"TEKTÜRK ve 11 KASIM"; TEK BAYRAK ALTINDA, ÜNİTER VE BAĞIMSIZ TÜRK VATANINDA ÖZGÜRCE YAŞAMAK İSTEYEN VATANSEVER TÜRK MİLLETİNİN KURDUĞU, GERÇEK ATATÜRK ÖĞRETİSİ'NİN AYDINLATTIĞI YOLDA YÜRÜYEN, DAYANIŞMA, YARDIMLAŞMA VE BİRLİKTELİĞİ AMAÇLAYAN GÖNÜLLÜ KURULUŞLARDIR.
"TEKTÜRK ve 11 KASIM"; SAĞCI, SOLCU, ULUSALCI SİYASİ KURULUŞLAR DEĞİLDİR.

Güncel

11 Kasım Derneği 
ATATÜRK'ÜN KALDIĞI YERDEN DEVAM ETMEK,
YENİDEN TÜRK ÜLKESİNDE TÜRK GİBİ YAŞAMAK İÇİN...

NE MUTLU TÜRK'ÜM DİYENE...
www.11kasim.com

ÇOK YAKINDA....

image0012.gif

 

İnsan gib özgür     insan gibi  barış al  sana

Sevgili ATAM,
Bugün yine sana yazıyorum Atam.
Biliyorsun dün de yazdım, bugün de yazıyorum, yarın da yazacağım sana. Bıraktığın Cumhuriyet Şiirini tamamlayacağım. "Cumhuriyet fazilettir." demiştin.
Cumhuriyet Şiirimi Sen Tamamla! diye bizlere emanet etmiştin;
Vatanımın ve ulusumun emaneti için ant içmiştik bizler de…
Bu emanetini yüce Türk Ulusu adına ben de elimden geldiğince koruyacağıma söz vermiştim.
Söz namustur.
Bizlere insanca, eşit, özgür yaşam koşulları hazırladın diğer yurtseverlerle birlikte ve dikkatle bu vatan hazinesini bizlere emanet ettin.
Emanet ettin hepimizi birbirimize…
Hepimizi el ele, omuz omuza, yurtta ve dünyada bir tek gereksinimimiz olan barışı korumaya davet ettin.
"Bu şiir artık sizindir!" dedin: "Özgür ve akla dayalı insanca yaşam. Şiirini Sen Tamamla!“ dedin.
Şimdi ben bu şiirimi yaşayarak, yaşatarak tamamlıyorum Atam.
Senin dahi yeteneklerin ve yüce insan sevgisiyle donanmış ince ruhun, her attığımız adımda karşımızda ve attığın imzan her yerde insanlaşmakta…
NATO Genel Sekreteri Anders Fogh RASMUSSEN, 28 Ağustos 2009 saat 14:30'da, Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker BAŞBUĞ'a ziyarette bulunmuştur.

Ziyarette; NATO'nun gündemindeki güncel konular ile bölgesel güvenlik konuları ele alınmıştır.

''Milli sınırlar içinde bulunan yurt parçaları bir bütündür; birbirinden ayrılamaz."  Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK

'' Kendi kaderinizi çizecek kadar güçlü değilseniz, birileri sizin için kaderinizi çizer, ve buna itiraz edemezsiniz. '' Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK
Merhaba bu yazıyı 2007 30 Ağustos'ta yazmışım. Tekrar okuyunca hiçbir değişikliğin olmadığı gibi, dahada kötüye gidiyoruz. Ne acıdır ki! bizler hala birer Mustafa Kemal olamadık. Olamadık diyorum, çünkü birlik ve bütünlüğümüz yok. Bir çoğu benim kurulu düzenim, ailem, çocuklarım var diyorlar. Sanki benim veya sizlerin yokmuş gibi. Bu durumda da insan hiç kimseye güvenemiyor
(Atatürk'e göre) İki Mustafa Kemal vardır: Birincisi et ve kemikten oluşan geçici Mustafa Kemal... İkincisi ise onu ''ben'' kelimesiyle ifade edemem; o, ben değil, bizdir! O,memleketin her köşesinde yeni fikir, yeni yaşam ve büyük ülkü için uğraşan aydın ve savaşçı bir topluluktur. Ben, onların rüyasını temsil ediyorum. Benim girişimlerim, onların özlemini çektikleri şeyleri tatmin içindir. O Mustafa Kemal sizsiniz, hepinizsiniz. Geçici olmayan, yaşaması ve başarılı olması gereken Mustafa Kemal odur! diyor.(1933)Atatürk, özgürlük ve bağımsızlık aşkını ise şu cümlelerle dile getirmiştir. Özgürlük ve bağımsızlık benim karekterimdir. Ben, milletimin ve büyük atalarımın en değerli mirasından olan bağımsımsızlık aşkı ile yaratılmış bir adamım! Çocukluğumdan bu güne kadar ailevi, özel ve resmi yaşamımın her evresini yakından tanıyanlarca bu aşkım bilinir. Bence bir millette şerefin, saygınlığın, namusun ve insanlığın yerleşmesi ve yaşaması, kesinlikle o milletin özgürlük ve bağımsızlığına bağlıdır. Ben kendim, bu saydığım özelliklere çok önem veririm ve bu özelliklerin kendimde varlığını iddia edebilmek için milletimin de aynı özellikleri taşımasını şart ve esas bilirim. Ben yaşayabilmek için kesinlikle bağımsız bir milletin evladı kalmalıyım! 

 

GÜNÜMÜZÜN Başbakanı, muhalefet partisini “İspatlamazlarsa namussuzdurlar”, çiftçiyi “Artistlik yapma lan! Ananı al da git!”, koruma polisini “Senden bir cacık olmaz!”, doktorları “Gözünüzü toprak doyursun!” diye haşlarken, Atatürk döneminden bir anı geldi aklımıza... Siyaset adamlarının ibretle okuması gerekir.

Atatürk İstanbul’da Florya Köşkü’ne giderken Nuri Conker’in kullandığı otomobil tenha bir yola sapar. Atatürk tarlada çalışan bir çiftçi görür. Adam çiftindeki öküzün yanına eşeğini bağlamıştır. Tarlasını yalpa vura vura güçlükle sürmektedir.Atatürk, otomobili durdurur ve araçtan iner. Çiftçiye, neden sabana inek ya da öküz yerine eşeğini sürdüğünü sorar. Çiftçi, Atatürk’ü tanımaz:“Devlet öküzün birini vergi olarak haczetti beyim” der.Atatürk’ün canı sıkılır:“Neden hakkını aramak için muhtara başvurmadın ağa?” der.Adı Halil olan çiftçi acı acı gülümser:“Öküze haciz konulurken muhtar da oradaydı!”“Valiye başvursaydın o zaman...”“Vali ilgisiz biri, beni dinlemez ki…”“Başvekil İsmet Paşa’ya gitseydin!”“Başvekil sağırdır, kulağı duymaz!”“Mademki öyle, sen de Atatürk’e çıksaydın!”“Alay etme beyim, o büyük adam içtiği rakıyı bırakıp da benimle mi uğraşacak?”

 

image00148.jpg

Çin’de nakli yapılan her üç organdan ikisi idam edilen mahkumlardan alındığı ortaya çıktı. İnsan hakları savunucuları uzun zamandan beri Çin’in bu suistimalini gündeme getiriyor. Ancak Çin yöneticilerinden herhangi bir müdahale görülmemişti.Yerel kaynaklara göre Çin’de bir organ için 20 bin avroya kadar varan ücret ödeniyor. İdam edilen mahkumların organlarını alabilmek için imzalı onayları gerektiği halde çoğu zaman hukuk çiğnenerek mahkumların organları satışa sunuluyor.Çin’deki organ alıcıları bir organ için 100 bin ile 200 bin yuan (10 bin ile 20 bin avro) arası bir para ödüyor. Şu anda Çin’de organ nakline ihtiyacı olan 1 milyon hasta var ve her birinin organ alabilme ihtimali yüzde 1Çin’de her yıl beş bin insan idam ediliyor. Bu rakam bütün dünyada bir yılda yapılan idam sayısından çok daha fazla ve her geçen yıl daha da artıyor. Her ne kadar Çin idam sayısını devlet sırrı olarak saklasa da, bu rakam merkezi ABD’de bulunan Dui Hua Vakfı’nın tahmini bir rakamı. Bu vakıf Çin’deki siyasi mahkumlara yardım için çalışıyor.
Boğaziçi Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Haluk Oral, sahaflarda bulduğu bir mektubu okuduğunda fena halde etkilendi.

Çünkü mektup, Çanakkale Savaşı sırasında yaşanan ve bugüne kadar hiç bilinmeyen bir kahramanlığı gün ışığına çıkartıyordu. Erzincanlı Hasan Çavuş, takımıyla birlikte düzenlediği süngü hücumuyla Fransızları durdurmuştu. Hasan Çavuş’un, ‘Bu toprak bizim, biz bu toprağın sahibiyiz’ sözleri ise tarihe kaydedilmişti.

MERAKLILARI bilir, Boğaziçi Üniversitesi Matematik Bölümü öğretim üyesi Prof. Haluk Oral, Türkiye’nin en zengin imzalı kitap koleksiyonuna sahiptir. Nâzım Hikmet’le ilgili en geniş koleksiyon da ondadır. ‘Ne zaman matematikle ilgileniyor’ sorusunu sorduracak bir başka ilgi alanı ise Çanakkale Savaşları’dır. Oral, Çanakkale ile ilgili olarak ne bulursa toplar ve her yıl birkaç kez gittiği savaş bölgesini de gayet iyi bilir. Zaten bu konuda yazılmış en iyi kitaplardan birisi de Haluk Oral’ın imzasını taşır zaten.

İşte, Haluk Oral geçtiğimiz aylarda sahaflarda gezinirken birtakım mektuplar buluyor. Bunlar arasında en çarpıcı olanı, Kazım Karabekir komutasındaki 14. Tümen’de görev yapan yedek subay Kemal Efendi’nin babasına yazdığı mektuptur. Çünkü bu mektupta, 41. Alay’ın 2. Taburu’nun Birinci Bölük Birinci Takım Komutanı Hasan Çavuş’un Kerevizdere muharebelerindeki olağanüstü kahramanlığı anlatılmaktadır.

GAZETECİLİKTE “takdir” diye bir kavram vardır... Yazı işleri müdürü ya da genel yayın müdürü, bir haberi değişik sayfalarda, değişik ölçülerde yayımlayabilir.
Mesela, biri birinci sayfada üç sütun, diğeri üçüncü sayfada tek sütun.
İşte bunun izahı bir kelime, bir kavramla yapılır.
Takdir!
Gazetenin sorumlusu öyle takdir etmiş, haberi, o ölçüde sayfaya yerleştirmiştir.
Her takdir doğru mudur?
Hayır!
Zaten ertesi sabah, takdir’in doğru veya yanlış olduğu diğer gazetelerle karşılaştırılınca belli olur.
Yani kısacası “takdir” kavramı “sübjektif” bir kavramdır. Türkçedeki karşılığı “öznel”dir:
“Nesnelerin gerçeğine değil, kişinin duygu, düşünce ve sezgilerine dayanan, kişiye göre ve kişisel olan.”
* * *
YALNIZ, gazetecilikte “takdir”in de bir ölçüsü vardır.
Habere konu olan kişinin, fikir olarak tam karşısında olsan da “takdir” benim diyerek görmezden gelemezsin.
İşte o zaman, gazeteciliğin temel kuralları karşına çıkar: “Takdir ama bu kadarı da değil!” diyerek.
<< Başa Dön < Önceki 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 Sonraki > Sona Git >>

Sonuçlar 65 - 72 Toplam: 402

Bilmediğimiz Tarihimiz

En büyük düşman, düşmanların düşmanı, ne falan ne de filan millettir; bilakis bu, adeta dünya çapında bir Yahudi  saltanatı halinde bütün dünyaya hakim olan "Kapitalizm" afeti ve onun çocuğu olan "Emperyalizm" dir. Artık bütün dünyanın anlamış olduğu bu hakikat bizde de tamamen idrak ediliyor.
Bugünlerde başımıza musallat edilen Yunan, bütün düşman aleminin parçasından başka birşey değildir. Daha doğrusu, kapitalizm saltanatının mazlum milletlere karşı gönderebileceği son kuvvet, son ordudur! Nitekim bundan evvel üzerimize ordular salmış olan düşmanlar, yine böyle kapitalizm saltanatının ordularından başka birşey değildi. Moskof orduları, İtalya orduları, Bulgar ve Yunan orduları, kısacası bütün düşmanlarımız tamamen kapitalizm tarafından ayaklandırılırlardı.
Bir zamanlar tarihin eski devirlerinde dünya birtakım despot hükümdarların istibdatları altında ezilirdi. Sonraları milletler  bu istibdatları yıktılar. Fakat bu defa da; onun yerine paranın, sermayenin zulmü geçti.
Sermaye, bugüne kadar dünyada yapılmış olan bütün febalıkların yegane etkeni, yegane mesulü idi. Bu gün de odur! Eğer bütün dünyayı süratle istila eden kapitalizm aleyhtarlığı olmasaydı; bu zulüm yarın da devam edecekti. Çok şükür, zulüm devrinin son günlerindeyiz.
Kapitalizm sadece falan ve filan milletin düşmanı değildir. Bilakis bütün dünyanın, bütün milletlerin müşterek düşmanıdır. Milletleri birbirine düşüren kuvvet odur. Kardeş kanları döktüren fesatlar ondan çıkıyor. Dünyayı kaplayan sefaletin müsebbibi ve özetle bütün insanlığı inleten zulmün yegane zalimi odur. Yani kapitalizm'dir.
Bu zulümde başarılı olabilmek için arada sırada müracaat ettiği muharebeler yegane kuvvetleri, yegane silahları değildir. Bankalar sendikalar onun en kuvvetli silahlarındandır. Ve bütün milletleri bu silahla mağlup eder.
Memleketimize bakınız, Rejiler, Duyun-Umumiye'le, Kapitülasyonlar, Şimendiferler, Limanlar, Gemiler, Bankalar, Ticaret evleri ve bütün bu müesseseler, Avrupa Kapitalizm'inin bizi mahvetmek için, senelerden beri kullandığı iblisane bir makinenin parçalarıdır
Sade bizim memleketimizde değil, yeryüzünde bu makine devam ettikçe; sadece biz değil bütün dünya zulüm altında ezilecek, sefalet arşa çıkacak, insanlar felaketten felakete yuvarlanacaklardır. Bize bugün, sınır itibarı ile dünyanın en güzel barış şartlarını verseler, kapitalizm, memlekette bu günkü şekliyle kaldığı takdirde mahvımız muhakkaktır. Hatta değil böyle, bu şeytan makinesinin dörtte biri bile mevcut olsa, bizim için hayat imkanı yine tasavvur edilemez. 
Zenginlerimizi dolandıran o, fukaramızı soyan o, mal ve mülkümüzü çalan, haysiyet ve namusumuzu mahveden, bizdeki faziletleri tıpkı bir şeytan gibi iknaya çalışan ve bizi birbirimize düşüren hep odur.
Şu halde kendimizi kurtarmak için evvela bizim, sonra da bütün dünyanın şu melun kapitalizm afetinden kurtulması lazım gelir. Bunda sade biz menfaatdar değiliz. Kapitalizm sade bizim gibi zayıf milletler arasında değil, bilakis bizzat kapitalist memleketlerde de aynı derecede tahripkar ve insanlık düşmanıdır. Hatta İngiltere'de, hatta Fransa'da ve Amerika'da da böyledir. Ve oralarda da kapitalizm usulünden istifade edenlere nispetle, bunun zulmü altında inleyenlerin miktarları, yüzbinlerce kere ziyadedir. Buna göre, kapitalizmin düşmanı yalnız biz değiliz. Bütün dünya onun düşmanıdır. O halde; bütün dünya bizimle beraber demektir.
Dünyayı tanıyanlar, dünya işlerini bilenler, bütün açıklık ve katiyetle görüyorlar ki; artık bu hakikat bütün dünyada anlaşılmıştır.
Kapitalizm, halkihazırda Lehistan'da ve Anadolu'da son kurşunu atmakla meşguldür. Bundan sonra kullanacak silahı kalmıyor. İş, bu kuvvetleri yenmektir. Türkler, hakikati anlayınız! Anlamayanlar varsa onlara da anlayanlar öğretsinler.
Bolşevikler Lehleri kati surette mağlup ederlerken; bizim vazifemiz de Yunanistan'ı Anadoludan süratle, şiddetle ve derhal kovmaktır!
Ondan sonrası ise ebedi kurtuluştur!
       
Mustafa Kemal Atatürk, Başyazı, Hakimiyeti Milliye Gazetesi, 20 Temmuz 1920. 

Atatürk Diyor ki

Biz doğrudan doğruya milliyetperveriz ve Türk milliyetçisiyiz. Ben her şeyden önce bir Türk milliyetçisiyim. Böyle doğdum, böyle öleceğim. Cumhuriyetimizin dayanağı Türk topluluğudur. Bu topluluğun fertleri ne kadar Türk kültürü ile dolu olursa, o topluluğa dayanan cumhuriyet o kadar kuvvetli olur. Yetişecek çocuklarımıza ve gençlerimize, görecekleri eğitim ne olursa olsun, en evvel, her şeyden evvel Türkiye'nin istikbaline, kendi benliğine, milli ananelerine düşman olan bütün unsurlarla mücadele etmek lüzumu öğretilmelidir. Türk çocuğu ecdadını tanıdıkça daha büyük işler yapmak için kendinde kuvvet bulacaktır. Türk çetin işler başarmak için yaratılmıştır.