Anasayfa arrow Toplumsal Değişim Programı

Toplumsal Değişim Programı

GİRİŞ

Bu gün bir Türkiye analizi yapmamızın nedeni " günümüzde ülkemizin bulunduğu noktada ülkemiz için neler yapabiliriz " sorusuna cevap aramaktır. Bu gün ülkemizde bir çok vatansever’in hep bir ağızdan sorduğu ve tek başına cevap bulmakta zorlandığı “ Ne yapabiliriz ” sorusuna sağlıklı cevaplar bulabilmek, “ Bugün neredeyiz ” sorusuna doğru cevaplar bulabilmemize bağlıdır.

Şu anda tam olarak Mustafa Kemal Atatürk’ün Nutuk’ta tarif ettiği 1919 şartlarının benzeri bir ortamda, belki de 1919 şartlarından bile kötü bir noktadayız. Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve Türk milleti 71 yıllık bir tahribatın sonunda bu gün gerçekten tanınmaz bir noktadadır. 2008 Türkiye'sinde ne yazık ki Türk Milletine önderlik ederek, Türk Milleti ile birlikte vatansever bir mücadele başlatmak mümkün değildir. Bunun nedenlerini araştırdığımızda şöyle açıklamak mümkündür. Milletimiz yıllardır karşı karşıya kaldığı tahribat nedeni ile sahip olduğu özelliklerin büyük bir kısmını yitirmiş olup bu gün böyle bir mücadeleye hazır değildir. Eğer bu gün Türk milleti ile birlikte vatansever bir mücadele başlatmak istiyorsak, bundan daha önce Türk milletinin toplumsal bir değişime hep birlikte hazırlanması gereklidir.

Doğru bir değişim ancak bu güne değin yapılan yanlışların iyi analiz edilmesi ile mümkün olabilir. Emperyalist yayılmacılığa karşı verilecek mücadele  tarih boyunca Türk milleti için hiçbir zaman imkansız olmamıştır. Her şeye rağmen bu gün de imkansız değildir. Ancak içerisine düştüğümüz temel yanlış şudur. Türk milleti olarak bizler Mustafa Kemal Atatürk’ün öldüğü günden bu yana yani 71 yıldır her türlü iç ve dış sorunumuzda, demokrasi içerisinde çözümler ürettiğimizi zannederek hep siyasi çözümler aramışız. Daha doğrusu birileri tarafından " demokrasi budur " diyerek bize bu dayatılmıştır. 71 yıldır dışarıdan gelen yoğun dış saldırılara ve dış odaklardan yönlendirilerek ülkemiz içerisinde oluşturulan iç sorunlarımıza karşı, siyaset üstü milli birlik ve beraberlik içinde verilmesi gereken toplumsal mücadele yerine, devlet adamlarımız en basit iç sorunlarımızın çözümünde bile sürekli dış destek arama yoluna gitmişler, kendilerine dışarıdan uzanan her türlü eli dost bilmişlerdir.

Diğer yandan yurt içinde oluşan en ufak iç sorunumuzda tartışarak doğruyu bulmak yerine, ayrışarak karalamak yolunu seçen devlet adamlarımız, dış destekçilerine uzattıkları dostluk elini kendi insanımıza uzatmaktan hep kaçınmışlardır. Oysa içeriden ve dışarıdan yaptıkları müdahalelerle Türk toplumu içerisinde sürekli iç sorunların çıkmasına neden olan emperyalist yayılmacıların tam da istedikleri şey bu olmuştur. Daha Atatürk'ün sağlığında bile doğuda yaşanan sayısız Kürt isyanları, Terakkiperver Fıkra olayı ve Atatürk ile İnönü’nün ayrışmasına neden olan Tarım Reformu olayı gibi bir çok olayın arkasında yer alan yer alan dış güçler, Atatürk'ün ölümünden sonra da boş durmamış, daha İnönü döneminde “Türkiye küçük Amerika olacak” sloganıyla tarım, “Eğitim ve Savunma İşbirliği” adı altında devletimiz içerisine sızmıştır. “Savunma İşbirliği ve Askeri Yardım Programları” adı altında Türk Silahlı Kuvvetlerini ele geçirmiştir. Bir yandan Komünizm’i ülkemiz içerisine sokarken, diğer yandan SSCB ile

yaptıkları bölgesel paylaşım sonrası hedefleri arasına dahil ettikleri ülkemizde antikomünist mücadele adı altında tüm ülkeye, TSK dahil olmak üzere devletin tüm kademelerine nüfuz etmişlerdir.

Emperyalist yayılmacılar geçmişten bu güne 71 yıldır her dönemde tüm siyasi partilerin içerisine yerleştirdikleri sahte liderler ve kendilerine sadık köşe taşları sayesinde Türk Milletini hep sahte hedefler peşinde koşturmuşlardır. Türk milletinin fertleri olarak bizler ise ancak yapılan göstermelik seçimler ve yaşanan sahte heyecanlar ile her seçim döneminde önümüze konulan sahte liderler ve sahte hedeflerin peşinde koştuk. Önümüze konan sahte hedefler bazen devletçilik, bazen sol bazen sağ bazen de İslami sloganlar oldu. Son dönemde ise Kürtler, PKK terör örgütü ve türban sorunu sahte hedef yapıldı. Bu sahte hedeflerin arasında görünen gerçek hedef ise farkında olmadan bilinç altımıza yükleniyordu, Globalleşme, Avrupa Birliği ve Büyük Ortadoğu Projesi.

Oysa Mustafa Kemal Atatürk, daha Osmanlı Devleti’nin son yüzyılında sergilenen bu oyunu fark ederek dış güçlerin her saldırısında çözümü hep siyaset dışında Türk Milleti’nin kendisinde aramış, aradığı gücü de burada bulmuştu. Mustafa Kemal Atatürk Ulusal Kurtuluş Savaşımızı siyaset ile değil sinesine sığındığı yüce Türk Milleti’nin kendisine duyduğu sarsılmaz güven ve kendisine sunduğu vekalet ile gerçekleştirmişti. Bizlerin de bugün emperyalist yayılmacılığına karşı girişeceğimiz mücadelede tek desteğimizin yüce Türk Milleti olması gereklidir. Bunu yapabilmenin tek şartı da emperyalist dış güçler ile mücadele ederken Mustafa Kemal Atatürk gibi siyasetten uzak durmak ve yediden yetmişe tüm Türk Milletini kucaklamaktır.

Eğer bu gün emperyalist dış güçler ile bir mücadele başlatacak isek sorunu toplumsal bir sorun olarak ele alarak, gereken şekilde Türk Milletini mutlaka bir “Toplumsal Değişim Programı”na sokmamız gereklidir. Bu değişim programındaki hedefimiz ana hatları ile Türk Milletini sahip olduğu değerlere ve faziletlere yeniden kavuşturmak olmalıdır. Toplum mühendisliğinin tüm imkanlarını kullanarak yüce Türk Milleti’ni içine düştüğü uykudan uyandırmalıyız. Bu mücadele ilk bakışta zor veya meşakkatli gelebilir, ama unutmayalım ki Atatürk’ün yürüdüğü Samsun’dan Ankara’ya, Ankara’dan İzmir’e uzanan yol çok daha zor ve yaşamı tehdit eden engellerle dolu idi.

 

ÜLKE COĞRAFYAMIZIN TARİHİ VE BUGÜNKÜ DURUMU

Bu gün emperyalist yayılmacıların birbirinden ayrılmaz iki aktörü olan ABD ve AB, kendi yönettikleri askeri güçlerini, sahip oldukları çok uluslu şirketlerin ekonomik istilalarını ve hedef ülkelerdeki iktidarları satın alma yöntemlerini kullanarak Anadolu, Ortadoğu ve  batı Asya üçgeninde tam bir işgal ortamı oluşturmuşlardır. BOP projesi olarak da dillendirilen bu işgale karşı bölgede direnç gösterebilecek iki gerçek güç vardır. Bu güçler bölgedeki iki milli devlet olan Türkiye ve İran’dır.

Ancak İran ve Türkiye’nin özellikleri farklıdır. Bu farklılığın nedenlerine inmek istersek; İran, emperyalistlerin nihai hedeflerine ulaşmak için iyice azgınlaştıkları son yüzyıl içerisinde şah dönemlerini ve imam Humeyni devrimini yaşamıştır. Şah dönemlerinde emperyalistler ve onların çok uluslu şirketleri ile ortak olarak çalışan İran’da emperyalist İran’ın dini kurumlarına girmeye gerek görmemişler ya da ;İran’daki dini kurumların katı tutumları nedeni ile girememişlerdir. Bunun nedeni onların o dönemlerde iktidar ile olan iyi ilişkileri nedeniyle dini kurumlara girmeye ihtiyaç hissetmemeleri olabilir. Veya İran’daki dini kurumların kendi iç özellikleri nedeni ile kendilerini emperyalist istilasına karşı koruyabilmesi olabilir. Ama sonuçta son yüzyılda İran’ın dini kurumları emperyalist istila ve tahribatının dışarısında kalmışlardır. Yüz yılın son çeyreğinde gelişen toplumsal tepki ile birlikte şekillenen halk hareketi, imam Humeyni ve dini

kurumların önderliğinde bir milli devrim niteliğine bürünmüştür. Emperyalistler imam Humeyni dönemi ve sonrasında da alınan önlemlerle İran dini kurumlarına girmeyi

başaramamışlardır. İran yönetiminde dini kurumların etki ve yetkileri açıktır. Bu nedenle İran devleti günümüzde devlet olarak emperyalistlere karşı dirençli bir duruş sergilemektedir.

Bölgedeki diğer milli devlet olan Türkiye’de ise durum daha farklıdır. Türkiye son yüz yılı İran’dan daha farklı yaşamıştır. Hatta Türkiye deki bugünkü durumun nedenleri daha da geriye, Osmanlı devletinin son birkaç yüzyılına değin gider. Ülkemizin Bu günkü durumunun nedeni Türkiye Cumhuriyetinin devamı olduğu Osmanlı Devletinin toplumsal yapısında aramak gereklidir. Osmanlıda devlet sınırlarının genişliği, o zamanki ulaşım ve iletişim imkanlarının kısıtlılığı nedeni ile kültürel aktarım ve kaynaşma olmamış, bunun sonucunda ise Osmanlı sınırları içerisinde yaşayan Müslüman, hatta Türk kökenli kavimler arasında bile ortak bir milliyet ve millet kavramı oluşamamıştır. Fethedilen yerlerdeki gayrimüslimlerin dışında, kökenleri farklı birçok Müslüman kavim ümmet ideolojisi altında toplanmış, ümmet ideolojisi altında yaşayan toplumlarda ulusal bilinç oluşamamıştır. Coğrafi, etnik ve kültürel olarak birbirinden farklılıklar gösteren, aynı ümmetten olmasına karşın maddi manevi beklentileri farklı olan kavimler son yüzyıl başında emperyalistler tarafından kendilerine sunulan vaat ve menfaatlerin peşinde Osmanlı Devletinden kopmuşlar, hatta onun karşısında yer almışlardır. Bu toplumlar o günlerden bu yana hala emperyalistlerin işgal ve yönlendirmeleri altındadırlar.

Diğer yandan Osmanlı Devletinde halifeliğin Osmanlı devletine geçmesinden bu yana din ve devlet işleri aynı merkezden yönetildiği için, Osmanlı Devletini bölüp parçalamak isteyen emperyalistlerin ilk hedefi Osmanlı Devleti içindeki dini kurumlar olmuştur. Son birkaç yüzyıl içinde Osmanlı ülkesinde yer alan bir çok dini cemaat ve tarikat önderlikleri bile gizli emperyalistler ( dönmeler ) tarafından yürütülmüş, tasavvuf adı altında mistik Yahudi anlayışı ( Kabala ) bizzat Osmanlı sarayından destek görmüştür. Osmanlı sarayına yerleşen gizli emperyalistler giderek devletin tüm kademelerine hakim olmuşlar, dönemin emperyalist devletlerinin de yardımı ile Osmanlı devletini ve Osmanlı ülkesini herhangi bir savaş yapmadan işgal ve istila etmişlerdir. Bu işgal ve istila son dönemlerde öylesine başarılı olmuştur ki gizli emperyalistler şeyhülislamlık makamına dahi gelebilmişler, aynı zamanda halife de olan Osmanlı padişah ve vezirlerinden bir kısmı Masonluğu seçebilmiştir.

Hatta emperyalistlere karşı başlatılan Türk Ulusal Kurtuluş Savaşında hilafet ve şeyhülislamlık makamı, emperyalistlerin isteğine uyarak bu savaşı başlatan ve katılanlar Atatürk dahil olmak üzere tüm vatanseverler hakkında idam fermanı verebilmiştir. Bu dönem sonrasında Türk halkının emperyalist işgaline karşı yükselen tepkisi sonucunda oluşan halk hareketi, ulu önderimiz Atatürk ve arkadaşlarının önderliğinde Ulusal Kurtuluş Savaşı ve sonrasında Türk Milli Devrimi’ne dönüşmüştür.

Yeni Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşu sonrasında Atatürk’ün sağlığında geçen 15 yıl emperyalistler bazı faaliyet ve girişimlerde bulunsalar da, Atatürk’ün sayesinde bu dönem onlar için etkisiz bir dönem olmuştur. Bunda Atatürk’ün ön sezisi ve aldığı başarılı önlemler ile Mason localarının kapatılması önemli rol oynamıştır. Ancak O’nun ölümünden sonra yeniden faaliyete geçen Emperyalist Yahudilerin kendi oluşturdukları uluslar arası kurum ve kuruluşlar, tek yanlı devletler arası anlaşmalar, çok uluslu şirketlerin ekonomik istilası, satın aldıkları iktidar ve yöneticilerin yanlış karar ve uygulamaları ile ülkemizi silahsız teslim almaya hazır hale getirmiş, diğer yandan emperyalistlerin ülkemizde yıllardan beri kullandıkları dini cemaat ve tarikatlar ile nihai noktada oluşabilecek toplumsal tepkiyi ortadan kaldırarak ülkemizde her istediklerini yapar ve yaptırır hale gelmişlerdir. İşin üzücü olan tarafı da şudur ki görünürde emperyalist güç odaklarının karşısında olması gereken Atatürkçü, Kemalist, Ulusalcı, Milli, Milliyetçi gibi isim ve sıfatları taşıyan sivil toplum kuruluşları ve siyasi partilerimizin yönetimleri de kısmen ya da tamamen onlar tarafından ele geçirilmiş olup yaptıkları faaliyetler ile bilerek ya da bilmeyerek onların amaç ve çıkarlarına hizmet etmektedirler.

Görünen odur ki emperyalist güçler, bölgenin tümü ile siyasi, ekonomik ve askeri  kuşatması için Türkiye ve İran’I kullanacaklardır. Bu belki hemen bu gün olmayabilir.  Ancak Türkiye’nin işgali tamamlandığı an sıranın İran’a geleceği açıktır. Emperyalistler Türkiye ve İran’ın ilk bakışta farklı gibi görünen, ancak temelde milli birlik ve beraberlik ruhu ile Ulusal Kurtuluş Mücadeleleri sonucunda kurulan son milli devletlerini, geçmişte birbirine karşı güçlermiş gibi kışkırtarak birbirlerine destek vermelerinin önüne geçmek istemişlerdir? Emperyalist güçler şu anda bir yandan Türkiye’deki ekonomik işgali tamamlamaya çalışırken diğer yandan Atatürk’ten bu yana bir türlü atamadıkları Türk benliğini ve Türk Milliyetçiliği fikrini Türk insanının kafasından silmeye çalışmaktadırlar. Ülkemizdeki son gelişmeler bu teşebbüslerin sonuç verme aşamasına yakın olduğumuzu göstermektedir. Irak’ın işgali olayına bu gerçeği göz ardı etmeden bakmak gerekir. EY güçler Irak petrolünü bölgeye bu kadar askeri güç yığmadan çeşitli ekonomik ve siyasi araçlar ve kendi yandaşlarını kullanarak kullanabilirlerdi. Yıllarca kendilerine sadakat ile hizmet eden Saddam Hüseyin’i harcamak, binlerce ABD ve AB vatandaşını kaybetmek pahasına gerçekleştirilen bu işgalin gerçek nedeni, bir yandan İran’ın güney batı, Türkiye’nin güneydoğu komşusu olmak, diğer yandan kuzeydeki Kürt yoğunluklu coğrafyada Barzani – Talabani - PKK üçgenini kullanarak Türkiye ve İran üzerinde askeri ve siyasi organizasyonlar yapabilmek içindir. Yani artık İran’ın güneybatısında, Türkiye’nin güneydoğusunda düşman çok daha yakındır. Bu nedenle bu gün Türkiye ve İran birbirlerine daha yakın olmak zorundadırlar.

 

TÜRK TOPLUMUNUN BUGÜN GELDİĞİ NOKTADA NELER YAPILAMAZ, NELER YAPILMAMALIDIR.

1- Türk toplumunun bu günkü yapısı ve toplum yönetimi sivil, siyasi bir yapılanma ile emperyalistler ve onların yurt içindeki uşaklarına karşı bir siyasi mücadele etmemizi mümkün kılmaz. Bunun nedeni mücadele etmeye hazırlandığımız güçlerin mevcut tüm siyasi partiler içinde yapılanarak her türlü değişikliğe hazır bir şekilde beklemeleridir. Bu düzen hem sol hem de sağ kökenli tüm partilerde mevcuttur. Bu yerleşimler öylesine planlıdır ki partilerin olası her türlü yönetim değişikliklerinde bile bu düzenlemeler fazla zarar görmemektedirler. Bu nedenle ülkemizdeki mevcut tüm siyasi partiler içerisinde bir mücadele yürütülemez.

2- Türk Silahlı Kuvvetleri’nin  ( TSK ) bu günkü yapısı ve yönetim şekli ile emperyalistler ve onların yurt içindeki uşaklarına karşı TSK içerisinde gerçek vatansever bir organizasyon mümkün değildir. TSK’nin bugünkü yapısı,  örgütlenmesi ve kontrolü de buna müsaade etmez. Çünkü dış güçler 1938 den bu yana çok çeşitli askeri modernizasyon, eğitim ve faaliyet programları vasıtasıyla TSK ile yakın ilişkiye girmişlerdir. Bu sayede günümüzde TSK yönetimi üzerinde sonsuz etkiye sahiptirler. Albay ve daha alt rütbeli subaylar arasında Atatürkçü, vatansever ve milliyetçi bir çok subay yer almaktadır. Ancak bu subaylar çoğu kez albaylıktan öte noktalara ulaşamamakta, komuta kademelerine getirilmemektedir. Bu bariyeri aşan az sayıda komutan ise amaçlara hizmet etmedikleri fark edildiği anda etkisiz hale getirilmektedirler. Bunun sonucudur ki, Türkiye’ de 1938 den bu yana yapıla gelen 4 askeri müdahalenin tamamı emperyalistlerin kontrolünde gerçekleştirilmiş, olup yapılan 4 müdahale de gerçekte onların hedeflerine ulaşmalarını kolaylaştırılmak üzere gerçekleştirilen birer nöbet değişimidir.

3- Türk toplumunun bu günkü yapısı ve yürürlükteki yasalar ile emperyalistler ve onların yurt içindeki uşaklarına karşı bir sivil toplum örgütü yapılanması ile mücadele organizasyonu da mümkün değildir. Türkiye’de dernek, federasyon ve vakıflar gibi sivil toplum örgütlerinin kuruluş ve faaliyetlerini düzenleyen yasalar emperyalist Yahudiler tarafından düzenlenmiştir. Bu yasaları kullanarak her türlü sivil toplum örgütlerinin kontrol ve denetimi de yine aynı güçler tarafından yapılmaktadır. Sonuçta mevcut düzene gerçekten muhalif olan sivil toplum örgütleri ya kurdurulmamakta, ya da bir şekilde kurulan sivil toplum örgütleri ise mevcut yasa ve kontrol olanaklarından faydalanılmak suret ile etkisiz hale getirilmektedir.

4- Türk toplumunun bu günkü yapısı ile toplum  içerisinde vatansever bir yeraltı örgütü ve yeraltı mücadele gurubu kurulamaz. Ülke yararına faaliyet gösterebilecek her türlü yer altı örgütünün var olabilmesi ve yaşayabilmesi için toplumdan en üst seviyede destek görmesi gereklidir. Toplumdan destek görmeyen bu tür örgütler hangi amaçla kurulmuş ve başarıya ne kadar layık olurlarsa olsunlar, başarısızlığa mahkumdur. Bu tür yapılanmalar bu günkü toplumsal yapı içerisinde başarısızlığa ve mücadele eden bir çok vatanseverin boş yere kaybedilmesine neden olacaktır. Toplumsal yapımız henüz bu tür örgütlenmelere hazır değildir. Günümüz Türk toplumunda halen milli ve manevi değerlerinden haberi olmayan, emperyalist değer yargılarını toplumsal doğrular kabul eden milyonlarca Türk insanı vardır. 71 yıldır sahip olduğu milli ve manevi değerleri ile oynanan, milli ve manevi değerlerimiz yerine emperyalist ve feodal Vahabi değerleri enjekte edilen Türk toplumu, milli ve manevi değerlerine sahip çıkmaya henüz hazır değildir. Bu nedenle son birkaç yıl içerisinde iyi niyetle yola çıkılan bu tür bazı yapılanmalar başarısızlıkla sonuçlanmıştır. Bunun nedeni toplum tarafından desteklenmeyen bu faaliyetlerin bir kaç asker ve emniyet görevlisi emeklisi tarafından militarist ve maceracı yaklaşımlarla hareket etmeleridir. Bu tür faaliyetler gerçekte emperyalistlerin tam istediği türden girişimlerdir. Çünkü bu tip girişimler ve oluşan başarısızlıklar toplum tarafından şahıs ve yapılanmalardaki çarpıklıklara değil , tüm vatanseverlere mal edilmektedir ki esas tehlikeli olan da budur.

 

BAŞARIYA ULAŞABİLMEK İÇİN HEDEFLERİMİZ VE İLKELERİMİZ NELER OLMALIDIR

Öncelikle emperyalist işgalinin farkına varacak ve bu işgale karşı mücadele edecek, milli  ve manevi değerlerimize sahip Türk toplumunu yeniden yaratmamız gereklidir. Bunun için bugün elimizde bulunan toplumsal malzemeyi iyi tanımamız gereklidir. Eğer toplumumuzun içinde bulunduğu gerçekleri iyi saptayamamışsak oluşturacağımız çözüm yöntemleri de doğru olmayacaktır. Emperyalistler ile onların ülkemiz içindeki uşaklarının 71 yıldır süren çabaları sonucunda;

1. Ülkemizin tamamının tamına yakın bir bölümünün sosyal, siyasal ve ekonomik işgal altında olduğunu, ülkemizin sosyal, siyasal ve ekonomik, bir çok kalesinin ele geçirildiğini biliyoruz.

2. Tüm milli iletişim ve milli savunma sistemlerimizin onların kontrolünde olduğunu biliyoruz.

3. Ekonomik ve doğal zenginliklerimizin büyük bir kısmının onların kontrolünde olduğunu biliyoruz.

4. Mevcut iç ve dış baskılarla kahraman ordumuzun komuta ve hareket olanaklarının tamamen kısıtlandığını biliyoruz.

5. Aziz milletimizin emperyalist uşağı küçük bir mutlu azınlık dışında kalan büyük çoğunluğunun bir çuval kömüre, bir yeşil karta, üç kuruş muhtaçlık maaşına, üç kuruş kaymakamlık yardımına muhtaç olduğunu, insanımızın karın tokluğu uğruna örfünden, kültüründen, dininden, milliyetinden, ülkesinden vazgeçme veya vazgeçirilmenin eşiğinde olduğunu biliyoruz.

6. Daha da önemlisi bu gün geldiğimiz noktada devletimizin mevcut alt ve üst yapısı ile, 71 yıldan bu güne değin iktidara gelen ve görev yapan idarecilerin büyük kısmının gaflet delalet hatta hıyanet içinde olduklarını biliyoruz.

İçinde bulunduğumuz zaman aralığında Mustafa Kemal Atatürk'ü tek lider olarak görmeyen, tam bağımsız Türkiye için hareket eden milletimizin her ferdini oluşturulacak milli hareketin eş elemanları olarak kabul etmeyen, hiçbir hareketin başarı şansı yoktur. Başarı için tüm yüzeysel ayrılıkları arka plana atıp, Atatürk’ün önderliğinde, Türk milletinin ortak noktalarını öne çıkaran bir anlayış ve tutumla, bir araya gelecek farklı düşüncedeki insanların ortak bir paydada buluşmasını sağlamak zorundayız. Bunun için ortak amaçlarımız;

1. Ülkemizde yaşayan tüm vatanseverleri bir araya getirerek birbirleri ile koşulsuz dost olmalarını sağlamak olmalıdır. Bu dostluk için Türk Milletinin vatansever bir ferdi olmak yeterli olmalıdır.

2. 1938’den sonra çeşitli dönemlerde milli bütünlüğümüz parçalamak, milli manevi değerlerimizi yok etmek amacı ile milletimize enjekte edilen, Türk milletini bölüp, parçalamak amacı ile içimize serpilen nifak tohumlarından ve sahte sıfatlardan milletimizi kurtarmak olmalıdır. İsmi ya da kurucusu kim olursa olsun Solculuk, Sosyal Demokratlık, Ulusalcılık, Kemalistlik, Sağcılık, Türk-İslam Sentezi, v.b bu sıfatların tamamı emperyalistlere karşı mücadele etmek gibi kutsal bir görevi olan Türk milletini bölmekten başka bir işe yaramamışlardır. Atatürk, 1919’ da Türk milletini sadece vatanseverlik ve Türk olmanın gururu etrafında toplamış, emperyalistlere karşı Ulusal Kurtuluş Savaşımızı vererek son Türk devletini, yani Türkiye Cumhuriyeti’ ni kurmuştur. Atatürk bunu yaparken başka hiç bir sıfata gerek duymamıştır. Atatürk, kurucusu olduğu devletin ideolojisini oluştururken ne sağ ne de sol ideolojiye sapmamış, hatta bunun nedenini soran yabancılara, Türk Milletinin kendine has üstün özellikleri nedeni ile ne sağ ne de sol ideolojiler altında yaşayamayacağını açıkça beyan etmiştir. Diğer yandan sağlığında kendisine yapılan ideolojik yakıştırmalara ( Kemalizm gibi ) kesinlikle karşı çıkmıştır. Atatürk’ ün ölümünden sonra Türkiye Cumhuriyeti’nin yüksek menfaatlerini korumak için ortaya çıktıkları iddia edilen tüm bu sıfatlar, kurucuları ve destekçileri ne kadar Atatürkçü ya da vatansever olduklarını iddia ederlerse etsinler, hatta ne kadar vatansever olurlarsa olsunlar ne yazık ki gerçekte Türk milletini bölerek, emperyalist çıkarlarına hizmet etmekten başka bir şey yapamamışlardır. Ülkemizin bugün geldiği durum bunun açık sonucu değil midir?

3. Türk milletinin asırlardır sahip olduğu fazilet ve öz değerlerimizin Türk milletini bölmek ve parçalamak için kullanılması ile mücadele etmek olmalıdır. Halkçılık, Sosyal Devletçilik, Ulusalcılık, Milliyetçilik, Ülkücülük ve Bozkurt milletimizin Ergenekon’dan bu yana sahip olduğu ve büyük önderimiz Mustafa Kemal Atatürk tarafından milletimize vasiyet edilmiş yüce değerlerdir. Bu değerlerin siyasallaştırılarak birbirlerine karşı ayrı ayrı değerlermiş gibi milletimizi bölmek için kullanılmasına karşı olmalıyız. Bizler, 1919’ da olduğu gibi Atatürk’ün söylemleri ışığında Halkçılık, Sosyal Devletçilik, Ulusalcılık, Milliyetçilik, Ülkücülük ve Bozkurt gibi milli değerlerimizi şimdiye değin amaçlı olarak kullanıldığı ve yüklendiği siyasi anlamlarından çıkararak, gerçek anlamları ile Türklük şuuru altında tekrar bir araya getirmeliyiz. Bu değerlerin hepsi yüce Türk milletine ait değerlerdir. Türk milletinin, yüzyıllardan bu yana sahip olduğu bu ortak değerlerin bilerek ve maksatlı olarak, ayrımcılık ve milletimizin bölünmesi için kullanılması, milletimize ve vatana ihanettir.

4. Tek ve gerçek amacımız vatansever Türklerin oluşturacağı dostluk ve kardeşlik ortamı ile örfüne, töresine, öz kültürüne, diline ve dinine bağlı gerçek Türk insanı görünümünü tekrar ortaya çıkartmak olmalıdır. Milletimizin her ferdinin dilimizle, tarihimizle, örfümüzle, töremizle, kültürümüzle, dinimizle, vatansever ve milliyetçi, eğitimli, vasıflı, becerili, aydın birer Türk insanı olarak yetişmesi için çalışmalı ve çaba göstermeliyiz. Bu amaca yönelik toplumsal hayatın içinde aktif olarak faaliyet göstermeli, milletimizin içinde, onların bir parçası olarak yaşayarak, onlarla birlikte nefes almalı, ağlamalı, gülmeli, düğününde, derneğinde, doğumunda, ölümünde, bayramında, yasında, Türk milletinin ayrılmaz bir parçası olmalıyız.

5. Oluşturacağımız birliktelik milletimizin ekonomik ve sosyal hayatının her aşamasında kendini göstermelidir. Her yörede yaşayan tüm vatanseverlerin birbirini yakından tanıması bir zorunluluktur. Bu zorunluluk sonuçta tüm vatanseverlerin birbirlerine yakınlaşmasını, yaşamın her alanında birbirlerini desteklemesini, aralarına kötü niyetli kişi ve unsurların girmesini önleyecektir. Tüm vatanseverler bundan sonra birbirleri ile iyi ilişkiler kurmalı, birbirlerini her alanda destekleyip yüceltmeli, kendi aralarında bir iletişim ve yardımlaşma organizasyonları oluşturmalıdırlar. Bu sayede milletimiz yeniden kendisine güvenen, Türklüğü ile öğünen, birbirini seven, büyüğünü sayan, ahlaklı, dürüst ve faziletli bir toplum haline gelecek, kendisine modernlik ya da medeniyet olarak sunulan pespayelikler ile mücadele edecektir.

 

TÜRK TOPLUMUNUN GELDİĞİ NOKTADA NELER YAPILABİLİR, NELER YAPILMAMALIDIR.

Milletimizin makus talihini tıpkı 1919’ da olduğu gibi yenebilmek için Atatürkçü, milliyetçi ve vatansever Türk milleti olarak ne yapmalıyız?

Amaçladığımız Toplumsal Değişim Programı’nı uygulayabilmemiz için yukarıda saydığımız amaçlara sahip milli bir hareket oluşturmamız gereklidir. Bu program dahilinde kadın–erkek, şehirli–köylü, genç–yaşlı, öğrenci-çalışan, memur-işçi ayrımı yapmaksızın gururla ben Türk’üm diyebilen insanlarımızın oluşturacağı ve birbirlerine gönüllü destek, dayanışma ve birliktelik prensipleri ile bağlayacak toplumsal bir kuruluş oluşturulmalıdır. Bu kuruluşun tartışılmaz ilkeleri tek bayrak, tek millet ve tek devlet olmalıdır.

Bu program ile Türk Milletine ait bir kuruluş oluşturulmalı, Türklük tanımı “Atatürk’ün söylediği gibi Türkiye Cumhuriyeti Devletini kuran halka Türk Milleti denir” sözü ile sınırlanmalıdır. Kürt, Laz, Çerkez v.b terimleri coğrafi, kültürel ve etnik çeşitlilikler olarak algılanıp Türk Milleti tanımı altında kullanılmalıdır.

Bu kuruluş örfüne, töresine, öz kültürüne, diline ve dinine bağlı vatansever Türk insanı görünümünü tekrar ortaya çıkarmayı amaçlamalı, her Türk insanının aile, toplum ve iş hayatında örfüne, töresine, öz kültürüne, diline ve dinine uygun davranış örnekleri sergilemesini sağlamalıdır.

Bu kuruluş bir sivil toplum kuruluşu olmamalıdır. Bu programın amacı bir dernek kurup şubeler açmak, önemli gün ve olaylarda basın açıklaması yaparak görüş beyan etmek, çeşitli basın organlarında kendi reklamımızı yapmak, kurduğumuz topluluk aracılığı ile yurt içinde devlet kurumlarının örtülü ödeneklerinden faydalanmak ve düzene karşı görünürken, gerçekte düzene örtülü methiyeler düzerek milletimizin doğal vatansever reflekslerini yok etmek olmamalıdır.

Bu program ile oluşturulacak kuruluşun görevi bir sivil toplum örgütü olarak GFR ve SOROS’ dan gelen emperyalist sermaye kökenli kaynakları sahte vatanseverlere, sahte Atatürkçülere ulufe olarak dağıtmak, ama gerçekte aktarılan bu kaynaklarla milletimizin yapı taşlarını değiştirmeye çalışarak Türk toplumunun örfünü, töresini, kültürünü ve aile yapısını değiştirmek isteyenlere alet olmamalıdır.

1. Bu kuruluşun siyasi yönü olmamalı, hiçbir zaman siyaset yapmamalı, hiçbir siyasi partinin yandaşı olmamalıdır. Bu hareket Atatürk’ten başka hiçbir kişi ya da gurubun düşüncesini savunmamalı, hiç bir –izm-, ölü yada sağ hiç bir siyasi kişilik ile yakınlaşmamalıdır.

2. Bu kuruluş yurt içinde ve dışında, üzerinde Türk’ün yaşadığı her yerde faaliyet göstermelidir. Programa katılan her birey kendi çevresindeki vatanseverleri tanıyabilmeli, onlarla dost, komşu ve kardeş olmalı, diğer arkadaşlarını koruma, kollama, destekleme ve yüceltmek ile görevli olmalıdır.

3. Programa katılan her fert, hareketin yükleyeceği sorumluluklara azami ölçüde uymakla yükümlü olmalı, kısa sure içinde tüm katılımcıların birbirleri ile yakın ilişki kurarlarken kurulacak organizasyonlar sonrasında vatansever alın terlerimiz ile güçlükle sağladığımız rızıkların emperyalistlere ve onların uşağı kuruluşlara gitmesinin, onları büyüterek güçlendirmesinin önüne geçmelidir.

 

BU PROGRAM BİR “ TOPLUMSAL DEĞİŞİM PROGRAMI ”OLMALIDIR..

Toplumsal Değişim Programı’nın hedefe ulaşabilmesi için yapılması gerekenlerin tespiti açısından Türk toplumunun tüm katmanlarındaki son durum analizi, çok önemlidir. Bu son durum analizi esnasında emperyalistlerin ülkemizde henüz tam olarak ele geçiremedikleri, yani bu değişim esnasında yandaş olunabilecek toplum elemanları neler olabilir, ele geçirdikleri ve toplumsal değişime katkıda bulunamayacak veya birlikte olunamayacak toplum elemanları nelerdir sorularının cevaplarının açıkça tespit edilmesi gereklidir.

Türk Silahlı Kuvvetleri: Üst rütbeli komutanlar ve komuta kademelerinin büyük çoğunluğu emperyalistler tarafından etki altına alınmışlardır. Komuta kademelerindeki komutanların birçoğu üst düzey komuta eğitimleri esnasında Amerika’da bulunmuş, Amerikan askeri kurumlarında çalışmışlardır. Bu süreçte Amerika’nın askeri ve teknolojik gelişim seviyesi onların içten içe Amerika’ya hayranlık duymalarına neden olmuştur. Bu komutanların çoğu emperyalist kurum ve kuruluşlara doğrudan bağlı olmasalar bile askeri etik ve konvansiyonel strateji anlayışları nedeni ile onlara karşı olmayı göze alamazlar. Günümüzde TSK içerisinde emperyalist yayılımcılığın son noktası olan globalleşmeyi ve emperyalist dünyanın bir parçası olabilmeyi hayal eden, bunu modernleşme ve toplumsal gelişme olarak kabul eden çok sayıda komutan olduğu kesindir. Ancak bu seviyede bile vatansever özünü ve gerçek Atatürk şuurunu kaybetmemiş komutan mevcuttur. Toplumsal değişim ile birlikte bu komutanlar da kendilerini daha rahat ifade etme ve ortaya çıkma şansı bulacaklardır. Daha alt seviyedeki subay ve astsubayların büyük bir kısmı Atatürk’ün yolunda yer almakta olup gereken güven hasıl olduğunda Toplumsal Değişim Programı’nın içerisinde yer alacaklardır.

Öğretmenler ve ilk-orta eğitim kurumları yöneticileri :  Ülkemizde batı hayranı ve Emperyalist Rüya’nın peşinde koşan çok sayıda öğretmen ve eğitimci mevcuttur. Bunlar globalleşmeyi ve emperyalist rüyanın bir parçası olabilmeyi hayal eden, bunu modernleşme ve toplumsal gelişme olarak kabul eden kimselerdir. Buna karşın vatansever özünü kaybetmemiş, idealist, vatan millet ve bayrak aşığı çok sayıda öğretmen ve eğitimcimiz de mevcuttur. Bu öğretmenlerimiz ve eğitimcilerimiz emperyalist yayılmacılığı ile mücadelemizde en büyük destekçimiz ve toplum rehberlerimiz olacaklardır.

Akademisyenler ve üniversite öğretim üyeleri: Kendilerinden çok fazla bir şey beklemememiz gereken toplumsal bir guruptur. Önemli bir kısmı emperyalistlerin hizmetinde veya onların hizmetine girmeye can atan Lionslar, Rotaryenler ve Bilderbergcilerden oluşmaktadır. Bu grubun diğer önemli bir kısmı ise Protestan İslamcıların kontrolündedirler. Toplumsal Değişim Programının ilerleyen aşamalarında bu gurupta yer alan vatansever bilim adamları ve akademisyenler ayrışarak aramıza katılacaklardır.

Hakimler, savcılar, avukatlar ve diğer hukukçular: Bu gurupta yer alan çok sayıda vatansever hukukçu mevcuttur. Ancak meslekleri gereği her koşulda adalet sistemine olan inanan bu kişiler, yine meslekleri gereği yaşamları boyunca elit, toplumdan soyutlanmış ve kurallara sonuna değin uyan bir yaşam sürmektedirler. Bu nedenle Toplumsal Değişim Programının ilk aşamalarında hukukçuların programa olan güvenlerini sağlamak ve bu guruptan destek bulmak oldukça zor olacaktır. Ancak her şeye rağmen vatansever hukukçularımızın desteğini kazanmak için uğraş vermeliyiz. Çünkü onlar da gelecekte Toplumsal Değişim Programı’nın ana elemanları olacaklardır. Diğer yandan bu gurupta özellikle üst makamlara ulaşmış çok sayıda Rotaryen, Lions ve Protestan İslamcı hukukçunun olduğu da göz ardı edilmemelidir.

Memurlar ve işçiler: Bu gurupta yer alan ücretli çalışanlar yıllardır omuzlarına çöken dar gelirlilik yükü altında ezilmiş, toplumsal refleksleri kaybettirilmiş kişilerdir. Bir çoğu aile ve çocuklarının geleceği adına idare edenlerle iyi geçinmek zorunda olduğunun bilinci ile yıllardır sessiz kalmışlardır. Her şeye karşı asgari de olsa eğitilmiş insanlardan oluşan bu gurup Toplumsal Değişim Programı esnasında en büyük katkıyı beklediğimiz guruptur. Yapacağımız çalışmalarla program içinde en kolay ve çabuk sonuç alabileceğimiz, eğitebileceğimiz, Türk olmanın gururunu hatırlatabileceğimiz ve yaşatabileceğimiz bir guruptur. Ancak bu gurupta yer alan insanlarımız geçmişin sağ ve sol yanlışlarını da üzerinde en fazla taşıyan bir guruptur. Yani bu guruba yönelik çalışmalarda öncelikle göz önüne almamız gereken bu insanlarımızı eski yanlışlardan arındırmak olmalıdır. Diğer yandan Protestan Dincilerin de yıllardır bu gurup üzerinde çalışmalar yaptığının unutulması gereklidir.

Emniyet güçleri: Büyük kısmı vatansever özlü Türk insanıdır. Memur oldukları için yukarıdaki memurlar gurubuna özgü tüm özellikleri taşırlar. Toplumsal Değişim Programında birlikte çalışılabilecek ve destek alınabilecek bir guruptur. Ancak günümüzde Protestan Dincilerin özellikle emniyet güçlerinin yönetim kademelerinde olmak üzere azımsanmayacak sayıda güvenlik elemanını etkisi altında tuttuğu unutulmamalıdır.

Dini kurumlar: Ülkemizdeki Diyanet İşleri Başkanlığı ile çeşitli cemaat ve tarikat topluluklarından oluşan bu guruplar hemen tamamen doğrudan veya dolaylı olarak emperyalistlerin etkisi ve yönetimi altındadırlar. Bu nedenle Ulusal Değişim Programının ilk aşamalarında ülkemizdeki dini kurum ve kuruluşlar ile iş birliği yapılamaz. Ancak programın ileri aşamalarında kendisini belli eden vatansever din adamları ile işbirliği yapılabilir.

Sivil toplum örgütleri: Ülkemizdeki sivil toplum örgütlerini üç ana gurupta toplamak mümkündür.

1. İlk gurupta emperyalistlerin hizmetinde olan Protestan İslamcı sivil toplum örgütleri ile yine onların hizmetinde olan genellikle sanayici ve iş adamlarından oluşan mutlu azınlık gurubunun kurduğu sivil toplum örgütleridir.

2. İkinci grup Atatürkçü ve çağdaş ismi çevresinde toplanan sivil toplum örgütleridir. Bu gurup sivil toplum örgütlerinin yönetici makamlarında genellikle emekli komutanlar ve akademisyenler yer almaktadır. Örgütlendikleri bölgelerin elit toplum tabakalarını oluştururlar. İçlerinde çok sayıda Mason, Lions, Rotaryen ve Bilderbergci bulunur. Bu örgütler emperyalistler tarafından dolaylı olarak GFR Soros fonları ve devlet kaynakları kullanılarak desteklenmektedirler. Atatürkçülük ve Çağdaşlıktan anladıkları emperyalist yayılımcılığın Türk toplumunu da kapsaması, Emperyalist pastadan daha çok sayıda yandaşının pay almasıdır. Temelde emperyalistlere karşı değildirler. Öncelikli görevleri Atatürkçü ve Çağdaş gibi isim ve sıfatları kullanarak toplumun vatansever reflekslerini yok etmektir. İsim ve sıfatlarının çekiciliği nedeni ile gerçek yüzleri bilinmeden ülkemizin özellikle eğitimli insan gurubu ve üniversite öğrencileri içerisinde taraftar bulmaktadırlar. Bu nedenle Toplumsal Değişim Programı içerisinde bu örgütlerin gerçek yüzleri açığa çıkarılmalı, bu örgütler içerisinde bulunan vatansever Türk gençleri kazanılmalıdır.

3. Üçüncü gurupta yer alan sivil toplum örgütleri ise yurt genelinde yer alan çoban ateşi tabir edilebilecek vatansever ancak küçük ve etkisiz örgütlenmelerdir. Tek başlarına etkisiz oldukları açıktır, ancak vatansever kişiler tarafından kuruldukları ve Toplumsal Değişim Programına büyük katkıda bulunacakları da bellidir. Program dahilinde bu örgütlerin tamamı ile temas edilerek program içerisinde yer almalarına çalışılmalıdır.

Basın ve medya organları: Ülkemizdeki önde gelen basın ve medya kuruluşlarının tamamına yakını az sayıda emperyalist güç odağının elinde bulunmaktadır. Bunların büyük bir kısmı EY güç odaklarına aittir, bir kısmı ise emperyalistler ile yakın ekonomik   ilişkiler içerisindedir. Bu nedenle Toplumsal Değişim Programı süresince, özellikle başlangıç dönemlerinde basın ve medya desteği zor olacaktır. Az sayıdaki vatansever özlü basın ve medya organının varlığını sürdürmesini, bazı vatansever yazar ve medya mensuplarının buralarda toplanmasını sağlamak öncelikli görevlerimizden olmalıdır.

Esnaf, sanatkar ve imalatçılar: Bu gurupta yer alan küçük esnaf ve sanatkar gurubu sahip olduğu Anadolu insanı özellikleri ile Toplumsal Değişim Programına büyük destek verebilecek bir guruptur. Bizlerin de onları destekleyerek onları yok etmek isteyen EY ve onların araçları olan çok uluslu şirketlere ve market zincirlerine karşı mücadelelerinde yanlarında olmamız gereklidir. Ancak gurubun bir diğer kısmını oluşturan sanayici ve imalatçılar gurubu yıllardır emperyalist sistemden beslenerek Türklük şuurunu ve vatansever özünü kaybetmiş, emperyalist rüyaya ve Avrupa Birliği düşüne aşık, ülkemize ait her değeri para karşılığı satabilecek emperyalizm hizmetkarlarından oluşmaktadır. Bu gurubun içinde bulunan az sayıda vatansever insanı bulmak zor olsa da programın selameti açısından gereklidir.

Köylüler ve Tarım çalışanları: Yıllardır emperyalistlerin yok etme programları altında ezilen ve yok olmakla karşı karşıya olan bu gurubun tamamına yakını emperyalistler tarafından verilecek bağışların ve idarenin alacağı kararların bağımlısı olduklarında Toplumsal Değişim Programında en fazla uğraş vermemiz guruplardan birisidir. Bu grupta bulunan vatandaşlarımızın bir kısmı çaresizliklerini tarikat ve cemaatler mürit olmak gibi dinsel yaklaşımlarla çözümlemeye çalışırken, diğer bir kısmı da evini, toprağını emperyalistlere satarak Emperyalist pastadan pay alma hayali ile yanıp tutuşmaktadır. Bu gurup insanlarının programa yakınlığı ve uzaklığı tamamen sorunlarının çözülmesine yada çözüleceği yolunda bilinçlendirilmeleri ile mümkündür.

İşsizler ve varoş sakinleri: Emperyalistlerin yok saydığı ama her türlü işleri için en çok da kullandığı guruptur. Yıllardır geçim sıkıntısı altında inleyen, birçoğu işsiz, yada boğaz

tokluğuna çalışan, dönemin hükümet ve yerel yönetimleri aracılığı ile emperyalistlerden sağladıkları iaşe ve yardımlar ile ancak karnını doyurabilen bir toplum gurubudur. İçinde bulundukları çaresizlik onları aç, açık, milletini, milliyetini unutmuş, bir şekilde para kazanıp karnını doyurmaya çalışan, bunun karşılığında maddi manevi her şeyini feda etmeye hazır insanlar haline getirmiştir. Bu guruptaki vatandaşlarımıza öncelikle içerisinde bulundukları tüm olumsuz koşulların asıl nedeninin, kendilerine iaşe ve yardım sağlayarak gönüllerini fetheden emperyalistler olduğu, kendilerine sağlanan iaşe ve yardımların aslında ülkemiz insanına ait olan ülke kaynaklarından çalınan, gasp edilen değerlerin çok küçük bir kısmı olduğu, içerisinde bulundukları olumsuz koşullardan kurtulmanın tek yolunun emperyalistlerden sağladıkları iaşe ve yardımlar değil, ülkemiz insanlarına ait olan milli kaynaklarımızın emperyalistlerden kurtarılıp ait olduğu Türk milletine kazandırılması olduğu anlatılmalıdır.

                                                                  BİTTİ

Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler.
Lütfen hesabınıza giriş yapın veya kaydolun.