Ergenekon Nedir, Ne Değildir
Ergenekon Nedir, Ne Değildir
Toplumumuzun her kesiminde bir buçuk yıla yakın süredir bir Ergenekon söylemi aldı başını gidiyor. Ülkemizdeki hemen her siyaset ve politika uzmanı, hukukçu, köşe yazarı, öğretim üyesi, emekli hukukçu, emekli asker, emekli politikacı ve emekli bürokratlar bu konuda görüş bildirdiler. Kısacası Ergenekon üzerine yüzlerce kafadan yüzlerce ses işitip, yüzlerce kalemden yüzlerce yazı okuduk. Ergenekon soruşturması hakkında yapılan yorum ve ileri sürülen görüşlere baktığımızda ülkemiz insanının içine düştüğü ya da düşürülmek istendiği yanlışlık da ortaya çıkıyor.
Ergenekon soruşturması gerçekten çok sayıda kenarı ve açısı olan bir geometrik şekil gibi. Bu geometrik şekle bakanlar baktıkları yönden ilk gördükleri manzara karşısında yorum yapıyor, fikir ileri sürüyorlar. Ama ne yazık ki hiç kimse bu geometrik şekle yukarıdan bakarak tüm kenarları ve açıları görmeyi, fikir ve yorumlarını bundan sonra yapmayı akıl etmiyor, edemiyor, ya da etmesi istenmiyor.
Kamuoyunda bir kararsızlık var. Kararsızlığın nedeni Ergenekon’un ne olduğunun ve bu başlık altında tutuklanan kişilerin ne yapmaya çalıştıklarının henüz tam olarak anlaşılamaması. Öyle ya Ümraniye Baskını ile başlayan Ergenekon soruşturmasının neyi aradığını, neyi araştırdığını ve neyi soruşturduğunu anlamak ne yazık ki bu gün mümkün değil. Ümraniye baskınında ele geçen üç beş el bombası ile başlayan bu süreç, bir buçuk yıldır gün dalga dalga toplumdaki tüm katmanlara yayılıyor ve genişleyerek düzene muhalif tüm kitleleri içine alıyor. Diğer yandan ilk günlerde gelişen gözaltı ve tutuklamalardan sonra Ergenekon soruşturmasının zaman zaman üzerine kül serpilerek soğumaya bırakıldığını, ülkeyi idare eden siyasi iktidarın başının zora girdiği ya da ülke menfaatleri aleyhine kararlar alınmasının gündeme geldiği zamanlarda soruşturmanın üzerindeki külleri alarak yeni gözaltı ve tutuklamalarla ateşi canlandırma yöntemini uygulandığını görüyoruz. İlk günlerde gözaltına alınanlar ve bunun nedenleri olarak topluma sunulan gerekçeler tarafsız kitlelere bir nebze inandırıcı gelmekte olsa da yaşanan süreç içerisinde Ergenekon soruşturması Türk toplumu nezdinde inandırıcılığını ne yazık ki kaybetmiştir. Bunun nedeni gerçekten suçlu olan varsa cezasını çeksin mantığı ile hukuka güvenen kitlelere sunulan gerekçelerin her geçen gün doğruluğunu kaybetmesi, gözaltına alınan kişilerin suçlandıkları suçları işlemelerinin mümkün olmadığının, olamayacağının toplum tarafından artık fark edilmesi, anlaşılması ve bilinmesi olmuştur.
Bu güne kadar tutuklanan isimlere baktığımızda bunların tamamına yakınının son 20 yıl içerisinde ülke yönetimine bir şekilde yön veren, ülkemizin yol haritasına yön veren isimlerden oluştuğunu görmekteyiz. Bunların çoğunu şahsen tanıyor, büyük bir kısmının çeşitli kurum ve kuruluşlarda görev yaptıkları esnada sergiledikleri görüş ve icraatları ile biliyoruz.
Bütünün bir parçasını oluşturan ilk gurup alt rütbeli subay ve emniyet kökenli isimlerden oluşuyor. Bu gruptakiler geçmişte PKK ve diğer yasa dışı örgütlenmelere karşı devlet tarafından kurulan ve eğitilen emniyet ve TSK çalışanlarından oluşmakta.. Bu grupta bulunan eski özel harekatçılar, eski emniyet ve TSK elemanları bu süreç içerisinde kendilerine verilen görev ve yüklendikleri misyon kapsamında devlet adına kullandıkları erk’in tadına doyamayıp bu erk’i görevleri sona erdikten sonra da kendileri için kullanma sevdasına kapılanlardan oluşuyor. Tutuklanan bazı eski kabadayı ve sivil kişileri de bu grubun tabandaki uygulayıcıları olarak varsayabiliriz. 1919’lu yıllardan anımsadığımız “karakol” benzeri bir yapılanmanın içerisinde olduğunu sandığımız bu gurubun yakın zamana değin devlet kadroları içerisinde bulunan eski tüfek bürokrat ve politikacılar ile emekli komutanlar tarafından destek gördüğü de yine kamuoyu tarafından bilinen bir gerçek. Yakın zamana değin devletin bu gruba verdiği örtülü desteğin gün gelir bu insanlara yine ihtiyacımız olur mantığı ile sürdürüldüğü de Türk toplumu için sürpriz olmayıp, bilinen bir şeydi.
Devlet geçmişte kendi kullandığı bu insanlara artık ihtiyacı kalmadığını düşündüğü için bu gün tasfiye yolunu seçmiş olabilir. Ancak bilinen o ki bu tasfiye legal yollarla gerçekleşememiş olup, fırsat fırsattır zihniyeti ile devlet bu gün bu tasfiyeyi gerçekleştirmeye çalışmaktadır. Yani devlet Susurluktan bu güne zaman zaman gündeme gelen eski özel harekatçılar ve alt rütbeli TSK mensuplarından oluşan bu gruptan kurtulmanın tam sırası olduğuna karar vermiştir. Bu noktada tartışmaya açık olan şey devletin verdiği bu tasfiye kararının gerçekten devletimize mi, yoksa devletimizin üzerinde yer alan başka güçlere mi ait olduğudur. Çünkü devletin acilen tasfiyesine karar verdiği bu grubu yakın zamanlara değin kendisinin de kullandığı aşikar olup bunu göz altına alınanların ifadelerinden de anlamak mümkündür. Öyle ise ne olmuştur da bu gün devlet bu grubun acilen tasfiyesine karar vermiştir. Yani “ bu gün ne olmuştur ” sorusuna iyi bir cevap bulmak zorundayız. Daha doğrusu bu sorunun içinde yatan esas soru zamanlamanın niçin “ bu gün ” olduğudur.
Diğer yandan Susurluktan bu güne zaman zaman gündeme gelen eski özel harekatçılar ve alt rütbeli TSK mensuplarından oluşan bu gurupta yer alan kişilerin gerek geçmişteki gerek bu günkü davranışlarına yön veren düşünce yapıları, soruşturmayı yürüten sayın savcılar tarafından bu gün oturtulmak istendikleri yer ile birebir örtüşmekte midir, acaba ? Bu kişilerin cesur, maceracı, korkusuz oldukları biliniyor. Görevlerini icra ederken oldukça başarılı oldukları ve en azından devletin kendilerine yüklediği görevleri yaparken canlarını sakınmadıkları da açık, bu yönleri ile hepsini vatansever olarak sınıflandırabiliriz. Bu kişilerin düşünce yapılarına bakarsak siyasi anlamda bir çoğunun sağcı veya eski tanımı ile milliyetçi az bir kısmının ise solcu veya Kemalist olduklarını biliyoruz.
Ergenekon soruşturması ile kafalarda oluşturulmak istenen bir örgütlenmeyi ancak 1. Kurtuluş savaşındaki Kuvva-i Milliye tarzı bir örgütlenme ile karşılaştırabiliriz. Ergenekon tipi bir örgütlenmenin içerisine monte edilmek istenen bu kişilerin kendilerinin ya da onları yönlendirenlerin geçmişte ve bu gün ABD, İngiliz, İsrail, Rusya, İran ve diğer ülkelerin gizli servisleri ile kucak kucağa çalıştıkları bu artık bilinen bir şey değil mi ? Kendilerine verilen görevlerin, kendileri tarafından yapılan uygulamaların önemli bir kısmının ülkemizin geçmiş ve gelecekteki menfaatlerine karşı olduğu, yine bu gurup tarafından sürdürülen uygulamaların bir kısmının ülke menfaatleri değil, bu kişilerin tamamen kendi menfaatleri doğrultusunda yürütüldüğü de bu gün artık biliniyor. Burada şu söylenebilir. Kamu görevi yapan bir hekim devlet için görev yaparken yaptığı hizmetin karşılığını devletten almaktadır. Yaptığı bu hizmet karşılığında kendisine ilave menfaat temin etmesi suçtur. Ancak birçok hekim gerek yasaların kendilerine verdiği hakları kullanarak, gerekse zaman zaman yasaların dışına çıkmak pahasına kendilerine menfaat temin etmektedirler. Bu işleyişe insanımız çoğu kez önemsiz bir detay olarak yaklaşır, hatta hekimin yaptığının hizmetinin karşılığı olduğunu bile söyleyebilirler. Çünkü hastaları iyileşmiştir ve insanımız için önemli olan budur. Benzer işleyiş örneklerini toplumdaki bir çok meslek gurubunda görebiliriz. Ama iş devletin güvenliği, devletin menfaatleri ve geleceği ile ilgili olduğu zaman ortaya vatan hainliğine kadar gidebilen bir durum ortaya çıkıyor. Bu nedenle bu kişilerin bu gün biz ne yaptıysak vatan için yaptık demeleri kendilerini tamamen aklar mı? Ya da bu gurupta yer alan kişilerin Ergenekon soruşturması ile insanımızın kafasında oluşturulmak istenen Ergenekon tipi bir örgütlenmenin içerisinde nasıl bulunabilecekleri tartışılabilir. Veya böyle bir örgütlenmenin neresinde olabilirler acaba ?
Bütünün ikinci parçasına baktığımızda bu gurubun emekli hukukçular, bürokratlar, çeşitli sivil toplum liderleri ve bazı sivri dilli gazetecilerden oluşmakta olduğunu görmekteyiz. Bu gün Ergenekon tipi bir örgütlenmenin içerisine sokulmak istenen bu gurupta ter alan kişileri de, bir parça okuyup çevresi ile ilgilenen her vatandaşımız yakından tanımaktadır. Bu kişiler devletin yada sivil toplum örgütlerinin makam koltuklarını ve önemli ulusal gazetelerin baş köşelerini yıllarca işgal eden kişilerdir. Bu gün toplum vicdanında oluşturulmak istenen Ergenekon örgütlenmesi kiminle mücadele etmek üzere kurulmuş olabilir sizce? ABD ile, AB ile, çok uluslu emperyal şirketlerle, ve bu oluşumların ülke içindeki işbirlikçileri ile, öyle değil mi ? Bu kişiler yönetimde ve fonksiyonel oldukları yıllarda, emperyalizmin bizim ülkemiz için hazırladığı düzenin, bize layık gördüğü düzenin tüm senaryolarında kendilerine öngörülen her rolü paşa paşa oynamamışlar mıdır ? Peki o zaman bu kişiler görev yaptıkları yıllarda bu oluşumlarla niçin mücadele etmemişlerdir. Üstelik en etkin, en fonksiyonel oldukları, devlet yönetiminde söz sahibi oldukları dönemlerde niçin kıllarını kıpırdatmamışlardır sizce. Bir çoğunun aklı 70 – 80 li yaşlara geldikten sonra mı akılları başlarına gelmiştir, tıbbi olarak bunama dönemine girdikten sonra mı ilahi bir dokunuş ile görüş ve davranış değiştirmişlerdir.
*******************************************************************************
Bütünün üçüncü kısmı ise emekli üst rütbeli generaller, yani TSK’nin emekli komuta kademelerinden oluşuyor. Emekli komutanlarımızın tamamına yakını yakın geçmişte oldukça yetkin makamlarda bulunmuş ve bu makamlarda hizmet vermişler. Hizmet dönemlerine ilişkin bir gözden geçirme yapıldığında, hepsinde ortak olan tek şey ülkemiz üzerinde plan ve projeleri olan düşmanlarımıza karşı hatırda kalan bir tek tutum ve davranışlarının olmaması. Yani bu zatlar komuta kademelerinde iken nedense gerek ABD, gerek AB ve gerekse bunların ülke içerisindeki işbirlikçileri ile kardeş kardeş geçinmişler. Yine işbaşında oldukları dönemde eğitim dönemleri de dahil olmak üzere kendilerine teklif edilen hiçbir makam ve menfaati reddetmemişler, ve bu emekli olmalarına değin devam etmiş. Peki tüm bu komutanlar emekli olduklarında ne olmuş da kendilerini böyle bir örgütlenmenin içerisinde bulmuşlar. Bunlardan birisi salon vatanseverliğinin yapıldığı Lions - Rotary severlerin yönetimde olduğu bir sivil toplum örgütünün başına geçerken, diğerleri de il il gezerek etkin ve yetkin oldukları dönemde kendilerinin yapamadığı feragat ve fedakarlığı başkalarından isteme yüzsüzlüğü ile kendilerine onursal da olsa bir makam sağlama peşine düşmüşlerdir. Tüm bunlar ne derece gerçekçi olabilir sizce. Görev başında iken çevrelerinde gelişen her türlü yalana, dolana, düşmanlığa, dalavereye, işbirlikçi siyasete gözlerini yumanlar, arkalarını dönerek görmezden gelenler nasıl olmuş da birdenbire vatansever olmuşlardır. Yoksa hiç de beklemedikleri bir anda hiç de beklemedikleri bu rol kendilerine başka birileri tarafından mı verilmiştir ? Yani soruşturma kapsamında isimleri geçen tüm bu emekli komutanlarımız asil Türk ordusunun değerli birer komutanı mıdırlar, yoksa TSK’ nin işbirlikçi emekli komutanları mı ?
Diğer yandan soruşturma kapsamında gözaltına alınan ve yukarda saydığımız her üç gurupta yer alan kişilerin soruşturma öncesinde birbirlerine karşı tutum ve davranışlarını da gözden geçirmek gerekir. Soruşturma iddianemesinin sayfalarında iddia edildiği üzere böyle kapsamlı bir örgütlenmenin içerisinde bulundukları söylenen bu kişilerin toplum önünde birbirlerine karşı en azından dost bir görüntü çizmeleri gerekmez mi ? Ben, dönemin yasal sivil toplum örgütlerinin içerisinde faaliyet gösterdikleri dönemlerde bir sivil toplum örgütü liderinin başka bir sivil toplum örgütü için “ Atatürkçü faşistler ” dediğini, birisinin tüm vatanseverler adına düzenledikleri Çankaya destekli mitinglerine diğer vatansever sivil tolum örgütlerinin katılmasını yasakladığını, birisinin bir başka sivil toplum örgütü için “ kirli bayraklar ” ifadesini kullandığını, yine bir sivil toplum örgütü liderinden istenen destek sonrasında bu sivil toplum örgüt liderinin “ direksiyonunda bulunmadığım hiçbir örgüte ne katılırım ne destek veririm ” dediğini, bir sivil toplum örgütü liderinin diğer birinin başında kül tablası parçaladığını, ,bir başkasının kendisi ile yapılan görüşmede talep edilen işbirliği karşısında “ kardeşim ben kendi teşkilatımı kurdum 2 sene sonra iktidardayım, bana ne sizin sivil toplum örgütünüzden ” dediğini biliyorum. Ben bu soruşturma kapsamında bulunan bir çok kişinin tüm faaliyet ve çalışmalarında kendi kişisel menfaat ve beklentilerini karşılamaya çalıştıklarını biliyorum. Ben bu kişilerin bir kısmının Soros, bir kısmının Fetullah Hoca destekli olduklarını biliyorum. Geçin bunları soruşturma kapsamında gözaltına alınan bir çok kişinin aynı odada yalnız kaldıklarında birbirlerinin boğazını sıkacağını biliyorum. O zaman nasıl oluyor da tüm bu kişiler aynı yapılanmanın içerisinde bulunabiliyorlar. Ya biz aptalız, ya da tüm bu kişiler hedef saptırmak için topluma karşı böyle bir rol oynamayı sürdürdüler bu güne değin.
********************************************************************************************
Ergenekon soruşturması kapsamında gözaltına alınıp, tutuklanarak bu örgüt kapsamında bulundukları topluma lanse edilen kişileri ve niteliklerini inceledikten sonra sıra geldi neden bu gün sorusunun cevabını aramaya. Bu zamanlamanın nedenleri tartışılabilir. Bunun için Ergenekon soruşturmasından önce son on yılda ülkemizdeki yaşanan olayları şöyle bir hatırlayalım isterseniz.
- Öncelikle ABD’ni ülkemizi de içine alan yeşil kuşak projesi yani yaygın olarak bilinen uygulama ismi ile BOP projesi. BOP projesi çerçevesi içerisinde yıllardan beri ABD yandaşlığı ile siyaset yapan siyasi partilerin tasfiye edilerek ılımlı İslam’ın sözleşmeli basın ve medya aracılığı ile körüklenmesi, Milli Görüş siyasetinden ayrılan bir guruba AKP’nin kurdurulması ve AKP’nin iktidara getirilmesi. AKP hareketinin iki kurucusundan birisinin BOP eş başkanı yapılırken, diğerinin devlet başkanlığına getirtilmesi. Gerek sayın Erdoğan’ın başbakanlığı gerekse sayın Gül’ün devlet başkanlığı seçimleri esnasında sözde muhalefet partilerinin demokrasi havarisi rolüne soyularak bu seçimlere yardımcı olmaları ve gelişen toplumsal muhalefeti baskılamaları.
- ABD’nin Irakta Saddam rejimini silah zoru ile devirerek bu ülkeyi işgal etmesi.
- ABD’nin Kuzey Irak harekatı esnasında Türkiye’yi de örtülü işgale niyetlenmesi, bu işgali sivil yöntemlerle ( TBMM kararı ile ) gerçekleştirmek istemesi ve buna ülkemizdeki Atatürkçü, milliyetçi ve vatansever insanların kitleler halinde karşı çıkmaları neticesinde, bunu gerçekleştirememesi.
- AB uyum protokolleri çerçevesinde devletimizin taahhüt ettiği uygulamaların hayata geçirilmesi için AB’ye verilen sürenin sonuna gelinmesi, Bu çerçevede;
1. Güneydoğu Anadolu’da özerk Kürt bölgesi oluşumu için yapılacak çalışmaların son aşamaya gelmesi,
2. Kuzey Irak da ki Kürt devleti ile ilgili çalışmaların son aşamaya gelmesi,
3. AB yapılmasını istediği Türk toplumunda yeniden yapılanmaya yönelik anayasal değişiklikler için verilen sürecin sonuna gelinmesi,
- En önemlisi ABD ve AB taşeronluğunda ülkemiz üzerinde gerçekleştirilmesi düşünülen tüm değişikliklerin olabilmesi için olmazsa olmaz işbirlikçi AKP iktidarının sürebilmesi.
1. Bunun için öncelikle ülke içerisindeki vatansever insanların korkutularak sindirilmesi,
2. AKP iktidarının sürdürülebilmesi için özellikle eğitimsiz ve sosyoekonomik yönden az gelişmiş kitlelere her seçim öncesinde AKP’ne oy vermeleri için kendilerince makul gerekçeler üretilmesi,
3. Yine AKP iktidarının sürdürülebilmesi için insanımızın spontan dikkatinin Ergenekon üzerine çekilerek ülkemiz ve halkımız menfaatleri hilafına gerçekleştirilen uygulamaların maskelenmesi.
Tüm bu süreci bu gün olayların ayrıntıları ile birlikte top yekun incelediğimizde böyle bir çalışmanın AKP iktidarının ilk gününden itibaren planlandığını rahatlıkla söyleyebiliriz. Bu gün artık biliyoruz ki, rahip Santoro cinayetinde, Hırant Dink cinayetinde ve Malatya da ki Hristiyanların öldürülmesi olaylarından devlet eş zamanlı olarak bilgi sahibidir, bu olayları bilerek önlememiştir. Yine devlet bu olayları düzenleyen yabancı istihbarat birimleri ve yerli işbirlikçilerinin çalışmalarından haberdardır, hatta destekleyicisidir. Yine 2007 seçimleri öncesinde ülke genelinde yayılan toplumsal hareketler ve onları örgütleyen örgütler çalışmalarını devletin bilgi ve denetimlerinde yapmışlardır. Ve günün sürprizine hazır olun. Bu olayları tetikleyen PKK terör örgütü saldırılarını hatırlarsınız. Görünen o ki o saldırılarda senaryonun bir parçası. Öyle ya bir kompostonun içerisinden taneleri ayıklayabilmenin tek yolu kompostoyu karıştırmaktır. Bizim toplumsal kompostomuzu karıştırmanın en iyi yolu ise Mehmetçiğimize saldırarak onları katletmektir, öyle değil mi ?
Ergenekon soruşturması kapsamında bulundukları topluma lanse edilen kişileri ve niteliklerini inceledik. Niçin bu gün sorusuna da cevap vermeye çalıştık. Bu son bölümde ise “ Neden Ergenekon ” sorusuna cevap aramaya çalışalım isterseniz.
Anadolu yarımadası, ön Asya ve Ortadoğu. Burada yerleşmiş milletler, bu milletlerin kurduğu devletler, bu devletlerin yönetiminde yaşayan halklar. Bu gün bu bölgede mevcut coğrafi dağılım ve bu coğrafyayı yöneten yönetimler birileri tarafından beğenilmiyor. Beğenilmeme nedenleri üzerinde değişik fikirler ileri sürülebilir. Petrol, doğal gaz ve bor gibi bu bölgenin doğal zenginlikleri bu nedenler içinde ön plana çıkabilir. Mevcut doğal zenginlikleri ve yoğun insan sayıları ile sömürülmeye hazır bir pazar olduğu söylenebilir. Jeopolitik özellikleri nedeni ile askeri ve stratejik öneme sahip olduğu söylenebilir. Ama kesin olan bir şey var ki, siz ona ister emperyalistler deyin, ister Siyonistler, ister Evanjelikler ister dış güçler, ister ABD, ister İsrail, birileri bu bölgedeki mevcut yapı ve coğrafi dağılımı beğenmiyor. Ve bu birileri bu yapı ve coğrafi dağılımı değiştirmekte kararlı. Bu kararlılığı görünce insanın aklına dini ritüeller de geliyor. Bahsettiğimiz dış güçlerin yüzyılları aşan kararlılığı sadece ekonomik nedenle açıklamaya çalışmak bence biraz safdillik olur. Çünkü bu derece uzun ve ısrarlı kararlılıkların arkasında kutsal değerleri de aramak gereklidir. Bahsettiğimiz dış güçlerin bu bölgede vatan gibi bir kutsalları olamayacağına göre yüzyıllardır peşlerinden koştukları kutsalları nedir acaba ? Üstelik hangi kutsal değer Yahudiler ile Hristiyanları aynı hedefte birleştirmektedir, hiç düşündünüz mü ?
İşte bu kutsal hedef Yahudiler ile Haçlıları birleştiren bu kutsal değer “ Büyük Ortadoğu Projesi ” ya da “ Yeşil Kuşak Projesi ” adları ile şekillenen “ Kıyamet Senaryosu ”dur. Hani şu iki mavi çizgi arasında yer alan seminist yıldızda şekillenen kıyamet senaryosu. Yani vaat edilen topraklar, yani kurtarımış topraklar, yani Mesih’e çıkarılacak davet, Mesih’in yeryüzüne inmesi, son savaş, yani Agamennon Savaşı ve Yeni Dünya Düzeni. Tek din, tek millet ve Büyük Yahudi Krallığı.
Bu kutsal hedefe yönelik kurulmuş ve çalışan o kadar çok pagan örgüt var ki yeryüzünde, hangi birisini sayalım. 1.Haçlı Seferinden bu güne değin, Tapınak Şövalyeleri ile başlayan, Masonlar, Yuvarlak Masacılar, Bilderbergciler ve daha sayılabilecek onlarca gizli ve açık pagan örgüt yüzyıllardır bu hedefe yönelik olarak çalışmaktadır.
Konuya ülkemiz açısından bakıldığında, İstanbul’un Fethinden sonraki yıllarda, Türklük değil Osmanlılık, Türk milleti değil İslam ümmeti yaklaşımları ile Türklük ve Türk Milliyetçiliği kavramlarının yok edilmesini takiben Mason Osmanlı yöneticileri ile neredeyse mutlu sona varılmak üzere iken, ortaya çıkan birkaç vatansever ve onlara liderlik eden Mustafa Kemal Atatürk’ün yönetiminde şekillenen Türk Devrimi ve kurulan yeni Türkiye Cumhuriyeti devleti onların hiç beklemedikleri, hiç istemedikleri bir gelişme olarak geçti tarih kayıtlarına. Ama 11.Kasım. 1938 den bu güne değin boş durmadılar. Ellerine geçen her fırsatı değerlendirdiler. Önce Türklük kavramını tu kaka ilan ettiler. Irkçılık dediler, faşistlik dediler. Türklük kavramından uzaklaştırılan kitlelere Sosyalizm ve Komünizm nifaklarını soktular. Kendi soktukları nifaklara savaş ilan ederek Don Kişot’un yel değirmenleri ile savaşı gibi insanımızı bir birine düşman ederek savaştırdılar. Çalışmalarının her aşamasında ülkemiz içinde kendilerine hizmet eden işbirlikçiler bulabildiler. Bu arada kendi kültürlerini milletimizin kılcal damarları içerisine sürekli enjekte ettiler. Anaokulu çağındaki çocuklarımıza yabancı dil öğretmek için yarış eden büyüklerimiz, bildikleri Türkçe kelime sayısı her geçen gün azalan küçüklerimiz, Yahudi bayrağı altında daha Müslüman olabileceklerini sanan Müslümanlarımız, yüzyıllardır hayvanlar gibi yaşadıkları dağlarında bu ülkeden bağımsız olduklarında cenneti bulacaklarını sanan ayrılıkçılarımız, yabancı hayranlığı ve yaşadıkları aşağılık duygusunu medeniyet ve modernlik sanan aydınlarımız, basın mensuplarımız, öğretmenlerimiz, doktorlarımız. Tam 71 yıldır hep onların hizmetinde çalıştılar.
Ama tüm bu çabalarına karşın onları rahatsız eden bir şey vardı. Neydi bu rahatsız eden şey. Atatürk “ Muhtaç olduğun kudret damarlarındaki asil kanda mevcuttur “ demişti ya. İşte onu fark ettiler sonunda. 1915 den bu güne hep karşılarına çıkıyordu bu kudret, Çanakkale’de çıkmıştı, Afyon-Kocatepe’de çıkmıştı, Kıbrıs da çıkmıştı, Kuzey Irak teskerelerinde çıkmıştı, Cumhuriyet mitinglerinde, şehit cenazelerinde çıkmıştı. İşte bu kudretin yok edilmesi gerekiyordu öncelikle.
Gelelim bu güne. İyi polis kötü polis oyununu bilirsiniz. Başkanlık dönemi boyunca emperyalistlerce kendisine verilen kötü polis rolünü çok iyi oynayan baba oğul Bush’lar rollerini tamamlayarak sahneden çekildiler. Şimdi sıra emperyalistler tarafından iyi polis rolü için seçilen Obama da. Obama rolünün gereklerini yerine getirmeye başlamak için önümüzdeki günlerde ülkemize gelecek. İşbirlikçilerden sızan bilgiler basında çarşaf çarşaf yer alıyor. Anlaşılan hazırlanan yeni Ortadoğu haritasının çizimini de iyi polis Obama ya verdiler.
Yeni Ortadoğu haritasının çizimi öncesinde bölgesel hazırlık için emperyalistlerce sayın Erdoğan’a yine önemli bir rol verildi. Öyle ki bu rolün reklamını yapmak için İsrail devlet başkanı bile yardım etti. Kutsal bir amaca hizmet ettiğini bilmese koca Yahudi devletinin başkanı sayın Peres, sayın Erdoğan’dan Davos da o fırçayı yer miydi ? Ya da koca evanjelik imparatorluğunun sahipleri bu fırçaya sessiz kalırlar mıydı.?
Emperyalislerin bu noktadaki esas sorunu ise yeni çizilecek Ortadoğu haritasına tepki verecek milletimizi, milletimizin güvencesi olan kurum ve kuruluşlarımızı tepkisiz ve etkisiz hale getirmekti. Yani milletimiz ve milletimizi bir arada tutan, ona millet olma özelliği veren milli değerlerimiz. Yani damarlarımızdaki kudreti etkisiz hale getirmek. Obama ve sayın Erdoğan yeni çizilecek Ortadoğu haritasının birer grafikeri sadece.
Sürçü lisan ettikse af ola, eksiklerimiz sizler tarafından tamam edile…
Selam ve saygılarımla…BİTTİ…
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler.
Lütfen hesabınıza giriş yapın veya kaydolun.