"TEKTÜRK ve 11 KASIM"; TEK BAYRAK ALTINDA, ÜNİTER VE BAĞIMSIZ TÜRK VATANINDA ÖZGÜRCE YAŞAMAK İSTEYEN VATANSEVER TÜRK MİLLETİNİN KURDUĞU, GERÇEK ATATÜRK ÖĞRETİSİ'NİN AYDINLATTIĞI YOLDA YÜRÜYEN, DAYANIŞMA, YARDIMLAŞMA VE BİRLİKTELİĞİ AMAÇLAYAN GÖNÜLLÜ KURULUŞLARDIR.
"TEKTÜRK ve 11 KASIM"; SAĞCI, SOLCU, ULUSALCI SİYASİ KURULUŞLAR DEĞİLDİR.

Güncel

11 Kasım Derneği 
ATATÜRK'ÜN KALDIĞI YERDEN DEVAM ETMEK,
YENİDEN TÜRK ÜLKESİNDE TÜRK GİBİ YAŞAMAK İÇİN...

NE MUTLU TÜRK'ÜM DİYENE...
www.11kasim.com

ÇOK YAKINDA....

Bizler vazgeçtik artık bayramlarımızdan,  çünkü  bize ait bir bayram anlamı kalmadı! Ne deve kesebiliriz’ ne dana, ne de bir tavuk. Eee, diyeceksiniz şimdi, kesmesen kesme… Artistlik yapma diyeceksiniz, vallahi kırılırım deme öyle başbakanım.

Emekliler ne yapar yoksa,zaten adamların  midesi kaburgasına yapışmış halde,işkembeden at biraz,  emekliler bol kepçe yesinler.

Bizim köylerin bayramları bir başka olurdu, şen kahkahalar ve tabaklar dolusu baklavalar. Bayram gereği kesilen kurbanlar. Misafirlerin biri gelir biri giderdi, şimdi öylemi ya başbakanım. Birkaç misafir gelecek diye ödümüz patlıyor!

Hele doğu da  bilirsiniz  misafirperverliği nasıl  kalabalık olur, sahi siz  barış ilan etmiştiniz, kimle barışacaktık biz, kimle  küsmüştük hatırlayamadım?

Eski Günlerin verdiği tat kalmadığı gibi kurban falan da kalmadı, dilenmez dilenci olduk maalesef başbakanım. Sokaklarda dilenmek zorunda kalan yası 80 ini aşmış yaşlı insanları gördükçe içim sızlıyor . Analar ağlamasın diyorsunuz ama analar öyle bir ağlıyor ki,bayram seyran dinlemiyor göz yaşı! Sizler gökyüzünde gezinti yaparken, ağlayan anaları görmek için aşağıya bakmanız gerekiyor.

Akşamları çöp bidonlarını karıştıran anaları görmemeniz mümkün değil, çünkü çaresiz dolaşan vatandaşlar belli olur. Korkmayın aşağıya bakarken düşmezsiniz başbakanım.

Son senelerde anaların nerdeyse tamamı ağlıyor sizler farkında değil misiniz, değilseniz biz analardan duyun! Bizler; sel olan gözyaşlarını artık dere yataklarına akıtıyoruz dikkatli olun!

Bayramları unutan, vatan uğruna şehit olan askerlerimizin anaları ağlıyor. Ve bizler de onlarla birlikte ağlıyoruz. Hem de şehitlerimizin ruhlarının önünde saygıyla eğilerek. İşte ağlayan bir Türkiye gerçeği anavatan dediğimiz Türkiye’nin anası ağlıyor.

Her şey den vazgeçtik, sadece  hassasiyetimiz laik demokratik Atatürk Türkiye sinin anası ağlamasın yeter bize… Analık, namus kavramıyla yanıp tutuşan ve ne anlattıklarını bilemediğimiz kalemşörler, birileri anavatanın namusuyla dalga geçerken, bizlere al bayrağın altında’ garip guraba dediğiniz vatandaşlarla, kurbanlık koyun gibi sizleri izleyerek bayram yapmak düşüyor!.

25 Yıldır bu ülkede çoluk çocuk,kadın erkek,yaşlı genç demeden binlerce insanımızı katleden,devlete baş kaldıran siyasi ve silahlı eşkiya'nın ayağına kadar gidip onları ''KAHRAMAN''gibi karşılayan akıldan yoksun zevatlar ! Siz aslında ipleri batıda olan Türkiye’deki tahta oyuncaklarsınız .Asla ve kat’a Türkiye’de yaşayan kürt kökenli vatandaşları temsil etmiyorsunuz.

 

Otuz dör teröristin gelişinin ardından yaşanan olaylar ile artık terör suç olmaktan terörist'de suçlu olmakdan çıkmıştır.

 

Atatürk nutukta bir İsim telafuz etmiştir . Bu isim NWO nun (NEW WORLD ORDER) o zamanki ismi ile Federal Dünya Devleti tarifi ni kitaplaştıran H.G. Wells dir. ( The Work, Wealth and Happiness of Mankind, 1931)

H.G WELLS in düşüncelerinden birisi , tıpkı büyük İskender döneminden sonra Alexandria kütüphanesinin oluşturulmasının yanında  katalogize edinilmesi hayali idi.

Başka kelimelerele anlatayım. Bilindiği gibi Alexandria kütüphanesinde 400.000  ila 700.00 e yakın veriler  mevcuttu. Sayısının tartışılır yanı olsa bile, bunun yarısının olduğunu kabul etsek de, bu korkunç büyük bir rakamdır o zamanın şartları altında. Bunları neden anlatıyorum sıze?
Yazar Samuel Butler, “Herkes doğruyu söyleyebilir, ama doğru dürüst yalan söyleyebilmek için kafalı bir adam olmak gerekir” diyor.

Türk siyasal yaşamı, kafasız yalancıların boy gösterdiği bir alan haline geldiği için bugün yalanın bini bir para… Birkaç yıl önce, bugün söylediğinin tam tersini söyleyen, üstelik bu söyledikleri kayıtlara da geçmiş olan biri, bugün çıkıp “barış havarisi” rolüne soyunabiliyor, demokrasi ve insan haklarını dilinden düşürmüyor, milletin gözünün içine bakarak yalanları sıralıyor. Şanlı Türk “demokrasisinin” dördüncü kuvveti medya da bu yalanları bilinçlere kazımak için çanak tutma işlevini başarıyla yerine getiriyor.


24kasimogrtmngunu.jpg

Zülfü Livaneli´nin köşe yazısı
Deniz Bey, o fotoğrafı çıkarıp bakmanın zamanı geldi! Seçimler öncesi CHP’ye zarar vermemek için  bildiğim birçok konuyu içime gömerek sustum, bundan  sonra da bu parti ve liderine ilişkin hiçbir şey yazmayacağım. Çünkü bir faydası olacağına inanmıyorum.  Ama bu konudaki son yazımda size bir tanıklığımı aktarmak zorundayım. Bunu bir borç olarak görüyorum:  
Deniz Bey lütfen hatırlayın:  19 Aralık 2002 tarihinde karlı bir Ankara gününün akşamında Mehmet Sevigen’in evindeydik.  Ben Cumhurbaşkanı ile görüşmeden geliyordum.  Abdullah Gül Başbakandı, Tayyip Erdoğan’ın ise  Meclis’e girme umudu kalmamıştı. Cumhurbaşkanı Sezer bir gün önce, Tayyip Erdoğan’ın “milletvekili olmadan başbakan olma” önerisini reddetmişti.
Türkiye’nin kaderi o akşam o evde değişti, çünkü siz “Tayyip Erdoğan başbakan olacak!” diye tutturdunuz. Sizi “Çok tehlikeli bir oyun bu!” diye uyaran parti dışından önemli şahsiyetlere kızdınız, Hayır!” dediniz “İki ay dayanamaz. Göreceksiniz iki ay dayanamaz.”
Sizin bu iddianıza karşılık ben ne dedim:  “Erdoğan herhangi bir kişi değil, bütün tarikatların birleşerek Erbakan’ın yerine seçtiği siyasetçi; arkasında Amerika, Avrupa desteği de var.  Program Türkiye’yi ılımlı İslam cumhuriyeti yapma programı. Sizin dediğiniz gibi iki ayda gitmeyecek; tam tersine, bu odada bulunan herkesin siyasi hayatını bitirecek.”  
İki ay dayanamaz iddianızı, “görüşleri gereği IMF ile anlaşma yapmaz, ekonomiyi zora sokar ve dayanamazlar.” tezine oturttunuz.
Ama bunların hepsi bahaneydi çünkü siz iki partili  rejimin işinize yaradığını anlamış ve seçim  sonuçlarına sevinmiştiniz. Çünkü size ana muhalefet partisi lideri olmak ve soldaki rakiplerinizi yok etmek yetiyordu. Bu iş birliğini daha sonra da sürdürdünüz.  
O zaman ben sizin Tayyip Erdoğan’la seçim öncesinde Beylerbeyi’nde gizlice buluştuğunuzu ve bir anlaşma yaptığınızı bilmiyordum.
Bu gecenin tanıkları var: Önder Sav, Eşref Erdem, Mehmet Sevigen, Bülent Tanla, Yaşar Nuri Öztürk.  Belki bazıları sizden korkar ve tanıklık etmez ama bir kısmı da bu sözlerin doğru olduğunu açıklar. Yani tanıklar var. Ötekiler de söylemese bile içten içe bunun doğru olduğunu bilir. Siz de bilirsiniz. Tartışmanın sonunda dediniz ki: “Bu gece birbirimizin fotoğrafını çektik. İki ay sonra çıkarıp bakalım.  Ama rötuş yapmadan. Hangimiz haklı çıkmışız?”  
Şimdi, 2007 seçimlerinin ardından o fotoğrafı cebinizden çıkarıp bakın Deniz Bey.  Ve düşünün; Meclis grubunda “Erdoğan’ı başbakan yapıyor diyorlar. Evet yapıyorum. Var mı itirazı olan!” diye bas bas bağırmanıza  değdi mi?
Erdoğan’ la Beylerbeyi ’nde gizlice buluşmaya ve size oy veren milyonları hiçe sayarak gizli anlaşmalar yapmanıza değdi mi? (Deniz Bey, biliyorsunuz ki bu gizli buluşmanın da tanığı var.)  Başbakan olmak,   elbette Erdoğan’ın demokratik hakkıdır. Ama bunun için olağanüstü çaba harcamak CHP’nin birinci görevi değildir. Üstelik dokunulmazlık kaldırılmadan.  Bir milletvekilinin mazbatasını iptal ettirip, Anayasa’yı değiştirip, grubu baskı altına alıp, Siirt seçimlerini es geçip Erdoğan’ı meclise sokmak ve    dokunulmazlık zırhına kavuşturmak için verdiğiniz canhıraş çabanın yüzde birini partiniz için verseydiniz sonuç bambaşka olurdu. Size o gün söylediğim gibi, Türkiye’nin kaderini değiştirdiniz.  Deniz Bey; sözlerimde en ufak bir çarpıtma varsa çıkıp söyleyin.  “Öyle değildi. Böyle konuşmadık.” deyin. Genel Sekreterinizin ve en yakınlarınızın tanık olduğu bu konuşmayı inkâr edin.  Ya da başınızı önünüze eğin ve tarihin hakkınızda vereceği yargıyı düşünün.
Deniz Bey; çok ağır şeyler yazdığımın farkındayım. O akşamki tartışmaya kadar bir dostluğumuz vardı, bunları yazmak istemezdim. Ama hem duruma doğru teşhis koyamamanız, hem de aşırı derecede inatçı olma huyunuz yüzünden hepimizi tehlikeye attınız.  Tayyip Erdoğan’ın yüzde 34 oyla meclisin üçte ikisini ele geçirmesinin manivelası oldunuz.  Daha önce Refah Partisi’nin belediyeleri ele geçirmesi de sizin oyları bölmeniz sayesinde gerçekleşmişti.  Tayyip Erdoğan’ların ve yine çok yakın dostunuz olan Melih Gökçek’lerin en büyük şansı sizdiniz.  CHP’nin ise en büyük şanssızlığı oldunuz.  

Yazar Samuel Butler, “Herkes doğruyu söyleyebilir, ama doğru dürüst yalan söyleyebilmek için kafalı bir adam olmak gerekir” diyor.

Türk siyasal yaşamı, kafasız yalancıların boy gösterdiği bir alan haline geldiği için bugün yalanın bini bir para… Birkaç yıl önce, bugün söylediğinin tam tersini söyleyen, üstelik bu söyledikleri kayıtlara da geçmiş olan biri, bugün çıkıp “barış havarisi” rolüne soyunabiliyor, demokrasi ve insan haklarını dilinden düşürmüyor, milletin gözünün içine bakarak yalanları sıralıyor. Şanlı Türk “demokrasisinin” dördüncü kuvveti medya da bu yalanları bilinçlere kazımak için çanak tutma işlevini başarıyla yerine getiriyor.



Bilkent Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Halil İnalcık, Osmanlı azınlıkların üzerindeydi. Aynı şeyi biz yapalım olamaz. Türkiye Cumhuriyeti milli bir devlet dedi

 

Ünlü tarihçi, Bilkent Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Halil İnalcık, Kürt açılımını Milliyet’e değerlendirdi:

“Osmanlı İmparatorluğu kendi etnik azınlıklarını aynı seviyede tutardı, bir mozaik gibi, onların üzerinde bir hâkimiyet şemsiyesiydi. Fakat
yeni devletimiz Türk devleti olarak doğdu. Belli bir etnik grubun devleti olarak kuruldu. Tamamen bir antitez olarak geldi. Milli devlet, milli birliği kurmak için milli tarih üzerine yoğunlaştı. Şimdi soru şu: Sayıları milyonları bulan azınlıklar var. Bunlar kendi milli bilincini oluşturdu. ‘Türk milletinin bir parçası değiliz’ hissiyatları doğdu. Onlara kimlik verdi. Türkiye Cumhuriyeti, bu realite karşısındadır bugün. Bugün bir bunalım içindeyiz. Cumhuriyet, Atatürk zamanında Türk devleti ve Türkiye olarak kuruldu.”

Bunalım var
İnalcık, asgari bir işbirliğinin gerektiğini, muhalefetin halkın oylarını kazanmak için yaptığı katı muhalefeti doğru bulmadığını söyledi.
İnalcık, “İşbirliği yapmak lazım, hakaretle olmaz.
Türkiye’nin çok tehlikeli bir geçitten geçtiğini anlaması lazım devlet adamlarının. Avrupa, Amerika gözlerini dört açmış bekliyor. Biz farkında değiliz. Büyük bir bunalım içindeyiz. Devlet sistemimiz bugün temelinden sarsılıyor. Nereye gideceğimiz belli değil.”

Osmanlı gibi olmaz
İnalcık, “Tarihe bakıp, bu bunalımın nereye varacağını söyleyebilir misiniz?” sorusunu ise şöyle yanıtladı: “Ben tarihçiyim, kâhin değilim.
Türkiye Cumhuriyeti temelinden sarsılıyor. Üçüncü nesil büyük problemlerle karşı karşıya ama bu tabii bir gelişmedir. Bunu nasıl halledeceğiz bilmiyoruz. Biz Osmanlı değiliz. Osmanlı azınlıkların üzerindeydi. Aynı şeyi biz yapalım olamaz. Milli bir devletiz. O bir imparatorluktu. Sultanın hâkimiyetini kim tanırsa, tebası oluyordu. Bu bunalım çok kötü neticeler verebilir.”
(Milliyet)

<< Başa Dön < Önceki 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 Sonraki > Sona Git >>

Sonuçlar 9 - 16 Toplam: 402

Bilmediğimiz Tarihimiz

En büyük düşman, düşmanların düşmanı, ne falan ne de filan millettir; bilakis bu, adeta dünya çapında bir Yahudi  saltanatı halinde bütün dünyaya hakim olan "Kapitalizm" afeti ve onun çocuğu olan "Emperyalizm" dir. Artık bütün dünyanın anlamış olduğu bu hakikat bizde de tamamen idrak ediliyor.
Bugünlerde başımıza musallat edilen Yunan, bütün düşman aleminin parçasından başka birşey değildir. Daha doğrusu, kapitalizm saltanatının mazlum milletlere karşı gönderebileceği son kuvvet, son ordudur! Nitekim bundan evvel üzerimize ordular salmış olan düşmanlar, yine böyle kapitalizm saltanatının ordularından başka birşey değildi. Moskof orduları, İtalya orduları, Bulgar ve Yunan orduları, kısacası bütün düşmanlarımız tamamen kapitalizm tarafından ayaklandırılırlardı.
Bir zamanlar tarihin eski devirlerinde dünya birtakım despot hükümdarların istibdatları altında ezilirdi. Sonraları milletler  bu istibdatları yıktılar. Fakat bu defa da; onun yerine paranın, sermayenin zulmü geçti.
Sermaye, bugüne kadar dünyada yapılmış olan bütün febalıkların yegane etkeni, yegane mesulü idi. Bu gün de odur! Eğer bütün dünyayı süratle istila eden kapitalizm aleyhtarlığı olmasaydı; bu zulüm yarın da devam edecekti. Çok şükür, zulüm devrinin son günlerindeyiz.
Kapitalizm sadece falan ve filan milletin düşmanı değildir. Bilakis bütün dünyanın, bütün milletlerin müşterek düşmanıdır. Milletleri birbirine düşüren kuvvet odur. Kardeş kanları döktüren fesatlar ondan çıkıyor. Dünyayı kaplayan sefaletin müsebbibi ve özetle bütün insanlığı inleten zulmün yegane zalimi odur. Yani kapitalizm'dir.
Bu zulümde başarılı olabilmek için arada sırada müracaat ettiği muharebeler yegane kuvvetleri, yegane silahları değildir. Bankalar sendikalar onun en kuvvetli silahlarındandır. Ve bütün milletleri bu silahla mağlup eder.
Memleketimize bakınız, Rejiler, Duyun-Umumiye'le, Kapitülasyonlar, Şimendiferler, Limanlar, Gemiler, Bankalar, Ticaret evleri ve bütün bu müesseseler, Avrupa Kapitalizm'inin bizi mahvetmek için, senelerden beri kullandığı iblisane bir makinenin parçalarıdır
Sade bizim memleketimizde değil, yeryüzünde bu makine devam ettikçe; sadece biz değil bütün dünya zulüm altında ezilecek, sefalet arşa çıkacak, insanlar felaketten felakete yuvarlanacaklardır. Bize bugün, sınır itibarı ile dünyanın en güzel barış şartlarını verseler, kapitalizm, memlekette bu günkü şekliyle kaldığı takdirde mahvımız muhakkaktır. Hatta değil böyle, bu şeytan makinesinin dörtte biri bile mevcut olsa, bizim için hayat imkanı yine tasavvur edilemez. 
Zenginlerimizi dolandıran o, fukaramızı soyan o, mal ve mülkümüzü çalan, haysiyet ve namusumuzu mahveden, bizdeki faziletleri tıpkı bir şeytan gibi iknaya çalışan ve bizi birbirimize düşüren hep odur.
Şu halde kendimizi kurtarmak için evvela bizim, sonra da bütün dünyanın şu melun kapitalizm afetinden kurtulması lazım gelir. Bunda sade biz menfaatdar değiliz. Kapitalizm sade bizim gibi zayıf milletler arasında değil, bilakis bizzat kapitalist memleketlerde de aynı derecede tahripkar ve insanlık düşmanıdır. Hatta İngiltere'de, hatta Fransa'da ve Amerika'da da böyledir. Ve oralarda da kapitalizm usulünden istifade edenlere nispetle, bunun zulmü altında inleyenlerin miktarları, yüzbinlerce kere ziyadedir. Buna göre, kapitalizmin düşmanı yalnız biz değiliz. Bütün dünya onun düşmanıdır. O halde; bütün dünya bizimle beraber demektir.
Dünyayı tanıyanlar, dünya işlerini bilenler, bütün açıklık ve katiyetle görüyorlar ki; artık bu hakikat bütün dünyada anlaşılmıştır.
Kapitalizm, halkihazırda Lehistan'da ve Anadolu'da son kurşunu atmakla meşguldür. Bundan sonra kullanacak silahı kalmıyor. İş, bu kuvvetleri yenmektir. Türkler, hakikati anlayınız! Anlamayanlar varsa onlara da anlayanlar öğretsinler.
Bolşevikler Lehleri kati surette mağlup ederlerken; bizim vazifemiz de Yunanistan'ı Anadoludan süratle, şiddetle ve derhal kovmaktır!
Ondan sonrası ise ebedi kurtuluştur!
       
Mustafa Kemal Atatürk, Başyazı, Hakimiyeti Milliye Gazetesi, 20 Temmuz 1920. 

Atatürk Diyor ki

Türk, Türk olduğu için asildir. Çoğumuz büyük babamızın babasını hatırlamayız. Bütün soy gururumuzu Türk olmanın içinde buluruz. Ülkeniz sizindir, Türklerindir. Bu ülke, tarihte Türk'tü bugünde Türk'tür ve sonsuza kadar Türk olarak yaşayacaktır. Taş kırılır tunç erir ama Türklük ebedidir. Bir gün ressamlar Türk'ün simasını kaybederlerse yıldırımı alsınlar yapıversinler. Bir Türk cihana bedeldir. Mensup olduğum Türk milletinin şan ve şerefi varsa, benim de bir ferdi olmak sıfatıyla sanım ve şerefim vardır. Beni olağanüstü bir kişi olarak yorumlamayınız. Doğuşumdaki tek olağanüstülük Türk olarak dünyaya gelmemdir. Efendiler bende bazı fevkaladelikler görüyor, buluyorsanız, bunları sadece Türk olmama, Türklüğüme bağlayınız.