"TEKTÜRK ve 11 KASIM"; TEK BAYRAK ALTINDA, ÜNİTER VE BAĞIMSIZ TÜRK VATANINDA ÖZGÜRCE YAŞAMAK İSTEYEN VATANSEVER TÜRK MİLLETİNİN KURDUĞU, GERÇEK ATATÜRK ÖĞRETİSİ'NİN AYDINLATTIĞI YOLDA YÜRÜYEN, DAYANIŞMA, YARDIMLAŞMA VE BİRLİKTELİĞİ AMAÇLAYAN GÖNÜLLÜ KURULUŞLARDIR.
"TEKTÜRK ve 11 KASIM"; SAĞCI, SOLCU, ULUSALCI SİYASİ KURULUŞLAR DEĞİLDİR.

Güncel

11 Kasım Derneği 
ATATÜRK'ÜN KALDIĞI YERDEN DEVAM ETMEK,
YENİDEN TÜRK ÜLKESİNDE TÜRK GİBİ YAŞAMAK İÇİN...

NE MUTLU TÜRK'ÜM DİYENE...
www.11kasim.com

ÇOK YAKINDA....

image00111.jpg

İsrail modernize ettiği Türk tankları M- 60′larda, geri vitese yer vermeyi unuttu. Tanklar aynı zamanda sürekli titriyor.

 

İsrail’in Türkiye’den aldığı askeri ihalelerde ortaya çıkan aksaklıklara bir yenisi daha eklendi! Daha önce yapım ihalesini kazandığı Hebron insansız casus uçakları vaktinde teslim etmeyen, ihale şartnamesinde uçaklar için öngörülen şartları da yerine getirmeyen ya da getiremeyen İsrail, şimdi de modernizasyon ihalesini kazandığı M-60 tanklarında geri vites kullanmayı unuttu.Gazete Habertürk’ün haberine göre, İsrail firması IMI tarafından Kayseri’deki Ana Bakım Merkezi Komutanlığı’nda modernize edilen tanklarla ilgili ilk problem teslim süresinde ortaya çıktı. Ekim 2009′da sona ermesi gereken çalışmalar 2011′e kadar uzadı.

Silahlarından ateş koruma sistemlerine, zırhından motoruna kadar her bir parçası yenilenen tanklarda, testler sırasında transmisyon sistemlerinde bir arızanın bulunduğu ortaya çıktı. İleri gitmeyi başaran tankların, geri vitese geçmediği görüldü. Yapılan araştırma sonucu sorun tespit edildi.

Tanklardaki sorun transmisyon sistemiyle sınırlı kalmadı. Tanklarda titreşim sorunu bulunduğu da görüldü. Tanklarda titreşim sorunu olması özellikle ateş esnasında problem çıkarıyor. Zira, kilometrelerce uzaklıktaki hedeflere ateş eden tanklarda titreşim sonucu namlunun birkaç santimetre sapması, hedeften metrelerce öteye atış yapılmasına neden oluyor. Titreşim sorununu da araştıran uzmanlar,bunun kaynağının da transmisyon dengesizliği olduğunu buldular.

Tarihçi Arnod Toynbee insanlığı üç evreye ayırır:

 

Tarih öncesine denk gelen birinci evrede insanlar, dünyanın her yerinde aynı sosyal yaşamı sürmektedir. Çünkü iletişim çok yavaşken değişim ritmi daha da yavaştır. Her yenilik; başka bir yenilik ortaya çıkmadan bütün toplumlara ulaşmaktadır.

 

İkinci evre denilen ve tarih öncesinden MS 1500’e kadar, yani yaklaşık 4.500 yıl; değişim aktarıma oranla çok daha hızlıydı. Bu da toplumların birbirinden farklılaşmasına, dinlerin, kavimlerin, farklı uygarlıkların doğmasına neden oldu.

hain.jpg

Soru şu:
- İsrail’in Filistin’e ördüğü duvarın çimentosunu kim veriyor?

(Not: Lütfen bu yazıya şöyle bir yorum göndermeyin: Fatih Bey yeni mi anladınız? Ortadoğu’ya güven olmaz…)

 

İddia şu:

- Filistin Meclis Başkanı Ahmed Kurey…


Evet inanılır gibi değil.. Üstelik büyük ihtimalle doğru.


Düşünün ki, İsrail, Gazze’yi kuşatmış. Açlık ve sefalet var. İlaç bile giremiyor. İsrail işte bu çağdışı kuşatma için duvar örüyor…


Ve o duvarın çimentosunu Filistin Meclis Başkanı sağlıyor…

Kahire sokaklarında duydum bunu… Aslında daha önceden biliniyor olabilir. Ama ben böyle bir skandalın duyulup da neden Türkiye’de bizi çarpmadığını merak ediyorum.


Örneğin İstanbul’da her gece İsrail konsolosluğu’nun önünde gösteri yapan kardeşim, bunu duysa o anda ne yapacaktı?


Gidip Filistin temsilciliğinin önünde “ikiyüzlü” diye Filistin Meclisi’ni protesto mu edecekti?


Eder miyiz?


Etmeliyiz…


Her türlü ihaneti, ikiyüzlülüğü, sahici olmamayı protesto etmeliyiz…

 

FATİH ÇEKİRGE/HÜRRİYET

pasa-ve-bayrak

Mustafa Kemal Atatürk’ü, İslamı, milliyetçiliği yıllardır sömüren ve suistimal eden siyasi cambazlar hala iplerin üzerinde entrikalar çevirmeye yüzleri kızarmadan devam ettikleri için;

Ağla “30 Ağustos” hakkındır !

Kürt açılımı demagogları, devşirme sivil toplum örgütleri, yandaş ve yanaşma akıldaneleri, dört koldan milletin aklını bulandırmak amacıyla tünedikleri yerlerden köpeksiz köyde çomaksız oynadıkları için;

Ağla “30 Ağustos” hakkındır !

İçeride tutuklu eşkıya, dışarıda serbest eşkıya, “ABD ve AB” Türkiye’ye olan baskısını arttırsın, “Türkler adam gibi adam olsun…Yoksa dağda ki silahlılarla ben yapacağımı bilirim…” meydan okumalarından hiç gururu kırılmayan siyasetçi ve bürokratlar olduğu için;

Ağla “30 Ağustos” hakkındır !

Memlekette toprak satma, liman satma, maden satma, hayati kurumları satma, hazineyi soyma ve sülalece zengin olma furyası dört nal gittiği için;

Ağla “30 Ağustos” hakkındır !

Üç yıl içinde ülkede ki hapishanelerde bulunan insan sayısı yüzde yüz onsekiz arttığı, bağımsız ve hızlı işleyen bir hukuk düzeni olmadığı, cezai ve idari davaların göbeğine kadar siyaset  bulaştırıldığı için;

Ağla “30 Ağustos” hakkındır !

Bizim kanunlarımızda “Silahlı eşkıya düşmandır. Düşman gibi işlem yapılır” hükmü varken, dağlarımız ve hemen yanıbaşımızdaki topraklar eşkıya gruplarından geçilmezken, caddelerde törenler düzenleyip kendi kendimize propaganda yaparak işlerin iyi gittiği sanıldığı için de;

Ağla “30 Ağustos” hakkındır !

Bu ülkede gün doğmadan nelerin doğacağını, ilk genel seçimde herkes görecek. Sana yakışan ağlamak değil, beylik siyasetçi ve bürokrat tüm meydancılara “Yeter Artık” demektir,“30 Ağustos”…

Osman PAMUKOĞLU
Hak ve Eşitlik Partisi
Genel Başkanı

Ahmet Türk

Güneydoğu'nun ünlü aşireti, Kanco ailesinin lideridir.

Sırrı Sakık

PKK'nin en aktif iki numaralı adamı olan Şemdin Sakık'ın kardeşidir. Ailesi ermeni techirinde kendini kürt diye kaydettirip Muş ta kalan ermeni ailelerindendir.

Leyla Zana

Diyarbakır lı ünlü Zana ailesinden Mehdi Zana nın karısıdır. Yaklaşık sekiz yıl İsveç'te yaşayan Mehdi Zana, 15 Ekim 2004'te Türkiye'ye döndü.

Mehdi Zana Kürtlerin yaşadıkları ülkelerde kimlik ve hak mücadelelerinde neden zorlandıklarına yönelik bir soruya, "Kürtler bence İslamiyeti kabul ettiklerinde kaybettiler" yanıtı vermiştir.

Etnik siyaset ülkemizde prim yapmıyor. Dini cemaate dayalı siyaset ise o kadroları iktidara taşıyor. Eskiden sol söylemler işe yarıyordu fakat kominizim duvarı Berlin de yıkılınca kominizim de işe yaramaz oldu. Türk solu da ister istemez dini açılımlara ve milliyetçi tezlere yaklaşır oldu.

Günümüzde görünen resim çok karmaşık. Ağaların zulmüne isyan eden topluluklar, gelenek mahkumiyetinden kurtulmaya çabalayan kırsal kesim insanının haklarını yine ağalar koruyor veya koruyacaklarını iddia ediyorlar. Kırsal kesim insanı ağalık köleliğinden devlet vatandaşlığına geçemiyor. Ağalar buna izin vermiyorlar ve emrinde tuttukları kölelerini devlete saldırtıyorlar. Kölelerin beyinleri yıllardır yıkanmış olarak ağaya isyan edeceğine devlete isyan ediyor.

BASINA VE KAMUOYUNUN DİKKATİNE

TÜRK MÜHENDİS VE MİMAR ODALARI BİRLİĞİ (TMMOB), Kalkınma Ajanslarının Çalışma Usul ve Esasları  Hakkında Yönetmeliğin iptali için  idari hukuk sürecini  başlatmış ve süreç sonunda Yargı; 35 maddelik Yönetmeliğin 17 maddesi iptal etmiş ve kamu kaynaklarının korunumu ile ilgili güvence altına almıştır.

Danıştay tarafından 17 Ağustos 2009 tarihinde Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği‘ne (TMMOB) tebliğ edilen karar, 19 Ağustos 2009 tarihinde TMMOB Yönetim Kurulu Başkanlığı‘nın yapmış olduğu basın açıklaması ile birlikte, Tekirdağ Valiliği de dahil olmak üzere tüm kamu kurum ve kuruluşlarına yazılı olarak bildirilmiştir.

Söz konusu yargı kararına rağmen;  26 AĞUSTOS 2009 tarihinde Tekirdağ Ticaret Odasında ilk toplantısını yapmak üzere çağrı veren TEKİRDAĞ VALİSİ Sn. ZÜBEYİR KEMELEK  yargı kararını uygulamayarak suç işlemektedir.

Bakanlar Kurulu kararı ile 25 Temmuz 2009 tarih ve 2009/272996 sayı ile Resmi Gazete‘de yayımlanan Bakanlar Kurulunun 2009 / 15236 sayılı  "TR21 Düzey 2 Bölgelerinde Kalkınma Ajansı Kararnamesi" gereğinden hareketle;  26 AĞUSTOS 2009 SAAT 17:00.DE KALKINMA KURULU TOPLANTISI gerçekleştirmiş olup, asil - yedek  Katip seçimi ile birlikte Divan oluşumu yapılarak Kalkınma Kurulu Başkan ve Başkan Vekili seçimlerinin yapılmış olduğu; hatta Tekirdağ Valiliğinin yapmış olduğu yazılı açıklamaya ile de  başvuruları 31 Ağustos 2009 - 14 Eylül 2009 tarihleri arasında yapılacak olan Kalkınma Ajansı için GENEL SEKRETER alınacağı duyurusu derhal geri çekilmelidir.

Gündemde “Kürt açılımı”ndan sonra Ermeni açılımı var. Dışişleri Bakanlığı’nın yürüttüğü görüşmeler sonunda Ermenistan ile imzalanan protokolde, sınırların açılması kadar oluşturulacak bir tarih komisyonunun çalışması da öngörülüyor. Bu tarih komisyonu, “1915 olaylarının nasıl tanımlanması gerektiği” üzerinde çalışacak. Şimdiden Taner Akçam gibi isimler, “Genelkurmay arşivlerini açsın” demeye başladılar. Haberiniz.com olarak Cumhuriyetimizin kurucusu Atatürk’ün Ermeni meselesi üzerine söylediklerini gündeme getiriyoruz. Bakın Atatürk Ermeni meselesi için neler söylemiş:

 

- “Merkezi Erivan olan Ermeni Cumhuriyeti’ne karşı dostça olmayan hiçbir niyetimiz yoktur (…) Bununla beraber, hakikat olan şu kadarını biliyoruz ki, bu yeni devletteki Ermeniler, Ermeni müfreze kumandanının emirleriyle, Müslüman unsuru imha etmek üzere faaliyette bulunuyorlar. İngilizler, bu hareketlerin cereyanı esnasında, bir yandan Ermenilerin Müslümanlara karşı tutumlarını teşvik ettiler, hatta onları bu konuda kışkırttılar; diğer yandan Ermenilerin tecavüzlerini bize sayıp döktüler ve bunları tahammül edilemez hareketler olarak nitelediler ve bu komşu devlete saldırarak misillemede bulunmaya bizi zorladılar. Fakat biz hakikatin kendini göstereceğinden emin olarak Ermeni tahriklerine tahammül ettik.”

(General Harbord’a verilen muhtıra, 24 Eylül 1919, Atatürk’ün Bütün Eserleri (ATABE), Kaynak Yayınları, cilt 4, s. 106-113)

Sample ImageAdı Mehmet soyadı Mehmetçik benim kardeşimin.

 Bilmiyorum bu anda hangi dağların eteğinde, bizleri koruyorsun.

Mevzilenmiş düşman ateşine göğüs geriyorsun Mehmetçiğim.

Unutma ki hangi karakolda, hangi komutanlıkta olursan ol ben oraydım. Yanındayım. Adı Mehmet soyadı Mehmetçik benim kardeşimin. Görev verilirse, koşarım mevziye omuz omuza koşarım askerimle, toz duman demem, dağ tepe demem, koşarım kandil dağlarına… Unutma sen giderken sınır çizgisine, ehli keyifler puro yakmakla meşgullerdi, sen cebinde üç kuruş parayla karargâhına yolcu olurken, onlar ziyafet sofralarında keyif çatıyorlardı, yataklarında korkusuzca uyudular, dinlendiler klimalı odalarda ehlikeyif adamlar.

<< Başa Dön < Önceki 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 Sonraki > Sona Git >>

Sonuçlar 49 - 56 Toplam: 402

Bilmediğimiz Tarihimiz

En büyük düşman, düşmanların düşmanı, ne falan ne de filan millettir; bilakis bu, adeta dünya çapında bir Yahudi  saltanatı halinde bütün dünyaya hakim olan "Kapitalizm" afeti ve onun çocuğu olan "Emperyalizm" dir. Artık bütün dünyanın anlamış olduğu bu hakikat bizde de tamamen idrak ediliyor.
Bugünlerde başımıza musallat edilen Yunan, bütün düşman aleminin parçasından başka birşey değildir. Daha doğrusu, kapitalizm saltanatının mazlum milletlere karşı gönderebileceği son kuvvet, son ordudur! Nitekim bundan evvel üzerimize ordular salmış olan düşmanlar, yine böyle kapitalizm saltanatının ordularından başka birşey değildi. Moskof orduları, İtalya orduları, Bulgar ve Yunan orduları, kısacası bütün düşmanlarımız tamamen kapitalizm tarafından ayaklandırılırlardı.
Bir zamanlar tarihin eski devirlerinde dünya birtakım despot hükümdarların istibdatları altında ezilirdi. Sonraları milletler  bu istibdatları yıktılar. Fakat bu defa da; onun yerine paranın, sermayenin zulmü geçti.
Sermaye, bugüne kadar dünyada yapılmış olan bütün febalıkların yegane etkeni, yegane mesulü idi. Bu gün de odur! Eğer bütün dünyayı süratle istila eden kapitalizm aleyhtarlığı olmasaydı; bu zulüm yarın da devam edecekti. Çok şükür, zulüm devrinin son günlerindeyiz.
Kapitalizm sadece falan ve filan milletin düşmanı değildir. Bilakis bütün dünyanın, bütün milletlerin müşterek düşmanıdır. Milletleri birbirine düşüren kuvvet odur. Kardeş kanları döktüren fesatlar ondan çıkıyor. Dünyayı kaplayan sefaletin müsebbibi ve özetle bütün insanlığı inleten zulmün yegane zalimi odur. Yani kapitalizm'dir.
Bu zulümde başarılı olabilmek için arada sırada müracaat ettiği muharebeler yegane kuvvetleri, yegane silahları değildir. Bankalar sendikalar onun en kuvvetli silahlarındandır. Ve bütün milletleri bu silahla mağlup eder.
Memleketimize bakınız, Rejiler, Duyun-Umumiye'le, Kapitülasyonlar, Şimendiferler, Limanlar, Gemiler, Bankalar, Ticaret evleri ve bütün bu müesseseler, Avrupa Kapitalizm'inin bizi mahvetmek için, senelerden beri kullandığı iblisane bir makinenin parçalarıdır
Sade bizim memleketimizde değil, yeryüzünde bu makine devam ettikçe; sadece biz değil bütün dünya zulüm altında ezilecek, sefalet arşa çıkacak, insanlar felaketten felakete yuvarlanacaklardır. Bize bugün, sınır itibarı ile dünyanın en güzel barış şartlarını verseler, kapitalizm, memlekette bu günkü şekliyle kaldığı takdirde mahvımız muhakkaktır. Hatta değil böyle, bu şeytan makinesinin dörtte biri bile mevcut olsa, bizim için hayat imkanı yine tasavvur edilemez. 
Zenginlerimizi dolandıran o, fukaramızı soyan o, mal ve mülkümüzü çalan, haysiyet ve namusumuzu mahveden, bizdeki faziletleri tıpkı bir şeytan gibi iknaya çalışan ve bizi birbirimize düşüren hep odur.
Şu halde kendimizi kurtarmak için evvela bizim, sonra da bütün dünyanın şu melun kapitalizm afetinden kurtulması lazım gelir. Bunda sade biz menfaatdar değiliz. Kapitalizm sade bizim gibi zayıf milletler arasında değil, bilakis bizzat kapitalist memleketlerde de aynı derecede tahripkar ve insanlık düşmanıdır. Hatta İngiltere'de, hatta Fransa'da ve Amerika'da da böyledir. Ve oralarda da kapitalizm usulünden istifade edenlere nispetle, bunun zulmü altında inleyenlerin miktarları, yüzbinlerce kere ziyadedir. Buna göre, kapitalizmin düşmanı yalnız biz değiliz. Bütün dünya onun düşmanıdır. O halde; bütün dünya bizimle beraber demektir.
Dünyayı tanıyanlar, dünya işlerini bilenler, bütün açıklık ve katiyetle görüyorlar ki; artık bu hakikat bütün dünyada anlaşılmıştır.
Kapitalizm, halkihazırda Lehistan'da ve Anadolu'da son kurşunu atmakla meşguldür. Bundan sonra kullanacak silahı kalmıyor. İş, bu kuvvetleri yenmektir. Türkler, hakikati anlayınız! Anlamayanlar varsa onlara da anlayanlar öğretsinler.
Bolşevikler Lehleri kati surette mağlup ederlerken; bizim vazifemiz de Yunanistan'ı Anadoludan süratle, şiddetle ve derhal kovmaktır!
Ondan sonrası ise ebedi kurtuluştur!
       
Mustafa Kemal Atatürk, Başyazı, Hakimiyeti Milliye Gazetesi, 20 Temmuz 1920. 

Atatürk Diyor ki

Bu gün Sovyetler birliği dostumuzdur, komşumuzdur, müttefikimizdir. Bu dostluğa ihtiyacımız vardır. Fakat yarın ne olacağını kimse bu günden kestiremez. Tıpkı Osmanlı gibi, tıpkı Avusturya-Macaristan imparatorluğu gibi parçalanabilir, ufalanabilir. Bugün Rusya'nın elinde sımsıkı tutuğu milletler avuçlarından kaçabilirler. Dünya yeni bir dengeye ulaşabilir. İşte o zaman Türkiye ne yapacağını bilmelidir. Bizim bu dostumuzun idaresinde dili bir, inancı bir, özü bir kardeşlerimiz vardır. Onlara sahip çıkmaya hazır olmalıyız. Hazır olmak o güne değin susup beklemek değildir. Hazırlanmak lazımdır. Milletler buna nasıl hazırlanır. Manevi köprüleri sağlam tutarak. Dil bir köprüdür, inanç bir köprüdür, tarih bir köprüdür. Köklerimize inmeli ve olayların böldüğü tarihimiz içinde birleşmeliyiz. Onların bize yaklaşmasını bekleyemeyiz, bizim onlara yaklaşmamız gereklidir. Rusya bir gün dağılacaktır. O zaman Türkiye onlar için örnek bir ülke olacaktır.