"TEKTÜRK ve 11 KASIM"; TEK BAYRAK ALTINDA, ÜNİTER VE BAĞIMSIZ TÜRK VATANINDA ÖZGÜRCE YAŞAMAK İSTEYEN VATANSEVER TÜRK MİLLETİNİN KURDUĞU, GERÇEK ATATÜRK ÖĞRETİSİ'NİN AYDINLATTIĞI YOLDA YÜRÜYEN, DAYANIŞMA, YARDIMLAŞMA VE BİRLİKTELİĞİ AMAÇLAYAN GÖNÜLLÜ KURULUŞLARDIR.
"TEKTÜRK ve 11 KASIM"; SAĞCI, SOLCU, ULUSALCI SİYASİ KURULUŞLAR DEĞİLDİR.

Güncel

11 Kasım Derneği 
ATATÜRK'ÜN KALDIĞI YERDEN DEVAM ETMEK,
YENİDEN TÜRK ÜLKESİNDE TÜRK GİBİ YAŞAMAK İÇİN...

NE MUTLU TÜRK'ÜM DİYENE...
www.11kasim.com

ÇOK YAKINDA....

KOMUTAN’IN “Bıçak kemiğe dayandı” dercesine “Yeter artık, rahat bırakın” çağrısı, işaret ettiği mihraklar açısından da önemlidir... İşaret edilen “Arkadaki düşman”dır... Bu köşede sık sık yazıyorum, Cudi’deki, Gabar’daki eşkıyanın varlığı, asıl büyük tehlike değildir!.. Tehlikenin büyüğü, hançeri rahatça sırtımıza dayama imkanı bulan, “Tam içerdeki” çetelerdir... Demokrat maskeli; Su başlarını tutmuş, sermaye, siyaset, akademi destekli yapılanmalara bakacaksınız, asıl düşmanı görmek için!.. Bakınız, bir iki gün öncesinin olayı... Bir toplantı... O toplantıda, toplantıyı düzenleyenlerce öne çıkarılmış iki kadın... İkisi de “Devşirilmiş”, gerekli destekler sağlanmış oraya götürülüp oturtulmuş... Birinin kızı dağda PKK’lı, onu oraya taşıyanlar kendisini “Gerilla anası” diye takdim ediyorlar!.. Yanında bir başka kadın, onu da “Oğlu askerde anne” olarak sunuyorlar... Ve tiyatro başlıyor!..
Her iki kadına da öğretilmiş, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne verip veriştirmeleri sağlanıyor!.. Oğlunun askerde olduğunu söyleyen kadına, “Eğer oğluma bir şey olursa, hiçbir zaman vatan sağ olsun demeyeceğim” dedirtiliyor ve bu sözleri orada toplananlara alkışlatılıyor!..
Oyunu sahneye koyanlardan biri şu ünlü Eren Keskin adlı hanımefendi... Peki bu işler nerede icraa ediliyor... İstanbul’da Boğaziçi Üniversitesi’nde!.. Maksat demokrasi olsun!..
Demokrasi uğruna, memleketin üniversitelerinde,memleketin temelini dinamitlemeye niyetlenenlere zemin yaratmaktan daha doğal ne olabilir?!.
Zaten Boğaziçi Üniversitesi Rektörü Ayşe Soysal hanımefendi, bu tür işlere öncülüğün yıldızı olarak parlamaktadır!... Nerede Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin temel yapısını incitecek başkaldırılar var Ayşe Hanım’ın imzası çoğunluklukla orada mevcuttur... Örneğin, Türkiye’ye posta koyan Ermeni konferanslarının icrası gibi... Ayşe Hanım’ın yönettiği üniversitesi, PKK çetesinin yolunu aydınlatacak organizasyonlara yataklık ediyor, ne mutlu ona!..
Başka?..
Çetenin Danimarka’dan yayın yapan televizyonunu, Almanya’da yayınlanan gazetesini bir kenara koyunuz... İstedikleri yayın Türkiye’de yayınlayıp istedikleri manşeti de atıp istedikleri gibi at oynatıyorlar da kimsenin eli kıpırdamıyor... İstanbul’da basılıp dağıtılan, Kürtçe gazetenin manşetlerini merak edip bir göz atınca şunları görmek mümkün oldu...
“1- Arteşa Tirk de darbe bixwe (Türk Ordusu darbe yer), 2- Xeleka xiyanete fireh dibe (İhanet çemberi genişliyor- Suriye, Türkiye ve Irak’ın sınırötesi üzerine itifakı kast ediliyor), 3- Berxwedan (Direniş-tezkereye karşı törür örgütünün açıklamaları), 4-PKK Kurdistanî ye (Pkk Kürdistan örgütüdür-Barzani), 5-Tirkiye dê têk biçe (Türkiye ağır yenilgi alır), 6-Tirkiye intihar dike (Türkiye intihara gidiyor-askerlerin şehid edilmesi), 7- Rezaleta mezin (Büyük rezalet- askerlerin tutuklanması), 8 - Plana tasfiyeyê û teslimgirtinê (Tasfiye ve teslim alma planı) DTP’ye açılan dava...”
PKK çetesinin ünlü kabile şefleri, bu gazetelerde, imzaları ile köşe yazıyor ve tekrar edeyim, gazete İstanbul’da basılıp dağıtılıyor... Bu icraatın “Türkçe” paralelindekileri de hatırlayıverelim!.. Avrupa Birliği fonları ile sebilullah beslenen yayınlar... Saldıran sadece Cudi’deki olsa neyse...

Bazen insanları anlamıyorum. Dünyada çeşitli türlerden savaşlar vardır. Bu savaşların bir tanesi de psikolojik savaştır. Psikolojik savaş belli hedefler için yapılabilir. Silahlı müdahalenin ön hazırlığı, istenen bölgenin istenen şekilde tutulması, belli şartlara ön hazırlık gibi nedenleri olabilir. Hugo olayı da psikolojik bir savaştır. Karşı taraf kendine bir hedef seçmiştir. Hedef Türkiye\'nin belirli yerlerinden bölmek. Bu hedefi direk silahlı bir mücadele ile gerçekleştiremeyeceklerini onlarda bilmektedir. Hem artık zaman değişmiştir. Doğrudan müdahalenin maliyeti yüksektir. Oysa ön hazırlık aşamalarını yaptırmak ve bu hazırlık aşamalarını başkaları üzerinden yapmak maliyet bakımından daha karlıdır. Bunu bilenler de istediklerini çeşitli yerlerde uygulamak istemektedirler.
Sizde etrafınızda duymuşunuzdur. Türkiye'nin doğusunu verelim de bu acı, bu sıkıntılar bitsin söylemlerini. Ben bunları kendi kulaklarımla duydum. İşte psikolojik savaş budur. İnsanları belli bir düşünceye alıştırmak,onların direnme güçlerini kırmak, sanki normal hayatlarında olağanmış gibi önceden fark ettirmeden göstermek onlara. Beyin çok önemli bir organdır. Çok büyük güçleri vardır keşfedilmiş ve keşfedilmemiş. Siz bir yere baktığınızda herşeyi algılamadığınızı sanarsınız ancak beyin oradaki herşeyi aslında algılamaktadır. Görmektedir. Ama bunu siz fark edemezsiniz. Bir kağıt parçasına çizilen harita ile bizim bütünlüğümüzmü bozulur diyenler içindir bu. Onların beyinlerine onlar fark ettirmeden algılatmak normal bir gelecekte olacak şeymiş gibi göstermek. Onların direnişini yani bizim direnişimizi kırmak. Psikolojik savaş profosyonel iştir. Devletin karşı ekiple karşı koyması gereken bir mevzudur ama satılmış ve hala yaşamakta olan eski hükümet üyeleri saolsunlar karşı psikolojik yapılanmayı ülkemizde sonlandırmışlardır. Fazla uzatmaya gerek yok bu mevzuyu olagan bir şey aslında ama bizim sadece oturmamız olağan bir şey deyildir. Hürriyet gazetesinin böyle bir şey yapması beni açıkçası şaşırtmadı. Benim olamayan bir gazete tabiki benim çıkarlarımın tersine iş yapıcaktır. Kendi çıkarları için çalışacaktır. Mantık çok basit. Kendi çıkarlarını vatanın çıkarları üstünde tutmak bu kadar basit. Anlaşılmayacak bir konu değil. Ama bizim bu gazete için ye yaptığımız önemli. Peki biz ne yaptık ? Ülkede gazete trajını azaltabildik mi ? Karşımızda olan bir sisteme zarar verebildik mi? Buna cevabım şimdilik hayır. Biz sadece konuşmayı yazmayı tercih ettik ama karşımızdakiler iş yapmaya devam ettiler. Zaten bizde bu sebebten dolayı bu haldeyiz.
ABD konusuna gelince; hiç bir ülke bir ülke ile kardeş, arkadaş gibi insanlara dayanan vasıflara sahip olamaz. Ülkeler çıkarları doğrutusunda birbirleri ile iş yaparlar. Bunun en iyi örneği tarihimizde vardır. Kurtuluş savaşından bize karşı olan ülkeler, Lozanda bizim karşımıza oturan ülkeler 2. Dünya harbinde karşı karşıya gelmişlerdir. Neden ? Çok basit ülkeler çıkarları doğrultusunda haraket ederler. Çıkarınız ne ise ona göre hamle yaparsınız. Bu bir satranç oyunudur. Eğer çıkarın varsa karşı tarafın taşını yemezsin. Ya da kendi taşını feda edersin. Ülkelerde böyledir. Çıkarı varsa bir devlet ile anlaşma yapar ama çıkarları başka işler yapmasınıda gerektiriyorsa onuda yaparsın. Kimse Türkler gibi değildir. Bunu aklınızdan çıkarınız. Türklerin kurduğu devletler adaletlidir. Herkese karşı eşit olmaya çalışmışlardır. Kimseyi arkadan vurmak istemez, kimseye kirlice saldırmak istemez. Ama diğer milletler yada ülkeler bizim gibi deyildir. Zaten biz diğer milletler gibi olamadığımız için tarihin belli zamanlarında eziliyoruz. Kısacası ABD'nin yaptığı çok olağan bir şey. Ama biz onun ve onun gibi olanlara karşı neler yaptık? Onlar bize karşı çalışırken biz neler yaptık ? Bizim karşı bir şeyler yapmamamız pek olağan değil.
Bir de bir kavram kargaşası vardır. Bunuda ülkemize bilerek sokmak istemektedirler. Bir millet mozaik bir yapı olması için belli şartları oluşturması gerekmektedir. Ama bizim milletimizin bu şartları oluşturmamıştır.Biz kesinlikle Mozaik bir yapı oluşturmuyoruz. Biz tam bir milletiz. Ne Çerkez vardır ne Abhaz vardır ne de Kürt vardır. Bu devleti kuran millete TÜRK denir. Bunu kaldıramayan da çekip gider.

<< Başa Dön < Önceki 51 Sonraki > Sona Git >>

Sonuçlar 401 - 402 Toplam: 402

Bilmediğimiz Tarihimiz

En büyük düşman, düşmanların düşmanı, ne falan ne de filan millettir; bilakis bu, adeta dünya çapında bir Yahudi  saltanatı halinde bütün dünyaya hakim olan "Kapitalizm" afeti ve onun çocuğu olan "Emperyalizm" dir. Artık bütün dünyanın anlamış olduğu bu hakikat bizde de tamamen idrak ediliyor.
Bugünlerde başımıza musallat edilen Yunan, bütün düşman aleminin parçasından başka birşey değildir. Daha doğrusu, kapitalizm saltanatının mazlum milletlere karşı gönderebileceği son kuvvet, son ordudur! Nitekim bundan evvel üzerimize ordular salmış olan düşmanlar, yine böyle kapitalizm saltanatının ordularından başka birşey değildi. Moskof orduları, İtalya orduları, Bulgar ve Yunan orduları, kısacası bütün düşmanlarımız tamamen kapitalizm tarafından ayaklandırılırlardı.
Bir zamanlar tarihin eski devirlerinde dünya birtakım despot hükümdarların istibdatları altında ezilirdi. Sonraları milletler  bu istibdatları yıktılar. Fakat bu defa da; onun yerine paranın, sermayenin zulmü geçti.
Sermaye, bugüne kadar dünyada yapılmış olan bütün febalıkların yegane etkeni, yegane mesulü idi. Bu gün de odur! Eğer bütün dünyayı süratle istila eden kapitalizm aleyhtarlığı olmasaydı; bu zulüm yarın da devam edecekti. Çok şükür, zulüm devrinin son günlerindeyiz.
Kapitalizm sadece falan ve filan milletin düşmanı değildir. Bilakis bütün dünyanın, bütün milletlerin müşterek düşmanıdır. Milletleri birbirine düşüren kuvvet odur. Kardeş kanları döktüren fesatlar ondan çıkıyor. Dünyayı kaplayan sefaletin müsebbibi ve özetle bütün insanlığı inleten zulmün yegane zalimi odur. Yani kapitalizm'dir.
Bu zulümde başarılı olabilmek için arada sırada müracaat ettiği muharebeler yegane kuvvetleri, yegane silahları değildir. Bankalar sendikalar onun en kuvvetli silahlarındandır. Ve bütün milletleri bu silahla mağlup eder.
Memleketimize bakınız, Rejiler, Duyun-Umumiye'le, Kapitülasyonlar, Şimendiferler, Limanlar, Gemiler, Bankalar, Ticaret evleri ve bütün bu müesseseler, Avrupa Kapitalizm'inin bizi mahvetmek için, senelerden beri kullandığı iblisane bir makinenin parçalarıdır
Sade bizim memleketimizde değil, yeryüzünde bu makine devam ettikçe; sadece biz değil bütün dünya zulüm altında ezilecek, sefalet arşa çıkacak, insanlar felaketten felakete yuvarlanacaklardır. Bize bugün, sınır itibarı ile dünyanın en güzel barış şartlarını verseler, kapitalizm, memlekette bu günkü şekliyle kaldığı takdirde mahvımız muhakkaktır. Hatta değil böyle, bu şeytan makinesinin dörtte biri bile mevcut olsa, bizim için hayat imkanı yine tasavvur edilemez. 
Zenginlerimizi dolandıran o, fukaramızı soyan o, mal ve mülkümüzü çalan, haysiyet ve namusumuzu mahveden, bizdeki faziletleri tıpkı bir şeytan gibi iknaya çalışan ve bizi birbirimize düşüren hep odur.
Şu halde kendimizi kurtarmak için evvela bizim, sonra da bütün dünyanın şu melun kapitalizm afetinden kurtulması lazım gelir. Bunda sade biz menfaatdar değiliz. Kapitalizm sade bizim gibi zayıf milletler arasında değil, bilakis bizzat kapitalist memleketlerde de aynı derecede tahripkar ve insanlık düşmanıdır. Hatta İngiltere'de, hatta Fransa'da ve Amerika'da da böyledir. Ve oralarda da kapitalizm usulünden istifade edenlere nispetle, bunun zulmü altında inleyenlerin miktarları, yüzbinlerce kere ziyadedir. Buna göre, kapitalizmin düşmanı yalnız biz değiliz. Bütün dünya onun düşmanıdır. O halde; bütün dünya bizimle beraber demektir.
Dünyayı tanıyanlar, dünya işlerini bilenler, bütün açıklık ve katiyetle görüyorlar ki; artık bu hakikat bütün dünyada anlaşılmıştır.
Kapitalizm, halkihazırda Lehistan'da ve Anadolu'da son kurşunu atmakla meşguldür. Bundan sonra kullanacak silahı kalmıyor. İş, bu kuvvetleri yenmektir. Türkler, hakikati anlayınız! Anlamayanlar varsa onlara da anlayanlar öğretsinler.
Bolşevikler Lehleri kati surette mağlup ederlerken; bizim vazifemiz de Yunanistan'ı Anadoludan süratle, şiddetle ve derhal kovmaktır!
Ondan sonrası ise ebedi kurtuluştur!
       
Mustafa Kemal Atatürk, Başyazı, Hakimiyeti Milliye Gazetesi, 20 Temmuz 1920. 

Atatürk Diyor ki

Hz. Muhammed Allah'ın birinci ve en büyük kuludur. Onun izinde bugün milyonlarca insan yürüyor. Benim senin adın silinir. Fakat o sonsuza kadar ölümsüzdür.