«Seçmeli» Bölücülük!
ağızdan ziyade dinleyen kulaktadır.
Arap Atasözü
Cumhuriyet gazetesinin 8 Haziran 2009 tarihli sayısında yayınlanan «Anadil» başlıklı yazısında, bugün konuşulmakta olan Kürtçenin «ne edebiyat ne de bilim dili için yeterli» olmadığı sözde gerekçesiyle, «Kürtçenin, anadilde eğitimin devletin örgün okul programına alınmasını, üniversitelerde öğrenilecek/öğretilecek bir bilim dili olarak benimsenmesini» savunan Deniz Kavukçuoğlu, öyle sanıyorum ki okurlardan gelen tepkiler üzerine geri adım atmak zorunda kaldı ve 10 Haziran 2009 çarşamba günü yayınlanan «Anlatamamanın Dayanılmaz Ağırlığı» başlıklı yazısında şunları söyledi :
«… kimse Türkçenin dışındaki anadillerin ilköğretimden başlayarak Türkçenin yerine geçmesi diye «absürd/saçma» bir istemde bulunmuyor. Anadilde eğitimden kastedilen söz konusu dilin «seçmeli ders» olarak Milli Eğitim müfredatına alınıp öğretilmesidir. Evinde sözgelimi Kürtçe konuşan bir aile okula giden çocuğunu seçmeli ders olarak Kürtçeye yönlendirme hakkına sahip olmalıdır. Yurttaşların anadillerini öğrenmek istemeleri temel bir insan hakkıdır, bu istemi karşılamak da uygar/çağdaş bir devletin temel yükümlülükleri arasındadır.
Bugün Almanya'da, Hollanda'da ya da Türk nüfusun yoğun olarak bulunduğu başka Avrupa ülkelerinde Türkçe seçmeli ders olarak okul programlarında yer almaktadır. Türkiye'nin bu ülkelerden bir eksiğinin olmaması gerektiğini düşünüyorum.»
Öncelikle Kavukçuoğlu'nun verdiği Almanya, Hollanda ya da Türk nüfusun yoğun olarak bulunduğu başka Avrupa ülkelerinde Türkçenin seçmeli ders olarak okullarda okutulması örneğinin, şu anda terör örgütü PKK tarafından talep edilen anadilde eğitim ya da Kürtçenin okullarda seçmeli ders olarak okutulması ile uzaktan yakından bir ilgisi yoktur. Türkiye'nin bugünkü siyasal, kültürel, toplumsal koşulları, Kavukçuoğlu'nun örnek olarak verdiği ülkelerden çok farklıdır. «Türkiye'nin bu ülkelerden bir eksiği» değil, bir «fazlası» (!) vardır: 25 yıldır süren ve Türkiye'yi kana bulayan PKK terörü…
PKK'nın 7. Kongre kararları doğrultusunda açıklanan «Demokratikleşme ve Barış İçin Acil Eylem Planı» ana hatlarıyla aşağıdaki taleplerden oluşmaktadır:
- OHAL kaldırılmalıdır.
- Olağanüstü mahkemeler lağvedilmelidir.
- İdam cezasının kaldırılması şarttır.
- Düşünce suçlularına genel af getirilmelidir.
- Merkezden yerel yönetime geçiş gerçekleşmelidir.
- Kürt dili ve kültürünün önündeki engeller kaldırılmalı; Kürtçe eğitim ve yayın ile BM sözleşmeleri çerçevesindeki tüm temel haklar tanınmalıdır.
- PKK, barış projesi kapsamında toplumun tüm kesimleriyle örgütlenme ve etkinlikte bulunma çabası içinde olmalıdır.
- Koruculuk sistemi kaldırılmalıdır.
PKK'nın bu siyasal hedeflerinden ilk üçü, AB üyelik süreci bahanesiyle gerçekleştirilmiştir! 5, 6,7 ve 8. maddelerin gerçekleştirilmesi için ise her kanaldan yoğun bir mücadele verilmektedir. Bu bağlamda Deniz Kavukçuoğlu «konunun PKK ile ilişkilendirilmesini» anlamsız bulsa da, «Kürtçenin, anadilde eğitimin devletin örgün okul programına alınmasını, üniversitelerde öğrenilecek/öğretilecek bir bilim dili olarak benimsenmesini» ya da Kürtçenin okullarda seçmeli ders olarak okutulmasını savunduğu sürece, bu çabaları PKK'nın siyasal amaçları açısından büyük bir «anlam» taşımaktadır!
Deniz Kavukçuoğlu,
«…Cumhuriyet okurlarının benim Türkiye'nin «üniter yapıda» bir «ulus devlet» Türkçenin de «devletin resmi» yurttaşlarının da «ortak» dili olarak kalmasından yana olduğumu bilmeleri gerekir diye düşünüyorum»
diyor.
Türkiye Cumhuriyeti'nin -Deniz Kavukçuoğlu'nun da benimsediğini iddia ettiği- bu nitelikleri anayasanın 3. maddesinde belirtilmiştir zaten:
«Türkiye Devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür. Dili Türkçedir.»
Bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı, eğer bu niteliklere ve anayasaya gerçekten saygılıysa, «Kürtçenin, anadilde eğitimin devletin örgün okul programına alınması», «söz konusu dilin «seçmeli ders» olarak Milli Eğitim müfredatına alınıp öğretilmesi» gibi talepler dile getiremez! Zira Kavukçuoğlu «devletin örgün okul programlarından» ve «Milli Eğitim müfredatından» bahsediyor! Milli Eğitim Bakanlığı ve onun bünyesindeki tüm okullar «dili Türkçe» olan ve Anayasanın 3. maddesinde nitelikleri tanımlanan devletin birer kurumudur.
Deniz Kavukçuoğlu, bunlara rağmen hâlâ aynı talepleri savunuyorsa, o zaman «Türkiye'nin «üniter yapıda» bir «ulus devlet» Türkçenin de «devletin resmi» yurttaşlarının da «ortak» dili olarak kalmasından yana olduğu» masalını gidip başkalarına anlatmalıdır!
Dahası Deniz Kavukçuoğlu, bölücü terör örgütü PKK'nın siyasal taleplerinden biri olan anadilde eğitim isteğini sanki bütün Kürt kökenli Türkiye Cumhuriyeti yurttaşlarının bir istemiymiş gibi sunuyor! 12 Eylül yönetiminin akıl ve mantık dışı uygulamaları ile ileri sürdüğü görüşlere meşruiyet kazandırmaya çalışan Kavukçuoğlu,
«Kürtlerin bu çabalara karşı tepki göstermeleri, bu çabalarda siyasal bir arka plan aramaları dolayısıyla konuyu siyasal düzleme çekmeleri doğal değil midir?»
diye soruyor! Böylece «PKK (ya da yasal uzantıları)= «Kürtler» denklemi ustalıkla kurulmuş oluyor! Kavukçuoğlu'na göre bu «sorunun çözümü de siyasal olacaktır.»
O «siyasal çözüm» ün ne olduğunu merak edenler, PKK'nın ya da yasal uzantılarının öneri ve taleplerine bakabilirler. «Özerklik-federasyon-bağımsızlık» ekseninde Türkiye'den kopmayı amaçlayan bu «siyasal çözüm» ün bugünkü aşamasının savunuculuğunu yapmak da «Türkiye'nin «üniter yapıda» bir «ulus devlet» Türkçenin de «devletin resmi» yurttaşlarının da «ortak» dili olarak kalmasından yana olduğu» nu açıklayan Cumhuriyet yazarı Kavukçuoğlu'na düşüyor!
Deniz Kavukçuoğlu, «Anlatamamanın Dayanılmaz Ağırlığı» ndan şikâyet ediyor, ama hiç üzülmesin Cumhuriyet Okurları kendisinin neyi anlattığını, savunduklarıyla hangi amaca hizmet ettiği gayet iyi anlıyor!
Tektürk 18 Haziran 2009, PerşembeDayanılmaz ağırlığın nedeni sanırım "Anlatamamak" değil, vatan hainliğinin yüklediği vicdan yüküdür.
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler.
Lütfen hesabınıza giriş yapın veya kaydolun.
Bölümler