Uydudan tüm Türkiye’ye ve yurt dışına yayın yapan AKDENİZ TV’nin 8 Ağustos 2009 Cumartesi akşamı saat 21.00’de konuğu oldum. Ali Tongülüs’ün sunduğu ‘Son Nokta’ programında bir buçuk saate yakın bir sürede ‘Kürt Açılımı’ konusunda belgelere dayalı görüşlerimi anlattım.
Ancak, programın başında sözünü ettiğim önemli bir belgeyi, sürenin yetmezliği nedeniyle açıklama fırsatını bulamadım. İşte şimdi, o televizyon programında anlatamadıklarımı yazıyorum.
Kuzey Irak’ta Kürt devleti ne zaman kuruldu?
Birinci Körfez Savaşı’ndan hemen sonra ABD, 1992 yılında Irak’ta uçuş yasağı koydu. Bu yasağa göre, 36. paralelin kuzeyinde ve 30. paralelin güneyinde Irak uçakları uçamayacaktı. Bu yasak bölgede sadece ABD’nin ve onun izin verdiği ülkelerin uçakları uçabilecekti.
Bu duruma göre, Kerkük ve Musul 36. paralelin kuzeyindeki yasak bölgede kalıyordu. Böylece Irak topraklarının önemli bir bölümü Saddam’ın denetiminden çıkıyor, Irak fiilen parçalanmış oluyordu.
ABD’nin tek yönlü koyduğu ve İngiltere’nin de desteklediği bu yasağı onaylayan bir Birleşmiş Milleteler (BM) Genel Kurul kararı ya da BM Güvenlik Konseyi kararı yoktu! ABD, İngiltere’nin de desteğiyle, bir kez daha, sözde Uluslararası Hukuk ve Yasaları hiçe saymıştı!1
Amerika’nın Irak’tan kopardığı Kuzey Irak bölgesi, daha sonra burada kurulan bir Kürt devletinin toprakları oldu. Kuzey Irak’ta bir Kürt devletinin kurulması, ABD ve AB’nin bu bölgede bir Kürdistan devleti kurma projesinin birinci ayağı idi. Projenin ikinci ayağı, Türkiye’nin Güneydoğu bölgesinde de bir Kürt devleti kurdurmaktı.
Bu gerçeği çok iyi bilen Türkiye’nin sivil-asker yöneticileri, Irak’ın toprak bütünlüğünden yana olduklarını, Irak’ın bölünüp parçalanmasını kabul etmeyeceklerini ve Kuzey Irak’ta bir Kürt devletinin kurulmasına asla göz yummayacaklarını tekrarlayıp durdular. Bu konumlarını, ‘Türkiye’nin kırmızı çizgileri’ olarak tanımladılar. Sözde böylesine kesin tavır alan Türkiye’nin sivil-asker yöneticileri, ABD’nin Kuzey Irak’ta uçuş yasağı koymasına, Kerkük ve Musul’u içine alan önemli bir toprak parçasını Irak’tan koparıp almasına ve daha sonra burada bir Kürt devletini fiilen kurdurtmasına hiç ses çıkarmadılar, çıkaramadılar! Ne kırmızı çizgiler kalmıştı ne de sarı!
ABD-AB’nin Kürdistan projesinin birinci ayağı gerçekleşmişti, şimdi sıra ikinci ayağına gelmişti!
Türk Ordusu daha ne kadar geri çekilecek?
Dünyanın başına bela olan Küresel Çete’nin en tepedeki örgütünün CFR (Council on Foreign Relations), yani Dış İlişkiler Konseyi olduğunu biliyoruz. CFR yöneticilerinin tamamına yakınının Siyonist olduğu da bir gerçek. CFR’nin dünyaca ünlü bir yayın organı var: Foreign Affairs. Bu derginin sol üst köşesinde şunlar yazılıdır: “Published by the COUNCIL ON FOREIGN RELATIONS”. Yani, “Bu dergi Dış İlişkiler Konseyi tarafından yayınlanmaktadır”.
İşte şimdi sıra geldi, televizyon programında sözünü ettiğim önemli belgenin açıklanmasına. Siyonist örgüt CFR’nin yayınladığı Foreign Affairs adlı derginin Şubat 2006 tarihli sayısından okuyoruz:2 “Türk Genelkurmayı, onlarca yılda oluşturduğu ve titizlikle koruduğu gücünü kaybetme pahasına, AB’nin taleplerinin büyük bir bölümünü kabullenmek zorunda kalmıştır. Bu özverinin iki açıklaması bulunmaktadır:
-
AB üyeliğini, yüz yıla yakındır destekledikleri modernizasyon sürecinin son aşaması olarak görmektedirler.
-
AB’ye üyelik sürecinin, uzun süredir çözmek için çabaladıkları İslamcılık ve Kürt ayrılıkçılığı gibi temel iç sorunların çözümü için en iyi yol olduğuna inanmaktadırlar. AB’nin Ankara ile Ekim 2005’de müzakerelere başlamış olmasıyla reform istekleri daha da yoğunlaşacaktır. Özellikle de, Kürt ayrılıkçılığı ve Kıbrıs’ın statüsü konularında askerlerin izleyeceği politikalar üzerinde yoğunlaşacaktır. Ve işte o zaman, Türk ordusu liderlerinin daha ne kadar geri çekilmeyi kabulleneceğini bekleyip görmek gerekmektedir. (And it remains to be seen how much further the Turkish military leadership will be willing to retreat.)”
Bu çok sarsıcı yazının kısa özeti şudur.
-
Türk Genelkurmayı, onlarca yılda kazandığı gücünü yitirmiştir.
-
AB’nin dayattığı taleplerin büyük bir bölümünü kabul etmiştir.
-
Türkiye’nin iç sorunları olan laiklik karşıtı hareketleri ve Kürt ayrılıkçılığını kendisi çözemediği için, kurtuluş yolu olarak AB’ye teslim olmuştur.
-
AB’nin Türkiye’den istekleri henüz bitmemiştir. Kıbrıs ve Kürt ayrılıkçığı konularında daha ağır talepler gelmek üzeredir. İşte bu aşamada Türk ordusunun komutanlarının daha ne kadar geri çekilmeyi kabullenecekleri merakla beklenilmektedir.
Bu çok ağır ve Türk Ulusunu çok derinden yaralayan yazıya bugüne kadar Genelkurmay Başkanlığı’ndan hiçbir tepki gelmemiştir!
85 yıl öncesinden sanki bugünleri görmüş gibi, büyük devrimci Mustafa Kemal Atatürk şöyle diyordu: “Eğer size Türk ulusunun yenildiği söylenirse, inanmayınız! Yenilen komutanlardır!”
Biz Türkler, yenilmedik! Yüksek komutanlarımız yenildiler! Kürt Açılımı’nın kısa ve acı özeti budur.
Yılmaz Dikbaş
Yazar: Yılaz Dikbaş
|
Yaklaşık 2 ay gibi bir süredir yayında olmayan
mevzuvatan.com
yeniden yayın akışına girmiştir.
Hukuki ve teknik sebeplerden dolayı kapanan
mevzuvatan.com
özgür yayın anlayışın temsili için yayına başlamıştır.
Siz değerli vatanseverlerin sitemize aynı ilgiyi göstericeginizden şüpemiz yoktur. Saygılarımızla...
Vatansever Türklerin Topluluğu
Duyurular
Yazar: Recep Özdemir
|
Tarihe "Haçlı Seferleri" olarak geçen saldırıların, dini, siyasi, sosyal ve iktisadi sebepleri olduğu, ancak, bu sebeplerin başında DİN faktörünün rol oynadığı savunulur. Oysa, DİN faktörü diye ileri sürülen faktör, diğer sebeplerin üzerine geçilen bir maskeden ibarettir.
Malum ya, Mühür kimde ise Süleyman odur ! Yani, siyasi, sosyal ve iktisadi güç kimin elindeyse, bu alanlarda zayıf düşenler için düşman da odur !
Türklerin barbar Avrupa üzerine yeniden yürümeye başlamaları, Avrupa üzerinde elbette büyük panik yaratmıştır. Zira, Tengrinin Kutsal Kırbacı nerede şaklarsa, oradaki mazlumlar için emniyet, huzur, güven ancak zalimler için helak anlamına gelmekteydi. Avrupa o kırbacın tadını daha önce de tatmış olduğundan, o tadı iyi bimekteydi. Tabi içimizdeki bozuk kanlı işbirlikçileri de çok iyi bilmektedirler.
Türklerin sabrını sınamaya kalkanların akıbetleri, geçmişte nasıl olmuşsa, nasıl hiç ummadıkları zamanlarda olmuşsa, yine olacaktır !
İşte bu kanı bozukların, bu günlerdeki telaşları bundandır ! Çektikleri korkuyu Vahy-i Rabbani gibi gösterip, "HAMDOLSUN" diyerek, onlara inanan ahmakları da, kendilerini de rahatlatmaya çalışmaktadırlar !
Sizden Gelenler
Yazar: Aybüken
|
Pepe Escobar 11 Eylül’le ilgili görmezden gelinen 50 soruyu sordu.
11 Eylül olaylarının üzerinden sekiz yıl geçti. George W. Bush yönetimi bitti gitti. “Küresel terörle savaş” ise Barack Obama tarafından ” overseas contingency operations” (muhtemel acil durum harekâtları) olarak yeniden adlandırıldı. Obama’nın yeni stratejisi – savaşı tırmandırma stratejisi – Afpak’ta sahnede. Usame bin Ladin ölmüş de olabilir yaşıyor da olabilir. El Kaide, içerisinde her şeyi barındıran bir teşekkül. 11 Eylül – neocon’ların yei Pearl Harbor’ı – 21.yy başındaki en karanlık yap-boz oyunu olma özelliğini muhafaza ediyor.
Amerikan kurumsal medyasının ve yönetici seçkinlerin siyasi tetikçilerinin 11 Eylül saldırılarıyla ilgili gerçek bir soruşturma yapılması çağrısını beklemek nâfile. Örtbas etmek kaide haline gelmiş. Ancak “Büyük Satranç Tahtası’nın” müellifi, eski Ulusal Güvenlik Danışmanı Brzezinski bile “terörle savaşın efsânevi bir tarihi anlatı” olduğunu Amerikan Kongresi’nda kabul etti.
Aşağıdaki sorular – 11 Eylül Komisyonu tarafından büsbütün görmezden gelinmiştir – 11 Eylül buzdağının sadece tepesidir. Şapka çıkarılacak çalışmayı yapanlar: 911Truth.org, whatreallyhappened.com, ae9/11 truth, İtalyan belgeseli Zero ve Asia Times Online okuyucu e-postaları.
Bu soruların hiçbirisi, resmi anlatıyla ikna edici bir şekilde cevaplanmış değil. Baskıyı sürdürüp sürdürmemek, Amerikan sivil toplumuna kalmış bir iş. Olaydan sekiz yıl sonra varılacak en temel hüküm şu: 11 Eylül hakkındaki resmi anlatı basitçe kabul edilemezdir.
ELLİ SORU
1) FBI, 11 Eylül sorumlusu olarak (ölü ya da diri) Usame bin ladin hakkında niçin resmen dava açmıyor? Bunun nedeni, bizzat FBI’nın da kabul ettiği üzere, ABD yönetiminin inandırıcı tek bir delil bile üretemeyişi midir?
2) Falçatayla silahlandığı iddia edilen 19 müslüman, olay yeri incelemesi yapılmaksızın, 72 saatten daha az bir süre içerisinde nasıl teşhis edildi?
3) United Airlines ve American Airlines’ın aynı gün yayınladığı yolcu listesinde bu 19 isimden hiçbiri niçin yoktu?
4) FBI’nın yayınladığı “orjinal” listedeki sekiz ismin canlı ve farklı ülkelerde yaşıyor olmaları nasıl söz konusu olabilir?
5) Dindar cihatçı Muhammed Atta intihar saldırısı için yola düşmüşken çantasında niçin bir uçuş elkitabı, bir üniforma ve son arzusu vardı?
6) Muhammed Atta, en az altı donanma eğitim üssünün bulunduğu Opa Locka’daki uçuş simülasyonunda niçin eğitim aldı?
7) Tek bir karakutu bile bulunamazken, Muhammed Atta’nın pasaportu mûcizevi bir şekilde Dünya Ticaret Merkezi enkazında nasıl bulunabilir?
8- Dört uçuşun ortalıktan yok olan, imha edilemez sekiz karakutusu kimin elinde?
9) Amerika’da muhtemel bir terörist saldırı olabileceğine dair uluslararası kırmızı alarm verildiğini göz önüne alınca – buna eski Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice’ın 6 Ağustos 2001 tarihli iç yazışması da dâhildir – uçuş güzergâhlarından sapan ve radardan kaybolan kaçırılmış dört uçağın Amerikan hava sahasında bir buçuk saatte fazla uçmasına nasıl izin verildi? İşin cabası, bu süreç zarfında Pentagon’un mükellef savunma sistemleri devre dışıydı.
10) Amerikan Hava Kuvvetleri komutanı James Joche, Dünya Ticaret Merkezi’ne (New Jersey’deki McGuire hava üssüne sadece 7 dk uzaklıkta) ve Pentagon’a (aynı üsse 10 dk uzaklıkta) çarpan iki uçağı neden engellemeye çalışmadı? Roche’un Pentagon’a çarpan uçağa cevap vermek için en az 75 dakikası vardı.
11) George W. Bush Florida’daki okulda “My Pet Goat” adlı çocuk hikayesini okumayı niçin sürdürdü ve güvenliği için gizli servis tarafından niçin saklanmadı?
12) Bush, dediği üzere, DTM’ne çarpan ilk uçağı canlı olarak nasıl görmüş olabilir? Önceden bir bilgisi mi vardı yoksa medyum mu?
13) Bush, kendisinin ve Andrew Card’ın, DTM’ne çarpan ilk uçağı gördüklerinde bunun küçük uçakla yapılan bir kaza olduğunu düşündüklerini söyledi. FAA ve NORAD kaçırılmış bir uçak olduğunu zaten bilirlerken bu nasıl mümkün olabilir?
14) Dört farklı uçaktaki transponder’lar (alıcı-verici cihazlar) nasıl olur da aynı anda, ulusun merkezi Washington’a çok yakın aynı coğrafi bölgede kapalı olur ve hiç kimse Pentagon’la temas kurmaya çalışmaz?
15) Savunma Bakanı Donald Rumsfeld, Andrew hava üssünde savaş uçağı bulunmadığına dair gelen ilk haberleri ve sonra uçak vardı ama yüksek alarm düzeyinde değildi şeklinde ikinci haberleri açıklayabilir mi?
16) Washington’daki DC Ulusal Hava Muhafızları 11 Eylül’de niçin görevi başında değildi?
17) New Jersey’deki McGuire hava üssündeki 305′nci intikal kolu 7 dk içinde müdahale edebileceği halde DTM’ye çarpan ikinci uçağı niçin durdurmadı?
18- Andrew hava üssündeki 459′ncu filoya ait herhangi bir savaş uçağı sadece 16 kilometre ötede Pentagon’a çarpan uçağı niçin durdurmadı? Pentagon, çarpma anına ait görüntüleri tam olarak niçin yayınlamıyor?
19) Tecrübeli pek çok pilot – Amerikan müttefiki Mısır’ın eski bir jet pilotu olan Cumhurbaşkanı Hüsnü Mübarek dâhil – kaçırılan uçaklarla böylesine karmaşık manevraları ancak as pilotların yapabileceğini söylerken bazılar da bunun yalnızca uzaktan kontrolle olabileceğinde ısrar ediyorlar. Uçağı kaçıranların bu göreve uygun olduklarına inanılabilir mi?
20) Hatırı sayılır derecede pek çok şahit, DTM’nin her iki kulesinde de birden fazla patlama gördüklerine ve patlama sesi duyduklarına dair yemin ediyorlar.
21) Hatırı sayılır derecede saygın mimar ve mühendis, resmi anlatının yazılı tarihteki en büyük bina çöküşünü (ikiz kulelerin çöküşünü) ve bir uçağın bile çarpmadığı DTM’nin 7 no’lu binasının çöküşünü açıklamadığında nasıl olurda ısrarlı olurlar?
22) DTM inşaat müdürü Frank de Martin’e göre “binayı birden fazla jet uçağına direnecek şekilde inşa ettik.” İkinci uçak, birinci kuleyi neredeyse ıskalıyordu; yakıtın büyük bir kısmı kulenin dışındaki bir patlamada yandı. Ancak ilk çöken bu kule oldu ki ikinci kulede delik olmasına rağmen. Jet yakıtı hızla yandı ve bir Boeing 707 çarpsa bile kulenin çökmesini engellemek için özel olarak tasarlanmış kulenin merkezindeki altı adet çelik borunun erimesi için gereken 2.000 derecelik sıcaklığa ulaşamadı. Bir Boeing 707, kuleye çarpan Boeing 757 ve 767′den daha fazla yakıt taşımaktadır halbuki.
23) Vali Rudolph Giuliani, DTM enkazını geri dönüşüm amacıyla Çin ve Hindistana gönderilmesini hemen alelacele niçin kararlaştırdı?
24) Pensilvanya’da düşen uçağın kaza alanından 13 km ötede niçin metal parçaları bulundu? Uçak aslında Dick Cheney’in emriyle düşürüldü mü?
25) Boru hattı meselesi. Büyükelçi Wendy Chamberlain 10 Ekim 2001 tarihinde Pakistan petrol bakanıyla telefonda ne görüştü? Ona, 1990′larda yapılması planlanan fakat Taliban’ın geçiş ücreti talep etmesi yüzünden geri durulan Unocal’ın TAP (Türkmenistan-Afganistan-Pakistan) doğalgaz boru hattının şimdi tekrar gündemde olduğunu mu anlattı? (aradan iki ay sonra, üç ülke lideri boru hattı anlaşmasını imzaladılar).
26) Eski Unocal lobicisi ve G.W. Bush’un gözdesi Afgan Zalmay Halilzad Afganistan’da ne işler çeviriyor?
27) Pakistan eski Dışişleri bakanı Niyaz Niak, 2001 Temmuz ortalarında, Amerika’nın Usame bin Ladin’e ve Taliban’a Ekim ayına kadar saldırmayı zaten planladığını nasıl söyleyebilir? Pakistanlı diplomatlar, Temmuz’da Ceneviz’de yapılan G-8 zirvesinde bu konunun gizlice müzakere edildiğini söylüyor.
28- Amerika’nın Yemen büyükelçisi Barbara Bodine, 2001 Temmuz’unda, FBI ajanı John O’Neill’e el Kaide’nin mâli operasyonlarını soruşturmaktan vazgeçmelerini söyledi – O’Neill hemen DTM’deki bir güvenlik görevine geçti ve 11 Eylül’de hayatını kaybedenler arasında oldu.
29) Taliban ve Pakistan istihbarat servisi ISI arasındaki mahrem ilişkilere, ISI ve CIA arasındaki mahrem ilişkilere bakınca, bin Ladin ölü mü yoksa diri mi yahut ISI ve/veya CIA için değerli bir varlık olmayı sürdürüyor mu hâlâ?
30) bin Ladin 4 Temmuz’da Pakistan Quetta’dan gelip Dubai’deki bir Amerikan hastahanesine kabul edildi ve 11 Temmuz’a kadar tedavi gördü mü?
31) bin Ladin grubu Tora Bora’daki mağaraları 1980′lerde Sovyetlere karşı cihat sırasında CIA’nin yakın işbirliğiyle mi inşa etti?
32) 2001 Kasım’ında General Tommy Franks, bin Ladin’in Tora Bora’da saklandığından nasıl emin olabildi?
33) Bill Clinton 1999 Ekim’inde bin Ladin’i vurma operasyonunu niçin iptal etti? O zamanın Pakistan Cumhurbaşkanı Pervez Müşerref aynı tarihlerdeki bir örtlü operasyonu niçin iptal etti? Ve Müşerref aynı şeyi 2001 Ağustos’unda niçin tekrarladı?
34) George W. Bush, 11 Eylül’den dokuz ay önce bin Ladin Görev Gücünü niçin dağıttı?
35) 13 Aralık 2001′de bin Ladin’in 11 Eylül saldırılarını “itiraf ettiği” (sahte) video görüntüleri, çekildiği tarihten (9 Kasım) sadece iki hafta sonra nasıl bulundu?; (Kuzey ittifakı ve ABS askerlerinin henüz orada olmadıkları bir tarihte) gerçekten Celalabad’da mı bulundu?; (berbat edilen) birincisinden sonra, başka bir tercümeyle o görüntüleri yeniden yayınlamaya Pentagon’u zorlayan kimdi?
36) ISI başkanı Tuğgeneral Mahmud Ahmed 8 Ekim 2001′de, Amerika’nın Afganistan’ı bombalamaya başladığı gün âniden niçin “emekli oldu”?
37) Ahmed, 11 Eylül haftasında (4 Eylül’de) Washington’da ne işler çeviriyordu? Ahmed, 11 Eylül sabahı, Capitol Hill’de Bob Graham ve Porter Gross’la kahvaltı yapıyordu ki bu iki kişi 11 Eylül Komisyonu üyesi oldu ve komisyon, bu iki üyesi hakkında soruşturma açmayı reddetti. Ahmed, 12 ve 13 Eylül’de Dışişleri Bakanı yardımcısı Richard Armitage ile kahvaltı yaptı (bu tarihte Pakistan “terörle savaşta” işbirliğini müzakere ederken), CIA ve Pentagon’un üst düzey yetkilileriyle görüştü. Müşerref 13 Eylül’de, Ahmed’i Afganistan’a göndererek Taliban’dan bin Ladin’in iadesini talep edeceğini duyurdu.
38- Hindistan istihbaratına göre bir ISI çalışanı, Muhammed Atta’ya 2001 yazında 100.000 dolar havale gönderdi. Bu kişi kimdi? Bin Ladin’in bilgi teknolojisi uzmanı, daha sonra Amerikalı gazeteci Daniel Pearl’ün Karaçi’de katledilmesini sağlayan Ömer Şeyh miydi gerçekten? ISI ve 11 Eylül arasında bu sayede mi doğrudan bağlantı kuruldu?
39) FBI, Muhammed Atta ve Mervan el Şehhi ile 8 Eylül 2001′de, New York’ta Helmsley Oteli’ndeki Harry’s Bar’da buluşan şaibeli iki karakter hakkında soruşturma yürüttü mü?
40) Dışişleri Bakanlığı Asya işlerinden sorumlu müdür Christina Rocca ve Taliban büyükelçisi Abdusselam Zâif 2001 Ağustos’unda İslamabad’da buluştuklarında neler görüştüler?
41) Bir el Kaide mensubunun Afgan ulusçusu komutan Ahmed Şah Mesud’u, nâmı diğer “Pençşir Aslanı’nı” 11 Eylül’den sadece iki önce öldüreceğini Washington biliyor muydu? Mesud, Taliban ve el Kaide’ye karşı savaşıyordu – Rusya ve İran desteğinde. Kuzey İttifakı’na göre Mesud’u öldüren ISI-Taliban-el Kaide ekseniydi. Halen yaşasaydı, Amerika’nın Afganistan’da bir loya jirga (büyük konsey) tesis edip, yönetime CIA’nin Hamid Karzai’si gibi bir kukla yerleştirmesine asla müsaade etmeyecekti.
42) Muhammed Atta’nın Hamburg’da bir apartman hücresindeki oda arkadaşı olduğu göz önüne alınınca, Yemenli Remzi Binalşib isminin 11 Eylül bağlamında ortaya çıkması niçin yaklaşık dört ay gerektirdi?
43) Ayakkabı bombacısı Richard Reid ISI’nın adamı mıydı?
44) Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve Rusya istihbaratı, 25 pilotun intihar saldırısı için eğitim gördüğü bilgisini 2001′de CIA’e iletti mi?
45) Alman İstihbarat servisi başkanı August Hanning, CIA’e teröristlerin ticâri uçaklarla saldırma planı yaptıklarını ne zaman anlattı?
46) Mısır Cumhurbaşkanı Hüsnü Mübarek, patlayıcı yüklü uçaklarla Amerika’da saldırı düzenleneceğini CIA’e ne zaman anlattı?
47) Mossad direktörü Efraim Halevy yaklaşık 200 teröristin Amerika’ya muhtemel saldırısından CIA’e ne zaman bahsetti?
48- Taliban, “ya üzerine altın serili halı teklifimizi kabul edersiniz ya da sizi bombalı halının altına gömeriz” diyen bir Bush yönetimi yetkilisinin henüz 2001 Şubat’ında yaptığı bu uyarıyı anlamış mıydı?
49) Northrop-Grumman, Global Hawk teknolojisini – insansız uçakları uzaktan kontrol etmeye imkan veren bir teknoloji - 2001 Ekim’inden bu yana kullanıyor mu? Global Hawk’ı ticari bir uçağa yerleştirdi mi? Global Hawk, ticari uçaklarda artık mevcut mu?
50) Cheney, 11 Eylül’de tüm gün yaptıklarının detaylı bir zaman çizelgesini vermeye gönüllü olacak mı?
Sizden Gelenler
Yazar: Pepe Escobar
|
Aynı suçu ben de işliyorum. Gelin beni de alın.
DTP Genel Başkan Yardımcısı Emine Ayna, dün Diyarbakır, Van ve Şırnak’ta eş zamanlı yapılan KCK operasyonunu protesto etti. Ayna, gözaltına alınan ve tutuklananların kendi talimatları doğrultusunda eylemler yaptığını belirterek, “Gelin beni de tutuklayın.” dedi.
Ayna, İHD Diyarbakır Şubesi tarafında her cumartesi günü faili meçhul cinayetler ve kayıplarla ilgili yapılan oturma eylemine katıldı. Burada konuşan Ayna, 12 Eylül darbesi yargılanmadan, teşhir edilmeden ‘Demokratik Açılım’ın başarıya ulaşamayacağını söyledi. “Tarihle yüzleşmeden demokratik açılım mümkün müdür? Barış hedefleyen bir çözüm mümkün müdür? Hala operasyon devam ederken, çözümü nasıl tartışacağız. Ölümler devam ederken, çözümü tartışmak mümkün müdür?” diye soran Ayna, silahlar susmadan, ölümler durmadan demokratik açılımın veya çözümün mümkün olmayacağını savundu.
Demokratik siyaset kanalları kapatılarak insanların hak arama mücadelesini başka yöntemlerle yapmak zorunda bırakıldığına ifade eden Ayna şöyle konuştu: “Dün burada Van ve Şırnak’ta demokratik mücadelesini, hak ve özgürlük arama mücadelesini anti demokratik yasalara rağmen, demokratik siyaset kanallarıyla yürütmeye çalışan arkadaşlarımız tekrar gözaltına alındılar. Buna 14 Nisan’daki operasyonun devamı diyorlar. Bu, savaşta ve çözümsüzlükte ısrarın devamıdır. Bu demokratik açılım değildir. Aksine demokrasi karşıtlığının ısrarının devamıdır. Bunun başka bir anlamı yoktur.”
Sizden Gelenler
Yazar: Recep Özdemir
|
Eskiden küçükken, küçük derelerde bile çok balık olurdu… 10-15 santim dere kefali, dere sazanı .. Bunlar berrak sularda küçük göllenmelerde huylandıklarından, yukarlardan değneklerle suyu bulandırırdık. Göl yerine bulanık su karışınca balıklar çabuk kanar, boş kancaya bile vururlardı ..
Şu birkaç gönde küçük dere yataklarının azan sel sularıyla neler yapabildiğini gördük de konumuz bu değil..
Benim bahsedeceğim bu, bulanık su avcıları başka.. Nasıl olsa küresel dünya yansımaları, bireyselleşme düşüncesi toplumu kaplamış… Yetkili yerde söz söyleyenin dediği dedik.. Nasılsa su bulanık, kafalar karışık..
“ Açılım efendim açılım dedik .. Hem biz iyi müslümanız, sevap yaptık, yardım, fitre,zekat hem de başörtüsüne özgürlük verdik, herkes yani büyük çoğunluk bizimle.. Yaa öyle ..
Ne açılımı demiştiniz ? Kürt açılımı… daha neler.. Homurdanma sesleri geliyor.. Suç sende, suyu iyi bulandıramadın.. O halde demokratik açılım oldu.. Bu tutar işte, kimse bir şey diyemez.. Nurlu ufuklara gidiyoruz, demokratik açılım geliyor..
Bak kötümserler neler konuşuyorlar, bölünme, parçalanma .. Olmaz efendim, mecburuz hem de.. On asker şehit olmuş.. Değişmez efendim, demokratik açılım dedik, dedik bir defa, dönülmez yoldayız. ”
Açıkçası tehlikeli bir oyun oynanıyor… Milletin kafası karışık, bulanık suda balık misali..
Ah eskilerde bunlar olsa bu memleket, gençler, yerinden oynamazmıydı !!
Türkiye’nin ve Türk Ulusu’nun en çok birliğine ihtiyaç duyulan günlerden geçiyoruz, bu tepkili bir birlik olmalı… Fakat halkın çoğunluğu olanlara seyirci, kendini kurtarmanın, ocağını tüttürmenin peşinde..
Bugün 12 Eylül’ün yıldönümü, kaybedilen savaşlar, kaybedilen aydınlar, gençler.. Ayni cezaevlerini dolduran karşıt görüşler.. Onca acı, onca çile… Sonuçta kaybedilen savaşlar…
Üçü beşi tam buldum, buldum diye bağırmıştı ki, yeniden cezaevleri.
Bulanık suda balık avına yada açılıma devam, sayın ağalar…12.09.2009 - SAMSUN
Sizden Gelenler
Yazar: Mustafa KÖSE
|
TSK, AKP’yi bataklığa çekti!
Genelkurmay Genel Sekreteri Tümgeneral Ferit Güler dün noktayı koydu ve son terörist kalana kadar TSK operasyonlara devam edecek dedi. Bu açıklamanın açılımı şudur: Asker PKK ve DTP’lilerin istediği gibi operasyonları durdurmuyor ya da onların ifadesi ile ateşkes yapmıyor, tersine yasaların kendine verdiği yetkiyi kullanıyor. Bunun anlamı TSK açılım hikayelerine rağbet etmiyor ancak kendisi öne çıkmayıp topu halka ve onun temsilcilerine yani partilere bırakıyor. Lakin gerektiğinde yanlış anlamaları önlemek ve duruşunu ortaya koymak için de kendini ifade ediyor. Burada bir parantez açıp TSK’nın açılım olayında takındığı tutumu onayladığımızı belirtelim. Tamam TSK’da başlangıçta kafa karıştıran bir suskunluk vardı lakin asker eğer işin başında açılıma tavır alsaydı yine peşinen hedefe oturtulacaktı... Asker başlangıçta açık bir tutum almayarak AKP’nin bu açılım çamuruna batmasına iklim yarattı ve onları çıkmaz bir bataklığa sürükledi.. Askeri eleştiren AKP karşıtları bu kurmaylığı alkışlamalı.
Sizden Gelenler
Yazar: Sabahattin ÖNKİBAR
|
Ben şimdi sizlere hepinizin bildiği birkaç olayın bağlantısını kurup bunların tesadüfi olmadığını östermeye çalışacağım !
1-) Amerika’nın İran’ı yıkma tehdidi.. Malumunuz üzere kısa bir süre önce, Amerikan emperyalizmi, gözünü İran topraklarına dikti, sebebi ise içten fethedememiş olması. Amerika, İran’ı uzun bir süre tehdit etmesine rağmen savaş açıp uçaklarını İran’a sokmadı, peki ya neden? Amerika imana mı geldi, Amerika çok mu üzüldü ölen insanlara, yok olan hayatlara ?
Tabiî ki hayır, kısa bir süre sonra seçim olacağı, İran’ın o günün koşullarında kesinlikle yenilemeyeceği ve Amerika’nın, İran’a yenilmesinin ardından süper güçlük unvanını kaybedeceğinin korkusu ile ve bilmediğimiz daha başka sebeplerden dolayı İran’a saldırmadı . Yani kimse saldırmadı sanıyor.
ABD İran üzerine muhteşem bir kuşatma saldırısı yapıyor. Bu dediğimden sakın ha İran’a yapılan ekonomik ambargoyu sanmayın . İran’a karşı yapılan düpe düz savaş bu savaşın ne olduğunu biraz sonra anlatacağım (tabiî ki sonrasında Türkiye savaşını)
2-) Tehdit’i “yemeyeceği” anlaşılan İran’ın ardından Amerika’da seçimlerinde yaklaşmasıyla ABD alttan kazmaya başladı. İnsanlar “katil” Bush’un ardından “Barışçıl”, “Demokrat”,” İnsan hakları savunucusu”(!) olan Obama başa getirildi ve bütün dünyada bunu “yedi”.
3-) İran’da ki özgürlükçü(!) kesimin ayaklanması . Bak sen şu tesadüfe ! İran’da demokrasi yok oluyor (?) hem de Amerika’nın İran’ı tehdidinden kısa bir süre sonra. Ee.. haliyle yok olan demokrasiyi de geri getirmek malum kişilerin işi değimli (!).
4.) Ve en önemli nokta ise Davos Felaketidir. Gönül isterdi ki şuanda adını anmak istemediğim kişiyle gurur duyuyor olsaydım. Beni seviçlere boğsaydı bu olay.. ama maalesef bu iş böyle değil ..
İran Ortadoğu’nun iki büyük devletinden birisidir. Diğeri ise Türkiye’dir. Ancak İran’da ki yönetim bizdeki gibi satılmış değildir. Bu sebepten dolayı milli çıkarlarını korumaktadırlar ve bu nedenle Amerika’nın saldırırız tehdidi altındadırlar. (Türkiye olarak biz ise zaten işgal altında olduğumuzdan dolayı bize karşı bir husumetleri yok.. ne kadar komik değimli ? )
İran coğrafi bakımdan Türkiye’den daha büyüktür ve orta doğunun kilit noktasıdır. Amerika bu durumda savaşın ikinci planını bile hazırlamış gözüküyor. İran’ı dağıtabilirler ama kontrol edemezler malum madenleri kullanamaz ve sadece zarar görürler. İran’da ki boşalan otoriteyi kendilerinin kurması ise mümkün değildir.
Irakta Kürtleri kullanarak bunu kısmen yaptılar ama İran’da buna benzer bir durumu yapamazlar, ufak çaplı yerel örgütlerin, aşiretlerin İran’ın tamamını veya bir bölümünü yönetmesi veya gidişata yön vermesi mümkün değildir.
Burada ise işe “Müttefik Türkiye” giriyor. Türkiye bu savaşa doğrudan katılmayacak ama bakın nasıl katılacak . Davos faciasından ardından ertesi gün hatta o akşam Erdoğan, Perez’le “barıştı” ama olayın etkisi farklı yansıdı..
Nasıl yansıdığını ben söylemeyeyim vatanperver(!) gazetecilerin manşetlerinden aktarayım. “Eyvah, ip koptu` derken İsrail geri adım attı, Davos gövde gösterisi fırsatı yarattı ve Erdoğan dün dünyanın flaş ismi oldu. Davos`ta önceki gün Erdoğan`ın boykotu ile başlayan diplomatik şok, İsrail Cumhurbaşkanı Peres`in bile `Erdoğan`a saygım tamdır` tepkisi vermesiyle AKP`de zafer havası yarattı. Erdoğan`ı dönüşte kalabalıklar karşıladı. AJC adlı Yahudi örgütünün sert tepkisi dışında dünya me …”
Sizce Perez gibi bir ırkçı neden Erdoğan’a saygı duysun ki ? Masum insanları katletmekten çekinmeyen birisi bizim satılmış başbakanımıza saygı duyacak , öylemi ? Bozulacak İran otoritesini tamamlayacak, nur topu gibi Orta doğu liderimiz de oldu.
Bu, Davos faciasının sadece oy kapmak için yaşandığını kimse düşünmesin. Böylesine büyük bir çıkışı Erdoğan tek başına yapmış olabilir mi ? Bence olamaz. Öyle olsaydı aynı çıkışı aynı şartlarda beklide daha ağır şartlarda işkence gören Uygurlar içinde bu tepkiyi göstermez miydi ? Bazıları bu açılımın Erdoğan’ın şeriatçı olduğu için yaptığını düşünebilir .
Açık ve net söylüyorum ki; Erdoğan ve onun kabinesi kesinlikle ve kesinlikle Şeriatçı değildir.
Şeriatçı olsalar zaten AB-D yalakası olmazlardı değimli ? Bu ülkeye komünizm nasıl gelmediyse, şeriatta gelmeyecektir. Burada İran’da ki reformcu, gerici çatışması gibi Türkiye için hazırlanan bir çatışma ortamı sadece. Bu Davos olayı Amerika birleşik devletlerinin ulusal çıkarların korunması için yapılmış, Türk milleti için büyük bir faciadır.
Başka bir gazete: Erdoğan Ortadoğu'nun yeni lideri Arap basını büyük destek verdiği Erdoğan'ı 'kahraman şövalye' olarak nitelendirdi (haber türk). Yukarıdaki başlık bütün anlatmak istediğimi zaten anlatıyor. Emperyalistler bizim liderlerimizi inönü’de dahil olmak üzere maalesef kullandı. Kimisi bunun farkında değildi, kimisi ise kasıtlı olarak buna destek verdi.. Bıçak bizim için kemiğe 71 sene önce dayandı zaten ama “kaynayan kurbağa” misali millet olanları fark etse bile ses çıkartmıyor. Bu durum çok acı . İlla “yeter ulan” diyebilmek için silahları başlarımıza dayamalarımı gerekir ?
Her ne kadar durum iyiye gitmese de.. Bu millete saygı duyuyorum.. yine bir ulusal hareketin gerçekleşeceğine şüphem yoktur.
Tarih 31 ağustos 2009.. Buraya yazıyorum Şeriat gelmeyecek ! şeriat propagandası yapıp bu milleti ürkütenlere kimse aldırmasın. Vallaha da billaha da gelmeyecek ! Bu ülke elimizin altından kaydıktan sonra şeriat gelmiş gelmemiş pek fazla önemi kalmayacak zaten. İşte ana nokta burası herkes buraya dikkat etmeli.. Saygılarımla..
Yazılar
Yazar: UMUT VURGUN
|
|