyorlar ki; artık bu hakikat bütün dünyada anlaşılmıştır.
Kapitalizm, halkihazırda Lehistan'da ve Anadolu'da son kurşunu atmakla meşguldür. Bundan sonra kullanacak silahı kalmıyor. İş, bu kuvvetleri yenmektir. Türkler, hakikati anlayınız! Anlamayanlar varsa onlara da anlayanlar öğretsinler.
Bolşevikler Lehleri kati surette mağlup ederlerken; bizim vazifemiz de Yunanistan'ı Anadoludan süratle, şiddetle ve derhal kovmaktır!
Ondan sonrası ise ebedi kurtuluştur!
       
Mustafa Kemal Atatürk, Başyazı, Hakimiyeti Milliye Gazetesi, 20 Temmuz 1920. 

Atatürk Diyor ki

Dünya yüzünde Türk'ten daha büyük, ondan daha eski, ondan daha temiz millet yoktur ve insanlık tarihinde görülmemiştir. Türkiye bir maymun değildir ve hiç bir milleti de taklit etmeyecektir. Türkiye ne amerikanlaşacak, ne de batılaşacaktır. O sadece özleşecektir. Asla şüphem yoktur ki, Türklüğün unutulmuş büyük medeni özelliği ve büyük medeni kabiliyeti, bundan sonraki gelişmesi ile geleceğin yüksek medeniyet ufkunda yeni bir güneş gibi doğacaktır.