Anasayfa arrow Bölümler arrow Sizden Gelenler arrow KAFALI ADAM...

KAFALI ADAM...

Yazar Samuel Butler, “Herkes doğruyu söyleyebilir, ama doğru dürüst yalan söyleyebilmek için kafalı bir adam olmak gerekir” diyor.

Türk siyasal yaşamı, kafasız yalancıların boy gösterdiği bir alan haline geldiği için bugün yalanın bini bir para… Birkaç yıl önce, bugün söylediğinin tam tersini söyleyen, üstelik bu söyledikleri kayıtlara da geçmiş olan biri, bugün çıkıp “barış havarisi” rolüne soyunabiliyor, demokrasi ve insan haklarını dilinden düşürmüyor, milletin gözünün içine bakarak yalanları sıralıyor. Şanlı Türk “demokrasisinin” dördüncü kuvveti medya da bu yalanları bilinçlere kazımak için çanak tutma işlevini başarıyla yerine getiriyor.


Demokratik Toplum Partisi (DTP) Genel Başkanı Ahmet Türk, Milliyet gazetesinden Devrim Sevimay ile yaptığı söyleşide (Milliyet, 16.11.2009) “Keşke PKK’nın siyasi kanadı olsaydık” diyor.

Değil misiniz peki?

Yanıtı Ahmet Türk’ten dinleyelim:

“Biz PKK’nın siyasi kanadı olarak ortaya çıkmadık ki, yıllardan sonra kurulan demokratik bir partiyiz. Bu yüzden zaten hep diyoruz: DTP, PKK değildir, ama Kürt sorununun bir parçasıdır.”

Şimdi söyleyin bakalım, Ahmet Türk “kafalı bir adam” mı?

“Siz hükümetin orta ve uzun vadede neler yapacağının da bugünden söylenmesini mi istiyorsunuz?” sorusunu “kafalı” Ahmet Türk şöyle yanıtlıyor:

“Şimdi elbette bu süreç, öyle basit bir süreç değil. Yani buz dağının görünen yüzü var, görünmeyen yüzü var, hepsini hesaplamamız lazım. Bugün Hükümet ‘ben bunları yapacağım’ diye çıktığı takdirde süreç tıkanabilir, biraz o tehlike de var. Biz bunları görüyoruz. 

Ancak madde madde olmasa da orta ve uzun vadedeki hedefini ortaya koyabilir. Hedefsiz hiçbir şey olmaz. Nihai amaç nedir? Gerçekten dillerin, kültürlerin özgürleştirilmesi midir? Gerçekten toplumsal uzlaşıyı, Kürt ve Türk halkının gönüllü birlikteliğini sağlayacak bir proje midir? Bunların bugünden anlatılması önemlidir.”

Ahmet Türk’e bu açık sözlülüğü için teşekkür etmek gerek… Gerçekten de millet, işte o “buzdağının görünmeyen yüzü”nü merak ediyor ve “nihai amaç nedir?” diye soruyor. Amaç, “gerçekten dillerin, kültürlerin özgürleştirilmesi midir, gerçekten toplumsal uzlaşı mıdır?”

Örneğin Ahmet Türk, silahların tamamen bırakılmasından ve PKK’nın dağdan inmesinden, terörün son bulmasından değil, sadece silahların susmasından bahsediyor:

“Anayasa değişikliği konusunda ciddi bir çalışma yapılırsa, kimliklerin, kültürlerin farklılıkların, zenginlik olduğu kabul edilirse, anayasal vatandaşlık esas alınırsa, ana dilde eğitim hakkı öz önünde tutulursa, bu dört başlık bile silahların susmasına yetiyor.”

Bu yaklaşımın nelerin yapılması gerektiğini dile getirmenin ötesinde, aslında örtük bir tehdit olduğu açıktır. Zira bu denilenler kabul edilmezse, silahlar susmayacak, terör devam edecektir! Bu tehdidi dile getirenin, TBMM’de göreve başlarken “devletin varlığı ve bağımsızlığını”, “vatanın bölünmez bütünlüğünü”, “milletin kayıtsız şartsız egemenliğini”, “toplumun huzur ve refahını” koruyacağına ve “anayasaya sadakatten ayrılmayacağına”, “namus” ve “şeref” üzerine ant içmiş biri olması da Türk siyasal yaşamında yalanın işlevini ortaya koymaktadır.

Peki, Ahmet Türk’ün tehdidine boyun eğip, bu talep edilenler yerine getirilirse ne olacaktır? Sözde “Kürt sorunu” çözülecek, terör bitecek midir?

Ahmet Türk, Milliyet’teki söyleşisinde bu yönde bir garanti vermiyor ve sadece “biz bu sürecin doğru ilerletilmesi için neler yapılması gerektiği noktasında düşüncelerimizi söyleriz” diyor. Açıktır ki bu “doğru”, PKK ve AKP’nin, kısacası emperyalizmin “doğrusu”dur.

Oysa bugün üstü kapalı tehditler savuran DTP Genel Başkanı Ahmet Türk, Radikal gazetesinden Neşe Düzel ile 17 Nisan 2004 tarihinde yaptığı söyleşide şunları söylüyordu:

"AB üyeliği Türkiye'nin demokratikleşmesini getirir. Bu Kürtleri rahatlatır. Demokratik bir Türkiye'den Kürtler de yararlanır. Tartışılacak, çözümlenecek çok sorun var. "Türkiye AB'ye giriyor, mesele bitti" diye de düşünülmemeli.”

Görüldüğü gibi Ahmet Türk, demokratik hak ve özgürlüklerin egemen olması ile Kürt sorununun son bulmayacağı görüşündedir. Şöyle devam ediyor:

"Kürt sorunu çözülmeyecek. AB üyeliği her şeyi çözseydi Bask ve IRA'yı da çözerdi. İspanya AB'ye girdikten çok uzun süre sonra, diyalog sonucunda verilen bazı haklarla bu noktaya geldi. AB üyeliği Türkiye'nin demokratikleşmesi ve Kürt sorunun demokratik çözümü, Kürtlerin bazı haklarının güvenceye alınması konusunda önemli bir adım, ama yeterli değil." (Radikal, 17.4.2006)

Ne var ki, aynı Ahmet Türk, Milliyet gazetesindeki söyleşinde Baykal’ı eleştirirken şunları söylüyor:

“…Tabii dünyadaki örnekleri de biliyoruz. İrlanda’da, Güney Afrika’da, İspanya’da nasıl oldu? Mesela Sayın Baykal diyor ki: ‘Dünyada hiç kimse böyle yapmış mıdır?’ Ben ETA örgütünün kopuş olmadan önce İspanya hükümetiyle Türkiye’de toplantı yaptığını biliyorum, toplantıya kimin katıldığını da biliyorum. İngiltere de aynısını yaptı. Tony Blair ‘Şeytanla bile görüşürüm’ dedi. Bu görüşmeleri yapana ‘Lord’luk unvanı verdiler.”

“Kafalı” Ahmet Türk’ün anlaşılan ya kafası biraz karışık ya da işine geldiği gibi yalan söylüyor! Oysa “kafalı adam” bilmelidir ki, “bir yalancının iyi bir hafızası olmalıdır.”

Sonuç olarak, kafalı adamların yalanlarına kimse kanmasın! “Nihai amaç” ne “dillerin, kültürlerin özgürleştirilmesi” ne “toplumsal uzlaşı” ne de “Kürt ve Türk halkının gönüllü birlikteliği”dir. Nihai amaç bağımsız Kürdistan’dır! Bu yolda sözde “demokratik açılım süreci” de AB üyeliği de “Kürtlerin bazı haklarının güvenceye alınması konusunda önemli bir adımdır, ama yeterli değildir." Onun için PKK hiçbir zaman silah bırakmayacak, hep bir adım sonrası için mücadele edecektir! Ta ki bağımsız Kürdistan’a ulaşana dek…

Bu süreçte Ahmet Türk gibi kafalı adamlara düşen de Türk milletini uyutmak olacaktır!

 

Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler.
Lütfen hesabınıza giriş yapın veya kaydolun.